16 Mart 2017 Perşembe

MELNİK , SOFYA , KOPRİVSHTİTSA , FİLİBE , HASKOVA , SVİLENGRAD


Yeni Mudanya`dan çıkıp Yeni Trilye , Yeni Bozcaada ve Petralona Mağarası derken Selanik`te fazla oyalanmadan Serez`e geçtik. Sınırı geçer geçmez ,
-Baba , Melnik diye bir yer var. Kayalarda piramit oluşumu varmış. Orayı merak ediyorum.
Deyince direksiyonu Melnik yoluna kırdık. Ben , tablette her zaman olduğu gibi navigasyona göre yol tarifi yapıyorum. Yol boyu içinden ya da yakınından geçtiğimiz köylerde ya hiç kilise yok , ya da yeni ve sade bir kilise yapılmış. Halbuki Yunanistan`da köylerde ve kasabalarda ilk göze çarpan yapı kiliselerdi.
Melnik öncesi geçtiğimiz büyükçe köyde yol kenarında kilim ve bal – pekmez satıcıları dikkatimi çekti. “Dönüşte mutlaka bir bakalım.” Deyip devam ettik. Yol boyunda büyük üzüm bağları. Zaten Melnik , önemli bir şarap merkeziymiş.
AB  yardımıyla restore edilmiş evler bir vadi boyunca uzuyor. “… Manastırı” tabelası yola devam etmemize yol açtı. Sağda – solda rüzgarın aşındırması ile piramide benzemiş toprak ve kaya oluşumları. Manastırdan önce önlerinde tezgahlar olan birkaç ev.
Manastır ahşap ve eski bir yapı. Dar bir kapıdan girilen avlunun etrafında iki katlı binada sıralı odalar. Ortada kilise. Hava bulutlandı ve akşam da yaklaştı. Manastır dışında bileklikler , renkli iplikler ve bezler asılı “dilek ağaçları” na bir kez daha bakıp dönüşe geçiyoruz.
Kilim satıcılarının önünde durunca pekmez sandığım şişelerde kırmızı , beyaz renklilerde de beyaz şarap olduğunu öğrenip tadıyoruz. Misket üzümünden yapıldığını söylüyorlar ve 2  litresi 5 Leva. Yani 10 TL. 2 litrelik bir şişe beyaz şarap ve bir kavanoz beyaz bal alıp yola çıkıyoruz. Bir yerden sonra yol gidiş gelişe dönüşüyor. Hava da kararınca derin vadilerdeki dere kenarlarında kıvrılarak ilerlerken zaman zaman tırların peşinde yavaşlamak zorunda kalıyoruz.
Sofya girişinde yüksek binalar. Merkezde zor da olsa oteli bulabiliyoruz. Boş bir yere bıraktığımız arabayı sabah saat 7  olmadan otelin 400 metre ilerisindeki öteki şubesinin garajına taşımamızı , aksi halde polisin çekeceğini söylüyorlar. Çok yorgunuz ve hemen dinlenmeye geçiyoruz.
Sabah yağmurla çıkıyoruz sokağa. Arabayı erkenden öteki otelin  otoparkına götürmüştü. Biz tümü yürüme mesafesindeki kiliseleri , Komünistler sarayını , parlamento ve kütüphane binasını dışarıdan görüp Mimar Sinan tarafından yapılan ve halen ibadete açık olan caminin önünden geçip 40 – 50 çeşmeden oluşan sıcak su içmelerine yöneliyoruz. İnsanlar , damacanalarını dolduruyor. Daha önce buralarda kaplıca olduğu söyleniyor. Az ileride Büyük Sinagog. Sokaklarda eski vagonları ile sık sık geçen tramvaylar.
Sofya sokaklarında yağmura , soğuğa aldırmadan birilerini bekleyen bayanlar. Benzerleri Sofya`dan uzaklaşırken yol kenarlarında da sık sık karşımıza çıktı…
Bu gece Filibe`de konaklayacağız da daha önce göreceğimiz bir yer var. Bulgaristan`da görülmesi gereken 10  yer içinde  Melnik ile birlikte sayılıyormuş. Burgaz yolunda ilerliyoruz. Gerek dün , gerekse bu gün geçtiğimiz yerlerde gördüğümüz karlı dağlar kayak için çok değişik seçenekler olduğunun göstergesi. Bu gün yeni yağmış karlar da var. Zaten bir süre sonra ana yoldan ayrılıp karlı ormanların içine dalıyoruz.
Yabancı bir ülkede , ıssız dağ yollarında pek de düzgün olmayan yollardayız. Bırakın arabanın arıza yapmasını , lastik patlasa ne yapacağımızı bilmiyoruz. Ne de olsa dershane sürücüsüyüz…
 , Etrafı karlı ormanlarla çevrili bir vadide dere kıyısının iki yakasına sıralanmış yüzlerce evden oluşan bir kasaba. 1877 – 78 savaşında ve Bulgaristan`ın bağımsızlık mücad
elesinde önemli roller üstlenmiş. AB  fonları ile evlerin çoğu restore edilmiş. Yazları epey kalabalık olmalı. Çünkü çeşitli festivallere ev sahipliği yapıyormuş. Ancak bu mevsimde evlerin çoğu kapalı. Yemek yiyecek bir yer de göremedik. WC  leri bile kapalıydı. Bu kadar insanın burada ne ile geçindiğini merak ederek yolumuza devam ettik.
Ormanlardan geçip düze indiğimizde verimli olduğunu tahmin ettiğim topraklar , ancak yoksul köylerden geçtik. Köylerde sahiplerini bekleyen leylek yuvaları…  
Filibe çok geniş ve gerçekten verimli topraklardan oluşan  bir ovanın ortasında yer alıyor. Kentin ortasından geçen nehir galiba Meriçin  bir kolu. Nehrin kenarındaki tepelerde eski Filibe… Birinde bir heykel , ötekinde antenler…
Çarşısı akşam oldu mu boşalıyor. Park içinde kırmızı – beyaz  ipten bebekler asılı ağaçlar. Nehrin üzerinde çarşılı köprü. Ancak eski bir yapı değil.
Bulgaristan`da fiyatlar Yunanistan`a göre daha ucuz. Özellikle benzin bize göre %25 daha ucuz. Alkollü içecekler ise gerek Yunanistan gerekse Bulgaristan`da bize göre çok çok ucuz. Çünkü  bizde alkolden alınan vergiler çok yüksek.
Ancak yemek yediğimiz mekanda -ki kaliteli bir yerdi- kredi kartı da , Euro da geçmiyordu. Hesabı ödemek için bankomattan Leva çekmek zorunda kaldık.
Bulgaristan`da son günümüz. Sabah Filibe turu yapıp yola çıkıyoruz. Önce Haskova`da bir kahve molası. Sonra sınıra en yakın kasaba olan Svilengrad. Kumarcıların kurtlarını döktüğü kasaba. Türkiye`de kumarhaneler yasaklanınca bir kısmı Kıbrıs , çoğu ise Bulgaristan`a taşınmış . Her tarafta kumarhane tabelası. Yol boyu kumarhane reklamları…
Büyük Nehir dedikleri Meriç nehrine paralel olarak ilerlerken depomuzu fulleyip sınıra varıyoruz. Çıkş kolay. Ancak girişte ufak çaplı bir arama.
Eşimle benim pasaportlar yeşil olduğu için vize sorunu yok. Ama , bizim pasaportların da süresi nerede ise doluyormuş. Dönüşte hemen yenilemeliyiz.
Sofya`ya kadar ve Sofya sonrası güzel bir havada yolculuk ettik. Yeşilköy`de bir gece kalıp İzmit – Sapanca – Pamukova – İznik – Yenişehir üzerinden eve döndüğümüzde doğum günümü ve emekçi kadınlar gününü de kutlamış olduk.
     15 Mart 2017         20 35   

Hiç yorum yok: