28 Mart 2017 Salı

BAŞIMI ALIP GİDESİM VAR



Alıp başımı gidesim var,
Ege`de ıssız bir koyda kaybolmak ,
Palamut Bükü`nde ılgın ağaçları altında serinlemek,
Kekova`da denize dalıp Batık Kent`i yurt edinmek istiyorum.

Gazipaşa`da muz bahçelerinde ırgatlık etmek ,
Aydıncık girişinde Soğuk Su kenarında saç kavurma yemek ,
Musa Dağı`ndan  inerken Vakıf Köy`de alış – veriş etmek ,
Zeugma mozaiklerinde derin hayallere dalmak istiyorum.

Birecik`te Kelaynak kuşlarına bakıp Fırat`a ağıtlar yakmak,
Hasankeyf`te sandalla gezerken Rum Kale`sini selamlamak,
Midyat`ın taş evlerinde konaklamak,
Nemrut tanrılarına konuk olmak istiyorum.

Muş dağlarında ters lale toplamak ,
Erzincan`da tandır kebabı , tandır ekmeği yemek,
Palandöken`de karlarda yuvarlanmak,
Çoruh nehrinde balık tutmak istiyorum.

Hamsi Köy`ün sütlacı , Zigana`nın yaylaları,
Karadeniz`in coşkun dalgaları ,
Arhavi`li İsmail`in kürek çeken kolları ,
Hopa`dan Artvin`e geçmek istiyorum.

Gün doğumunda Sinop Hapishanesinde mahkum olup ,
Güneş batarken Meriç kıyısında kadeh tokuşturmak,
Gökçeada`da Madam`ın kahvesini içip,
Behramkale`den Ege`ye bakmak istiyorum.

Başımı alıp gidesim var,
Issız koylarda kaybolmak ,
Kumsallarda şişemden şarap yudumlamak,
Dalga sesinde hüzzam şarkı dinlemek istiyorum…

28 Mart 2017  11 15   

16 Mart 2017 Perşembe

MELNİK , SOFYA , KOPRİVSHTİTSA , FİLİBE , HASKOVA , SVİLENGRAD


Yeni Mudanya`dan çıkıp Yeni Trilye , Yeni Bozcaada ve Petralona Mağarası derken Selanik`te fazla oyalanmadan Serez`e geçtik. Sınırı geçer geçmez ,
-Baba , Melnik diye bir yer var. Kayalarda piramit oluşumu varmış. Orayı merak ediyorum.
Deyince direksiyonu Melnik yoluna kırdık. Ben , tablette her zaman olduğu gibi navigasyona göre yol tarifi yapıyorum. Yol boyu içinden ya da yakınından geçtiğimiz köylerde ya hiç kilise yok , ya da yeni ve sade bir kilise yapılmış. Halbuki Yunanistan`da köylerde ve kasabalarda ilk göze çarpan yapı kiliselerdi.
Melnik öncesi geçtiğimiz büyükçe köyde yol kenarında kilim ve bal – pekmez satıcıları dikkatimi çekti. “Dönüşte mutlaka bir bakalım.” Deyip devam ettik. Yol boyunda büyük üzüm bağları. Zaten Melnik , önemli bir şarap merkeziymiş.
AB  yardımıyla restore edilmiş evler bir vadi boyunca uzuyor. “… Manastırı” tabelası yola devam etmemize yol açtı. Sağda – solda rüzgarın aşındırması ile piramide benzemiş toprak ve kaya oluşumları. Manastırdan önce önlerinde tezgahlar olan birkaç ev.
Manastır ahşap ve eski bir yapı. Dar bir kapıdan girilen avlunun etrafında iki katlı binada sıralı odalar. Ortada kilise. Hava bulutlandı ve akşam da yaklaştı. Manastır dışında bileklikler , renkli iplikler ve bezler asılı “dilek ağaçları” na bir kez daha bakıp dönüşe geçiyoruz.
Kilim satıcılarının önünde durunca pekmez sandığım şişelerde kırmızı , beyaz renklilerde de beyaz şarap olduğunu öğrenip tadıyoruz. Misket üzümünden yapıldığını söylüyorlar ve 2  litresi 5 Leva. Yani 10 TL. 2 litrelik bir şişe beyaz şarap ve bir kavanoz beyaz bal alıp yola çıkıyoruz. Bir yerden sonra yol gidiş gelişe dönüşüyor. Hava da kararınca derin vadilerdeki dere kenarlarında kıvrılarak ilerlerken zaman zaman tırların peşinde yavaşlamak zorunda kalıyoruz.
Sofya girişinde yüksek binalar. Merkezde zor da olsa oteli bulabiliyoruz. Boş bir yere bıraktığımız arabayı sabah saat 7  olmadan otelin 400 metre ilerisindeki öteki şubesinin garajına taşımamızı , aksi halde polisin çekeceğini söylüyorlar. Çok yorgunuz ve hemen dinlenmeye geçiyoruz.
Sabah yağmurla çıkıyoruz sokağa. Arabayı erkenden öteki otelin  otoparkına götürmüştü. Biz tümü yürüme mesafesindeki kiliseleri , Komünistler sarayını , parlamento ve kütüphane binasını dışarıdan görüp Mimar Sinan tarafından yapılan ve halen ibadete açık olan caminin önünden geçip 40 – 50 çeşmeden oluşan sıcak su içmelerine yöneliyoruz. İnsanlar , damacanalarını dolduruyor. Daha önce buralarda kaplıca olduğu söyleniyor. Az ileride Büyük Sinagog. Sokaklarda eski vagonları ile sık sık geçen tramvaylar.
Sofya sokaklarında yağmura , soğuğa aldırmadan birilerini bekleyen bayanlar. Benzerleri Sofya`dan uzaklaşırken yol kenarlarında da sık sık karşımıza çıktı…
Bu gece Filibe`de konaklayacağız da daha önce göreceğimiz bir yer var. Bulgaristan`da görülmesi gereken 10  yer içinde  Melnik ile birlikte sayılıyormuş. Burgaz yolunda ilerliyoruz. Gerek dün , gerekse bu gün geçtiğimiz yerlerde gördüğümüz karlı dağlar kayak için çok değişik seçenekler olduğunun göstergesi. Bu gün yeni yağmış karlar da var. Zaten bir süre sonra ana yoldan ayrılıp karlı ormanların içine dalıyoruz.
Yabancı bir ülkede , ıssız dağ yollarında pek de düzgün olmayan yollardayız. Bırakın arabanın arıza yapmasını , lastik patlasa ne yapacağımızı bilmiyoruz. Ne de olsa dershane sürücüsüyüz…
 , Etrafı karlı ormanlarla çevrili bir vadide dere kıyısının iki yakasına sıralanmış yüzlerce evden oluşan bir kasaba. 1877 – 78 savaşında ve Bulgaristan`ın bağımsızlık mücad
elesinde önemli roller üstlenmiş. AB  fonları ile evlerin çoğu restore edilmiş. Yazları epey kalabalık olmalı. Çünkü çeşitli festivallere ev sahipliği yapıyormuş. Ancak bu mevsimde evlerin çoğu kapalı. Yemek yiyecek bir yer de göremedik. WC  leri bile kapalıydı. Bu kadar insanın burada ne ile geçindiğini merak ederek yolumuza devam ettik.
Ormanlardan geçip düze indiğimizde verimli olduğunu tahmin ettiğim topraklar , ancak yoksul köylerden geçtik. Köylerde sahiplerini bekleyen leylek yuvaları…  
Filibe çok geniş ve gerçekten verimli topraklardan oluşan  bir ovanın ortasında yer alıyor. Kentin ortasından geçen nehir galiba Meriçin  bir kolu. Nehrin kenarındaki tepelerde eski Filibe… Birinde bir heykel , ötekinde antenler…
Çarşısı akşam oldu mu boşalıyor. Park içinde kırmızı – beyaz  ipten bebekler asılı ağaçlar. Nehrin üzerinde çarşılı köprü. Ancak eski bir yapı değil.
Bulgaristan`da fiyatlar Yunanistan`a göre daha ucuz. Özellikle benzin bize göre %25 daha ucuz. Alkollü içecekler ise gerek Yunanistan gerekse Bulgaristan`da bize göre çok çok ucuz. Çünkü  bizde alkolden alınan vergiler çok yüksek.
Ancak yemek yediğimiz mekanda -ki kaliteli bir yerdi- kredi kartı da , Euro da geçmiyordu. Hesabı ödemek için bankomattan Leva çekmek zorunda kaldık.
Bulgaristan`da son günümüz. Sabah Filibe turu yapıp yola çıkıyoruz. Önce Haskova`da bir kahve molası. Sonra sınıra en yakın kasaba olan Svilengrad. Kumarcıların kurtlarını döktüğü kasaba. Türkiye`de kumarhaneler yasaklanınca bir kısmı Kıbrıs , çoğu ise Bulgaristan`a taşınmış . Her tarafta kumarhane tabelası. Yol boyu kumarhane reklamları…
Büyük Nehir dedikleri Meriç nehrine paralel olarak ilerlerken depomuzu fulleyip sınıra varıyoruz. Çıkş kolay. Ancak girişte ufak çaplı bir arama.
Eşimle benim pasaportlar yeşil olduğu için vize sorunu yok. Ama , bizim pasaportların da süresi nerede ise doluyormuş. Dönüşte hemen yenilemeliyiz.
Sofya`ya kadar ve Sofya sonrası güzel bir havada yolculuk ettik. Yeşilköy`de bir gece kalıp İzmit – Sapanca – Pamukova – İznik – Yenişehir üzerinden eve döndüğümüzde doğum günümü ve emekçi kadınlar gününü de kutlamış olduk.
     15 Mart 2017         20 35   

15 Mart 2017 Çarşamba

DEDEAĞAÇ , GÜMÜLCİNE , İSKEÇE , KAVALA , HALKİDİKİ, SELANİK , SEREZ


Doğum günüm yaklaştı mı ayaklarım kaşınmaya başlar. Geçen yıl Gökçeada keşfine çıkmıştık da eylül sonunda bir kez daha gitmiştim. Bu kez oğlum arabası ile Kuzey Yunanistan – Bulgaristan gezisini planladı.
Yaşilköy`den kapalı ve sisli bir havada çıktık yola. Yağmur atıştırıyor , sis yüzünden etrafımızı görmemiz zorlaşıyordu.
İpsala sınır kapısına kadar olan yolu birkaç kez geçtiğim için iyi biliyorum. Merakım , sınırdan çıkış ve kontroller. Tır kuyruğu  epey uzun , ancak biz soldan ilerliyoruz ve önümüz boş. Uluslararası sigorta elimde.
Önce plakayı işliyor görevli ve “aracınız ilk kez yurt dışına çıkıyor” diyor. İleriki görevli pasaportlarımızı ve yurt dışı çıkış harç pullarını kontrol ediyor. Son olarak ehliyet , ruhsat kontrolü ve “iyi yolculuklar…” Araçtan inmeden oluyor bunlar.
Meriç üzerindeki köprünün yarısı kırmızı- beyaz , yarısı mavi – beyaz. Aynı işlemler bir kez daha tekrarlanıyor ve araçtan inmeden yola koyuluyoruz.
İlk durağımız  Dedeağaç. Oteli bulup yerleşme ve ver elini Makri. Güzel bir kumsal. Önümüzde Semendirek ve Tasos adaları. Her taraf zeytin bahçesi ve Makri içinde zeytinyağı tesisleri.
Yemek Aya Yorgi`de mi yenecek? Deniz manzaralı güzel bir mekan. Buralarda kabak kızartması olmazsa olmazımız. İncecik kesilmiş kabak dilimleri bol yağ içinde gevrecik kızartılmış. Yanına da caciki oldu mu harika. Peynir salataların bile vazgeçilmezi. Kızartmaları da güzel. Beyaz şarap kendi yapımları.
Kahve Dedeağaç içinde içilir. Akşam yemeği için de güzel bir mekan. İşletme Türklere ait. Nar ekşili özel salatalarını çok sevdik. Kıyıdan – köşeden deniz mahsullerine de alışıyoruz.
Gece kordon boyunda yürürken Saroz körfezinin ışıklarına bakıyoruz.
Yunanistan`a daha önceki gelişimde de dikkatimi çekmişti. Yol kenarlarında “Şapel” adı verilen mini kiliseler. 1  metreden 3,5 – 4  metreye kadar yüksekliği olan ve hazır olarak da satılan şapellerin içinde Meryem ve İsa resimleri , mum , şarap bulunuyor ve sürekli bakımlı tutuluyor. Trafik kazalarında ölenler için konduğunu öğrendim.
Bulgaristan`da Şapel yerine haç gibi nesneler konmuştu.
Sabah erkenden yoldayız. Denizden ayrılıp içeri doğru döndük. İlk durak Gümülcine. Yola yakın köylerde minare gördük mü Türklerin yaşadığını anlıyoruz. Görünen o ki buralarda halk epey fakir. Zaten Gümülcine de pek gelişmemiş. Şehir duvarları , camiler , Türkçe tabelalar… Birkaç genç kavanozlarda turşu satıyor. Börek ve poğaçaları güzel. Kilise imarethanesi çok büyük.
Fazla oyalanmadan İskeçe`ye yöneliyoruz. Radyoda Türkçe yayın yapan bir istasyon. Türküler , oyun havaları…
Yol boyu güneş paneli tarlaları. Burada epey yaygın.
Hemen Eski İskeçe`ye yöneliyoruz. Yamaçta daracık sokaklar ve eski tip evler. Bahçeli , cumbalı… Tepelere tırmanan merdivenler… Bir okulun bahçesinde cıvıl cıvıl çocuklar… Hemen yanında kilise ve önünde muhabbet eden papazlar. Sokak aralarında kafeler , barlar…
- Şurası Türk Konsolosluğu da kime hizmet ettikleri belli değil…
Türk olduğumuzu anlamış olmalı ki Türkçe konuşuyor iri yarı adam. Hafta sonunda karnavalın finali yaşanacak. Direklerde maskeler… Meydanda görevliler hazırlık yapıyor. Sokak kafeleri dolu. Biz de bir kahve içiyoruz…
Bu gece Kavala`da konaklayacağız.
Kavala`da önce arabaya bir yer bulup karnımızı doyuruyoruz. İşletme sahibi “Babam Konya`lı , annem Niğde`li” diyor. Kahveleri tepede , limana bakan güzel bir kafede içiyoruz. Sonra tam tepede yer alan okul ve kilisenin etrafından , Kavala`lı Muhammed Ali ( Mehmet Ali ) paşa heykelinin önünden sokak aralarına giriyoruz. Bir cami , restore edilmiş evler ve daracık sokaklar.
Araba ile su kemerinin altından geçip geri dönerek Filippoi antik kentine gidiyoruz. Açık hava tiyatrosu ve müze kapalı. Akşam da oluyor. Otelde yemek yok. Yiyecek bir şeyler alıp Kavala`ya tepeden bakan otelimize yerleşiyoruz.
Sabah balkondan güneşin doğuşunu izleyip yola koyuluyoruz. Bu gün hep merak ettiğim bir bölgeyi gezeceğiz: Halkidiki. Selanik`in güney doğusunda denize doğru uzanan üç parmak…
Birinci parmakta Ouranoupoli  kasabasından öteye geçmek yasak. Çünkü yarımadanın bundan sonraki bölgesi özerk. Bu bölgeye kadınların girmesi yasak ve onlarca kilise ve manastırda rahipler , papazlar yaşıyor. Önceden izin alınarak ve belli kontenjanlarla yalnız erkeklerin girebildiği bölge hac mekanı.
Biz , şirin kasabanın sokaklarında dolaşıyoruz. Dün Kavala`da gördüğümüz mimoza burada da açmış. Ancak KAMELYA ağacının çiçekleri muhteşem. Limanın ağzında eski bir ahşap yapı. Müze olmalı. Az ileride bir ada ve adaya yolcu taşıyan tekne biz gelince hareket etti.
İkinci parmakta da bir tur atıp açlığımızı gidermek üzere üçüncü parmakta Afytos`a gidiyoruz. Deniz kıyısındaki lokanta sezon için çok erken olmasına karşın epey kalabalık. Dönüşte  Nea Fokaia ( Yeni Foça ) sokaklarını dolaşıp Nea Moudania ( Yeni Mudanya ) daki otelimize yerleşiyoruz. Kordon ve arkasındaki sokak Mudanya`yı andırıyor. Güneşin batışı da harika.
Mübadele ile Anadolu`dan göç edenler genellikle bu bölgeye yerleşmiş. Yeni Marmara , yeni Bozcaada , Yeni Trilye , Yeni Foça , Yeni Mudanya…
Yeni Trilye , Yeni Bozcaada ve  Petralona mağarası ki sarkıtları , dikitleri ve içinde çıkan 6 000 yıllık kafatası … Bu gün Pazar. Köylüler en yeni , en temiz giysilerini giymişler, kiliseye gidiyorlar.
Selanik`te kordon boyunda bir tur ve kahve molası , Atatürk Evi ve Atatürk`ün uğradığı söylenen 150 yıllık tarihi meyhane… Roma kalıntıları , cami , kiliseler…
Yolumuz uzun. Önce Serez`e uğrayacağız. Şeyh Bedrettin destanında Serez çarşısında , bedestende idam edildiğinden söz edilir. Bedesten bu gün müze olarak kullanılan kubbeli bir mekan. Sanki bütün Serez halkı bu gün lokantalarda. Aileler yeni giysileri ile grup grup yemek yiyor.
Fazla oyalanmaya gelmez. Akşama Sofya`da olacağız da daha önce Melnik var.
AB üyesi olduklarından çıkış ve giriş kolay oluyor.
Kuzey Yunanistan 3 gece ve 3,5 günde tamam.
Yunanistan krizde. Atatürk`ün devam ettiği söylenen meyhanede kahve içerken yanımıza gelen Türk :
- Bir zamanlar zorla kredi kartı veriyorlardı. Bir baktık kriz gelmiş. Önce yabancılar fabrikaları söküp  başka ülkelere  taşıdı. Ardından işsizlik başladı. Ödenemeyen kredi kartı ve kredi borçları ve ülke iflas etti. Halimiz perişan. Sizi de aynı akıbet bekliyor…
Deyince beni bir düşüncedir aldı… İlk aklıma gelen konut kredisi kullananlar oldu. Sonrası çorap söküğü gibi gelir…
Bakalım Bulgaristan`da durum nasıl?
          15 Mart 2017           16 35          

8 Mart 2017 Çarşamba

İNANÇ



İnanç , tartışılamaz , sorgulanamaz düşünceler , kavramlar bütünü diye de tanımlanabilir. Değişik toplulukların farklı inançları olabilir. Örneğin Hindular için inek kutsaldır. Rayların üzerine yattığında tren isterse bir “öküz” ü taşısın inek yerinden kalkmadıkça tren hareket edemez.
Anadolu`da sayısız kutsal çeşme ( Bazılarına ayazma derler ), kutsal ağaç, kutsal mekan ( türbe ) bulunur. Ağaçlara dilek dileyip çaputlar asarlar. Çeşmenin suyundan içenin şifa bulacağına inanılır. Türbe olarak bilinen mezarda kimin ya da neyin bulunduğu kesin olarak bilinmese de (bazı  mezarların boş olduğu , bazı mezarlarda ise hayvan iskeleti çıktığı bilinse de ) ziyaretçilerin her türlü dileğini karşılayacağına inanılmaktadır.
Örneğin “Somuncu Baba “ ( ki İsa`nın bir avuç yiyecekle binlerce kişiyi doyurması söyleminin karşılığıdır ) maddi dilekleri karşılar. “Tezveren Sultan” istekleri çar çabuk karşılar. “Göbek Attıran Etham Dede” ise çocuğu olmayanların şifa kaynağıdır. Yalnız burada dilekte bulunan , çocuğu olduğunda gelip mutlaka göbek atmalıdır.
6 günlük Yunanistan – Bulgaristan gezisi sırasında “inanç” ların ne kadar benzer olduğunu gördüm.
Yunanistan`da yol kenarları şapeller ( Bir karış boyunda olandan 3 metre yükseklikte olanına kadar minyatür kilise ) ile dolu. Aileler , kazada ölen yakınları için kaza yerine koyuyormuş. Şapellerin içinde İsa ve Meryem resimleri , şarap ve yanan mumlar bulunuyordu.  Mezarlıklarında her mezarda orada yatanın fotoğrafı ve kutsal başka resimler gördüm.
Bulgaristan`da ise bir manastır çevresindeki ağaçlarda renk renk bileklikler , renkli iplikler bağlıydı. Plovdiv ( Filibe ) ve Haskova`da ağaçların gövdesinin kırmızı – beyaz iplerle sarılı olduğunu ve dallarına kırmızı – beyaz iplerden yapılma bebekler bağlandığını gördüm.
Hindu olsun , Müslüman ya da hristiyan olsun benzer inançlara sahip olduğunu görünce hiç şaşırmadım.
Beni şaşırtmayanlardan biri de Selanik`te siyah çarşaf ve türbanlı iki rahibe idi. Gencecik ve uzun boyluydular. Türkiye`nin  herhangi bir  yerinde gezseler kimse tarafından yadırganmazlar.
Anlayacağınız inançların kıyafetleri de ortak…
          08 Mart 2017      22 35