25 Şubat 2017 Cumartesi

ORKİDE ORMANI



Orkideleri yaşatamazdım , ta ki yeni evimize taşınana dek. Şimdi masamın üstünde 5 çeşit orkide. Ben “mavi orkide” aradım. Ancak çiçekçi “gerçek mavi orkide yok.  Yerlisi mavi boyalı , ithali ise damarlarına mavi boya sıkılmış olarak geliyor. Her ikisi de bir sonraki yıl beyaza dönüyor. Boşa harcayacak paran varsa 90 TL , 100 TL  ödeyip alabilirsin.” Deyince vaz geçtim. Elimdekiler şimdilik renk renk açıyor. Beşi de açınca göreceğim gerçek renkleri miymiş diye.
Bu gün bir paylaşımda okudum: Edirne Karaağaç köyünde bir çiftçi 34 yıl önce yaralı olarak bulup tedavi ettirdiği ve o günden bu yana kendisini terk etmeyen kuğu ile olan dostluğunu anlatıyordu. Güzelliğin , zerafetin simgesi kuğu 34 yıldır dostunu terk etmiyormuş. Öteki kuğular uçup göç ederken dostumuz hep çiftçinin yanında kalıyormuş. Çiftçiye o kadar bağlıymış ki yanına başka bir canlı yaklaştığında hemen kıskanıyormuş.
Saman alevi gibi gelip geçen aşkları , kısa ömürlü dostlukları düşündüm. Tıpkı orkideler gibi özen gösterilmediği için yaşamıyor , solup yitiyor. Ben sevgi ve dostluğa özen göstermeye çabalarım. Kedilerden , çiçeklerden bu özene pozitif karşılıklar alırım genellikle. Ancak insanlar nedense çabucak bıkıyor dostlarından. Sıkıntısı geçene kadar gösterdiği özen daha sonra  ihmale dönüşüyor. Orkide ışık , besin , temiz hava konusunda çok titiz oluyor. Bütün bunların yanında sevginizin gerçek olup olmadığını da seziyor. Gerçek sevgiye bol bol çiçek açarak karşılık veriyor.
Yalnız orkide mi? Melisa , şebboy , sümbül de sevginize bol bol koku yayarak karşılık vermiyor mu? Işık , besin , rüzgar tamam da sevgi yoksa hiçbir şey yaşamıyor. Masada orkideler ; balkonda melisa , şebboy , ıtır ; bahçede  laleler , kardelenler , sümbüller , yasemin , hanımeli , güller , şebboylar hem çiçekleri , hem de kokuları ile sevgimizin karşılığını veriyor. Üstüne mahallenin 20 kadar kedisi karnını doyurmak için olsun her gün birkaç kez uğruyor. Bunlar yetmezse çantamıza birkaç ekmek koyup kırlara çıkıyoruz. Kardelenler , çiğdemler , papatyalarla muhabbet edip terk edilmiş köpekleri doyuruyoruz. Karınları doyunca o kadar mutlu oluyorlar ki.
Siz de deneyin. Orkideleri , melisaları , şebboyları yaşatmayla başlayın işe. Sonra yemeklerinizden artanları kedilerle paylaşın. Kırlara giderken yanınıza mutlaka birkaç tane ekmek alın. Terk edilmiş o kadar çok aç köpek var ki. Hem bu köpekler kanınızı emen “aç köpek”lere de benzemiyor. Ekmek uzattığınız eli ısırmadığı gibi size minnet duyuyor. Kırların temiz havasına huzuru katık ediyorsunuz. Az şey mi?
                25 Şubat 2017    21 40      

18 Şubat 2017 Cumartesi

ZEUS , KESTİĞİMİZ KURBANLARI GERİ VER


Küçükkuyu`dan Adatepe`ye gidip, oradan Zeus sunağına yürüyünce manzara başımı döndürdü. Solda Ayvalık , Edremit , Akçay , Altınoluk ; hemen önümüzde Küçükkuyu ve uçsuz bucaksız Ege denizi. Arkamız İDA dağları. Hani Zeus`un ve öteki tanrıların yurdu. Zaten önümde de Zeus sunağı. Burnuma kesilen kurbanların kokusu gelmese de burada ve öteki tapınaklarda “Tanrı” lara kesilen kurbanları , sunulan hediyeleri hayal edebiliyorum. Aklıma gelenler kafamı karıştırıyor. O kurbanları Zeus yemediğine , hediyeler de Zeus`a ulaşmadığına göre ( yoksa hala yaşardı Zeus) nereye gitti? Yoksa birileri bizi kandırdı mı? Yoksa Zeus diye bir tanrı yoktu da uyanık birileri bizi kandırıp “Tanrı” adına sömürdü mü? Sahi Zeus ne oldu? Öldü mü?
Sorular bitmiyor ki. Ya yeri göğü yaratan tek tanrı Zeus`a nasıl oldu da müdahale etmedi?
Zeus`a çok kızıyorum. İnsanları yıllarca kandırdı. Kurbanlar , hediyeler istedi. Yalnız Zeus mu? Ya İDA`nın öteki tanrıları? Verdiğimiz hediyeler , kestiğimiz kurbanlar zehir zıkkım olsun, tümünü geri istiyoruz diyeceğim de aklımı başıma devşiriyorum. Ne Zeus vardı ne de öteki Tanrılar. Onları biz ya da içimizden uyanık birileri yarattı. Bizlerden bu dünyanın nimetlerinden vaz geçip öteki dünyada olmayan cennetler vaat ettiler. Biz , dünya nimetlerini kendilerine kurban olarak , hediye olarak  sunup onlara cenneti bu dünyada yaşatırken öteki dünyadaki cennet vaadi ile avunduk yüzyıllarca. Zeus ve öteki tanrılar insanları itaate alıştırırken , krallar , imparatorlar halkı ne güzel yönettiler.
Benim aklım hala Tek tanrılı dinlerin tanrısında. İDA dağındaki Zeus bir yana Afrika kıtasındaki , Amerika`nın Aztek ve İnka tanrılarına ; Budha ve öteki tanrılara neden sesini çıkarmadı acaba?
En iyisi Zeus`la konuşmak:
-Bak Zeus ,  yüzyıllarca senden korktuk , vaatlerine inandık ve tapınaklarında kurbanlar kestik , hediyeler sunduk. Lütfen bunları geri ver. Yok , bunlar sana ulaşmadıysa o zaman kurban etlerini zıkkımlanıp yutanların , hediyeleri iç edenlerin cezasını ver ki  enayi yerine konmadığımızı bilelim.
Ben böyle konuşurken birilerinin kıs kıs güldüğünü hissediyorum. Her birinin üzerinde değişik inanç işareti giysiler , başlıklar var… Galiba birileri bizi işletiyor…
           18 Şubat 2017    11 50    

11 Şubat 2017 Cumartesi

SON GÜNLERDE ÇOK UNUTKAN OLDUM


Yaş 50  yi geçti mi bellek esnekliğini kaybediyor. Ölen hücrelerin yenilenmesi de azalıyor. Bu azalmayı gidermek için dış uyarılara gereksinim duyuluyor. Örneğin bol bol açık havada gezmek – yürümek , bol oksijen almak. Çiçeklerle , böceklerle meşgul olmak yararlı olabilir. Ancak unutkanlıkların zamanla bunama hatta alzeimer`a dönüşmesini engellemek için özel olarak almamız gereken başka önlemler de var. Beslenmede hafızayı güçlendirici ceviz , fındık benzeri besinlere daha çok yer verilmesi  ; bol bol kitap okumak ve bulmaca çözmek , özellikle matematik problemleri ile uğraşmak unutkanlıktan bizi uzaklaştırabilir. Kitap okurken olaylar arasındaki ilişkiyi kavramak için zihnimizi zorlamak , belleğimizi güçlendirdiği gibi beyin hücrelerinin yenilenmesine de yardımcı olacaktır.
Uzun süre yalnız yaşamak , yanında konuşabileceğin kimselerin olmaması da unutkanlığa yol açıyor. Konuşmaya konuşmaya önce anılarımızı , sonra sözcükleri unutmaya başlıyoruz. Sözcük dağarcığımız izlediğimiz televizyon programlarındaki 200 – 300 sözcük düzeyine iniyor. Halbuki yanımızda sürekli konuşacağımız , dertleşebileceğimiz , anılarımızı tazeleyeceğimiz kişilerin olması durumunda belleğimiz her zaman diri kalacak , unutkanlık ortaya çıkmayacaktır. Yaşlıların en büyük sorunu yalnız kalmaktır. Çocukları , torunları onlara değer vermez , anlattıklarına tahammül edemezler ve önemsemezler. Zamanla kendilerini dinleyen kimse kalmaz ve yalnızlık çekmeye başlarlar. İnsan belleği sevmediği , nefret ettiği kişileri unutmaya meyillidir. Bu yüzden öncelikle kendileri ile ilgilenmeyen , kendilerine tahammül edemeyen yakınlarını unuturlar. Bizler de “Aaaa , annem beni tanımadı , ismimi anımsamadı” deyip üzülürüz. Bence bu durum , bizim ilgisizliğimize bir tepkidir.
İnternette  küçük yavru kediyi seven ve onunla konuşan yaşlı bir bayan videosu izledim. Videoyu paylaşan : “Annem Alzeimer olmadan önce kedileri hiç sevmezdi. Demek ki kedileri sevmediğini bile unutmuş. Şimdi en yakın dostu kedisi.” Yazmıştı. Acı acı gülümsedim. Çünkü kadın kedisi ile çok güzel konuşuyordu. Demem o ki yaşlılar unutkan olabilir. Aynı olayı bize defalarca anlatabilir. Bundan şikayetçi olmamalıyız. Hatta konuşmaları için onları teşvik etmeli , özellikle daha yakın anıları ile ilgili sorular sorup belleklerini güçlendirmelerine yardımcı olmalıyız. Onları önemsemez , yalnızlığa itersek Alzeimere`a davetiye çıkarmış oluruz ki böyle bir yaşlının bakımının , onu sabırla dinlemekten çok daha zor olacağını aklımızdan çıkarmamamız gerekir.
Demek ki bol bol doğada yürümek , kitap okumak , bulmaca – sudoku çözmek ve en önemlisi bir yakınımızla , dostumuzla bol bol konuşmak… İşte unutkanlığın panzehiri…
            11 Şubat 2017       17 10       

6 Şubat 2017 Pazartesi

YABAN ÇİÇEKLERİ


Çiğdemler uyanmamış. Soğuktan gün yüzüne çıkma cesaretini gösterememişler. Kazancı Bayırında çok aradım çalı diplerinde , bulamadım.
Kardelenler çok vefalı. Kış ne kadar uzasa onlar sözünde duruyor. Saitabat piknik alanında , çalıların arasında meraklı gözlerle bakarken
- Buradayız
Deyip uzattılar burunlarını. Küçücük boyları ile kuru yaprakların arasında kaybolsalar da sözlerini tutmanın gururu ile bakıyorlardı gözlerimin içine.
Çağıldayarak akan suya bakarak dere kıyısında bir şeyler atıştırırken Düşen Su şelalesindeki dostlarımı düşündüm. Beni dört gözle bekliyorlardır. Birkaç gün sonra mutlaka kavuşacağım.
Dün , Ahmet Köy altında boş tarlada yaşayan dostları ziyarete gittim. Üç yavru nasıl sevindi tazecik ekmekleri önlerine koyunca. Ya anneleri… “İkinci kez geldin , çocuklarıma ekmek getirdin ,  ne kadar mutlu oldum” diyordu bakışlarıyla. Teşekkür etmek için ayaklarıma sürtündü. Öteki üç köpek de nasiplendi.
Tati çok hareketlenmişti son günlerde. Sanki vakıf yurdu öğretmeni gibi  küçücük bebeklere saldırmaya başlayınca kısırlaştırılmak üzere hayvan barınağına götürmüştüm. Tekir`in öksürüğü şiddetlenip nefes almakta zorluk çekmeye , burnu da akmaya başlayınca tedavi için bu gün onu da barınağa götürdüm. Tatiye henüz operasyon uygulanmamış. Perşembe günü sıra gelirse uygulanacakmış. Tekir , arabada giderken çok ağladı. Tıpkı Tati`yi götürürken olduğu gibi ona da gözyaşı döktüm. Çünkü o kadar vefalılar ki… Sağlıklı bir şekilde dönmelerini dört gözle bekliyorum.
Ben en çok da sokak kedilerini , sokak köpeklerini seviyorum. Saksıdaki çiçekten çok çalıların arasında açanlar ilgimi çekiyor. Doğal olanları. Belki biraz çelimsiz oluyorlar , belki yeterince süslü olmuyorlar. Ancak her şeyin olduğu gibi onların da doğalı güzel oluyor. Makyajsız , gözlüksüz , doğal hali…
            6 Şubat 2017    21 00