15 Mart 2017 Çarşamba

DEDEAĞAÇ , GÜMÜLCİNE , İSKEÇE , KAVALA , HALKİDİKİ, SELANİK , SEREZ


Doğum günüm yaklaştı mı ayaklarım kaşınmaya başlar. Geçen yıl Gökçeada keşfine çıkmıştık da eylül sonunda bir kez daha gitmiştim. Bu kez oğlum arabası ile Kuzey Yunanistan – Bulgaristan gezisini planladı.
Yaşilköy`den kapalı ve sisli bir havada çıktık yola. Yağmur atıştırıyor , sis yüzünden etrafımızı görmemiz zorlaşıyordu.
İpsala sınır kapısına kadar olan yolu birkaç kez geçtiğim için iyi biliyorum. Merakım , sınırdan çıkış ve kontroller. Tır kuyruğu  epey uzun , ancak biz soldan ilerliyoruz ve önümüz boş. Uluslararası sigorta elimde.
Önce plakayı işliyor görevli ve “aracınız ilk kez yurt dışına çıkıyor” diyor. İleriki görevli pasaportlarımızı ve yurt dışı çıkış harç pullarını kontrol ediyor. Son olarak ehliyet , ruhsat kontrolü ve “iyi yolculuklar…” Araçtan inmeden oluyor bunlar.
Meriç üzerindeki köprünün yarısı kırmızı- beyaz , yarısı mavi – beyaz. Aynı işlemler bir kez daha tekrarlanıyor ve araçtan inmeden yola koyuluyoruz.
İlk durağımız  Dedeağaç. Oteli bulup yerleşme ve ver elini Makri. Güzel bir kumsal. Önümüzde Semendirek ve Tasos adaları. Her taraf zeytin bahçesi ve Makri içinde zeytinyağı tesisleri.
Yemek Aya Yorgi`de mi yenecek? Deniz manzaralı güzel bir mekan. Buralarda kabak kızartması olmazsa olmazımız. İncecik kesilmiş kabak dilimleri bol yağ içinde gevrecik kızartılmış. Yanına da caciki oldu mu harika. Peynir salataların bile vazgeçilmezi. Kızartmaları da güzel. Beyaz şarap kendi yapımları.
Kahve Dedeağaç içinde içilir. Akşam yemeği için de güzel bir mekan. İşletme Türklere ait. Nar ekşili özel salatalarını çok sevdik. Kıyıdan – köşeden deniz mahsullerine de alışıyoruz.
Gece kordon boyunda yürürken Saroz körfezinin ışıklarına bakıyoruz.
Yunanistan`a daha önceki gelişimde de dikkatimi çekmişti. Yol kenarlarında “Şapel” adı verilen mini kiliseler. 1  metreden 3,5 – 4  metreye kadar yüksekliği olan ve hazır olarak da satılan şapellerin içinde Meryem ve İsa resimleri , mum , şarap bulunuyor ve sürekli bakımlı tutuluyor. Trafik kazalarında ölenler için konduğunu öğrendim.
Bulgaristan`da Şapel yerine haç gibi nesneler konmuştu.
Sabah erkenden yoldayız. Denizden ayrılıp içeri doğru döndük. İlk durak Gümülcine. Yola yakın köylerde minare gördük mü Türklerin yaşadığını anlıyoruz. Görünen o ki buralarda halk epey fakir. Zaten Gümülcine de pek gelişmemiş. Şehir duvarları , camiler , Türkçe tabelalar… Birkaç genç kavanozlarda turşu satıyor. Börek ve poğaçaları güzel. Kilise imarethanesi çok büyük.
Fazla oyalanmadan İskeçe`ye yöneliyoruz. Radyoda Türkçe yayın yapan bir istasyon. Türküler , oyun havaları…
Yol boyu güneş paneli tarlaları. Burada epey yaygın.
Hemen Eski İskeçe`ye yöneliyoruz. Yamaçta daracık sokaklar ve eski tip evler. Bahçeli , cumbalı… Tepelere tırmanan merdivenler… Bir okulun bahçesinde cıvıl cıvıl çocuklar… Hemen yanında kilise ve önünde muhabbet eden papazlar. Sokak aralarında kafeler , barlar…
- Şurası Türk Konsolosluğu da kime hizmet ettikleri belli değil…
Türk olduğumuzu anlamış olmalı ki Türkçe konuşuyor iri yarı adam. Hafta sonunda karnavalın finali yaşanacak. Direklerde maskeler… Meydanda görevliler hazırlık yapıyor. Sokak kafeleri dolu. Biz de bir kahve içiyoruz…
Bu gece Kavala`da konaklayacağız.
Kavala`da önce arabaya bir yer bulup karnımızı doyuruyoruz. İşletme sahibi “Babam Konya`lı , annem Niğde`li” diyor. Kahveleri tepede , limana bakan güzel bir kafede içiyoruz. Sonra tam tepede yer alan okul ve kilisenin etrafından , Kavala`lı Muhammed Ali ( Mehmet Ali ) paşa heykelinin önünden sokak aralarına giriyoruz. Bir cami , restore edilmiş evler ve daracık sokaklar.
Araba ile su kemerinin altından geçip geri dönerek Filippoi antik kentine gidiyoruz. Açık hava tiyatrosu ve müze kapalı. Akşam da oluyor. Otelde yemek yok. Yiyecek bir şeyler alıp Kavala`ya tepeden bakan otelimize yerleşiyoruz.
Sabah balkondan güneşin doğuşunu izleyip yola koyuluyoruz. Bu gün hep merak ettiğim bir bölgeyi gezeceğiz: Halkidiki. Selanik`in güney doğusunda denize doğru uzanan üç parmak…
Birinci parmakta Ouranoupoli  kasabasından öteye geçmek yasak. Çünkü yarımadanın bundan sonraki bölgesi özerk. Bu bölgeye kadınların girmesi yasak ve onlarca kilise ve manastırda rahipler , papazlar yaşıyor. Önceden izin alınarak ve belli kontenjanlarla yalnız erkeklerin girebildiği bölge hac mekanı.
Biz , şirin kasabanın sokaklarında dolaşıyoruz. Dün Kavala`da gördüğümüz mimoza burada da açmış. Ancak KAMELYA ağacının çiçekleri muhteşem. Limanın ağzında eski bir ahşap yapı. Müze olmalı. Az ileride bir ada ve adaya yolcu taşıyan tekne biz gelince hareket etti.
İkinci parmakta da bir tur atıp açlığımızı gidermek üzere üçüncü parmakta Afytos`a gidiyoruz. Deniz kıyısındaki lokanta sezon için çok erken olmasına karşın epey kalabalık. Dönüşte  Nea Fokaia ( Yeni Foça ) sokaklarını dolaşıp Nea Moudania ( Yeni Mudanya ) daki otelimize yerleşiyoruz. Kordon ve arkasındaki sokak Mudanya`yı andırıyor. Güneşin batışı da harika.
Mübadele ile Anadolu`dan göç edenler genellikle bu bölgeye yerleşmiş. Yeni Marmara , yeni Bozcaada , Yeni Trilye , Yeni Foça , Yeni Mudanya…
Yeni Trilye , Yeni Bozcaada ve  Petralona mağarası ki sarkıtları , dikitleri ve içinde çıkan 6 000 yıllık kafatası … Bu gün Pazar. Köylüler en yeni , en temiz giysilerini giymişler, kiliseye gidiyorlar.
Selanik`te kordon boyunda bir tur ve kahve molası , Atatürk Evi ve Atatürk`ün uğradığı söylenen 150 yıllık tarihi meyhane… Roma kalıntıları , cami , kiliseler…
Yolumuz uzun. Önce Serez`e uğrayacağız. Şeyh Bedrettin destanında Serez çarşısında , bedestende idam edildiğinden söz edilir. Bedesten bu gün müze olarak kullanılan kubbeli bir mekan. Sanki bütün Serez halkı bu gün lokantalarda. Aileler yeni giysileri ile grup grup yemek yiyor.
Fazla oyalanmaya gelmez. Akşama Sofya`da olacağız da daha önce Melnik var.
AB üyesi olduklarından çıkış ve giriş kolay oluyor.
Kuzey Yunanistan 3 gece ve 3,5 günde tamam.
Yunanistan krizde. Atatürk`ün devam ettiği söylenen meyhanede kahve içerken yanımıza gelen Türk :
- Bir zamanlar zorla kredi kartı veriyorlardı. Bir baktık kriz gelmiş. Önce yabancılar fabrikaları söküp  başka ülkelere  taşıdı. Ardından işsizlik başladı. Ödenemeyen kredi kartı ve kredi borçları ve ülke iflas etti. Halimiz perişan. Sizi de aynı akıbet bekliyor…
Deyince beni bir düşüncedir aldı… İlk aklıma gelen konut kredisi kullananlar oldu. Sonrası çorap söküğü gibi gelir…
Bakalım Bulgaristan`da durum nasıl?
          15 Mart 2017           16 35          

Hiç yorum yok: