19 Ekim 2016 Çarşamba

ÇOOK İŞİM VAR , ÇOOOOK…


Öğrenmenin yaşı ve mekanı olmazmış. Öğrenmek isteyene her yer okul , herkes öğretmenmiş. Öğretmenlik yıllarımda öğrencilerimden , öğrenci velilerinden çok şey öğrendim. İnanın emekli olduktan sonra öğrendiklerimi daha önceden bilseydim çok daha başarılı bir öğretmen olurdum.

Nerede ise birbuçuk yıl oluyor yeni evimize taşınalı. En büyük hevesim terastaki minik seramda çilek , domates yetiştirmekti. Seranın kapanması şubatı bulduğu için çilek ve domatesleri martta dikebildim. Önce çok güzel geliştiler. Çilekler bol bol çiçek de açtı. Bir süre avuç dolusu çilek kopardık. Sonra sıcaklar çıktı. Seranın üstünü de açamadığımız için çilekler meyve vermez oldu. Domatesler de bol çiçek açmasına karşın çabucak yapraklarını büktü. Biz bunun nedenini bir köylüden ancak ekim ayında öğrendik : Mantar ilacı atılmalıymış. Salatalıklar da önce meyve vermedi. Meğer bol su istiyorlarmış. Bol su dökünce bol çiçek açtılar. Ancak dallarını uzatacak bir yer bulamadılar. Sonradan bir kökü terasa açılan demir kapının dibine getirip dallarını ferforjelere bağladım. Seradakini de iplerle tavana uzattım. Şimdi meyve alıyorum. Bir bakıyorum çiçek açmış. Birkaç gün sonra çabucak uzayıveriyor. Körpecik koparıp yemesi o kadar hoş oluyor ki. Kışa 3-4 kök daha dikeceğim…
Ön ve arka bahçelerle ilgili düşündüklerimizi de hayata geçirmeye çalıştık. Toprak getirilmesi , bellenmesi nerede ise mayısı buldu. Domates, patlıcan ve biber çimleri de geç kaldı. Çimleri pazardan alma yerine yerli tohumdan yetiştirmeyi tercih ettik. Domatesler bahçede de çok güzel gelişti. Bir posta güzel meyve döktü. Ancak daha sonra mahalledeki öteki komşularınki gibi bizimkiler de kavruldu. Çaresiz eylül ortasında söktük.
Ön bahçede biberler çok güzel döktü. Patlıcanlar ise domateslerin arasında sıkıştığı için gelişemedi. Domatesleri sökünce gelişip serpildiler de havalar soğudu. Domateslerin yerine bakla ve bezelye ektik. Patlıcan ve biberlerin bir bölümünü ise saksılarla seraya taşıdık. Bakalım meyvelerini orada da toplayabilecek miyiz.
Arka bahçeye maydanoz , nane , roka , turp, marul ve pazı ektik. Maruldan sonuç alamadık. Maydanozlar ve naneler  gelişti. Roka ve pazı da iyi gelişti. Turplar henüz yumru yapmadı. Ancak biz arka bahçeden şimdilik yararlanamıyoruz. Çünkü Boncuk arka bahçedeki yuvasına yavruladı ve 10 gündür yavruları ektiklerimin içinde yuvarlanıp güreş tutuyorlar.  Biraz daha büyüsünler , ön bahçeye geçireceğiz ve başlarının çaresine bakacaklar. Zaten arka bahçedekilerin üzerini naylon ile örtmeyi de düşünüyorum.
Deneye deneye öğrenip , direne direne kazanacağız. Küçük saksılara , yoğurt  kaplarına bamya diktik. Birkaç yaprak büyüdüler. Serada onlara da bir yer ayırdım. Birkaç gün içinde çileklerin saksılarını değiştirip tazeleyeceğim. Domatesleri de çimledim. Serada bu kış işim çok. Bakalım nasıl bir sonuç alacağız.
Unutmadan söyleyeyim : lale , zambak ve sümbülleri de diktik ön bahçeye. Kardelenler geçen yıldan gömülü toprağa. Çarşıdan 5-6 tane daha soğan aldım kokulu cinslerden. Onları da saksılara dikmeyi düşünüyoruz. Asma gülün dalları çardağa tırmandı. Asma ise baharı bekliyor. Güllerimiz budanacak , yazlık çiçekler sökülecek… Çoook işimiz var çoook… Daha öğrenecek çok şey var. Aşı yapmayı öğreneceğim öncelikle. Gülleri aşılamam gerekiyor… Bir de mahalledeki kediler kısırlaştırılacak ve bahçeye kediler için birkaç kedilik ahşap yuva yapılacak… Tabii arada küçük kaçamaklar doğaya.
            19 Ekim 2016  19 00    

14 Ekim 2016 Cuma

ABDAL GELENEĞİ II


 “ABDAL GELENEĞİ” başlıklı yazım çok ilgi gördü. 18 saatte 336  kişi tarafından okundu ya da göz gezdirildi. ( Yazıyı yazarken sayı 371 oldu)  O  yazıyı You Tube da gezerken rastladığım “Serik`li Abdallar” klibini izlerken düşündüm. Aslında bu konuyu uzun zamandır yazmak istiyordum. Yazımda yazmak istediklerimin bir bölümünü ifade edebilmiştim. Bu yazımda konuyu biraz daha derinleştirmek istiyorum.
Yıllar önce Mehmet ustanın 3  metrekarelik dükkanında sıra beklerken (ki köşeye sıkıştırılmış  1  tek sandalye vardı)  O  anda tıraş olmakta olan sakallı gence nereli olduğunu sordum.
- Cumalı Kızık.
Deyince ,
-Demek ki sen de eski Alevilerdensin.
Deyiverdim.
Genç gözlerini belerterek baktı,
-Ne Alevisi. Biz halis – mulis sünniyiz.
- Olur mu , Kızık boyunun kökeni Türkmen – Alevi. Bursa`da 7 tane Kızık köyü kurulmuş. Biz Cumalı Kızık , Dere Kızık , Hamamlı Kızık , Fidye Kızık ve Değirmenli Kızık köylerini biliyoruz. Anadolu`da halen 28 Kızık köyü var. Tokat , Karaman , Gaziantep, Malatya… Bu köylerin çoğu Alevi. Siz de sonradan padişahın baskısı yüzünden Sünni olmuşsunuz.
- Bunu ilk defa duyuyorum.
- Sana bir şey söyleyeyim mi , “Dede Pilavı” geleneği olan bütün köyler Alevi kökenlidir. Çünkü Sünnilikte Dedelik değil Şıhlık olur. Hem Emir Sultan , Baba Sultan ve Anadolu`daki bir çok kutsal kişi hep Alevi – Türkmen geleneğinden gelir…
- Bu konuyu hiç bu şekilde düşünmemiştim. Galiba haklısınız. Eve gider gitmez araştıracağım.
Yavuz Sultan Selim adı  üçüncü boğaz köprüsüne verilince haklı olarak tepki gösterildi. Çünkü Yavuz Sultan Selim Alevilere , Türkmenlere çok baskı , kıyım uyguladı. Tarih kitaplarında “Celali Ayaklanması” olarak anlatılan ve Anadolu`yu kan gölüne çeviren olaylar sırasında haksız yere birçok kişi katledildi. Bazı sülaleler Toroslara , Balkanlara sürüldü.  ( Yıllar önce Alanya pazarını gezerken Bursa`lı olduğumu duyan bir esnaf “biz de Bursa Orhaneli`den Toroslara sürülmüşüz. Köyümüzün adı da Orhaneli” demişti)
Baskılara dayanamayan halkın çoğunluğu “Sünni”leşti. Bazıları da dağ başlarına yerleşip  geleneklerini sürdürdü.
Bursa bu bakımdan çok zengin örneklere sahip. Şu anda Kestel`e bağlı BABA SULTAN köyü eski alevi köyüdür. Hemen karşısındaki tepede kurulu DOMA KÖY kapılarını dışarıya kapatarak Alevi geleneklerini bu günlere taşıdığı halde , Bursa`nın alınışı sırasındaki yardımları yüzünden Orhan Bey tarafından hediye olarak rakı ve şarap gönderilen “Baba Sultan”  bu gün Sünni bir din büyüğü olarak “pilav şenliği” ile anılmakta .
Doğup büyüdüğüm Hoca Köy sırtını bir tepeye yaslamıştır. Bu tepenin adı “DEDE BAYIRI” olup zirveye yakın bir yerinde bulunan “yatır” da eskiden her sene “Dede Pilavı” pişirilip dağıtılır ve bu anmalara özellikle İnegöl`den Boşnak, Arnavut  göçmenler gelirdi.
Son yıllarda Alevilerin Asimilasyonunda önemli adımlar atıldı. İnançları , ibadetleri Sünnilerden ayrılmaz oldu.
Düşünüyorum da Sarayla uzlaşan ve varlıklarını ve etkinliklerini  özellikle Yeniçeri Ocağında ve Esnaf ve Sanatkarlar arasında sürdüren Bektaşi`lik Asimilasyonun etkili olmasına katkı sağlamış olamaz mı? Çünkü Aleviliğin devletle uzlaşan uysal karnıdır Bektaşi`lik. Pir Sultan kanadı ise haksızlıklara karşı daha dirençlidir.
Bektaşi`lik inanca , ibadete , işin törensel yanına ağırlık verirken Pir Sultan kolu daha çok ahlak konusuna mı ağırlık verir dersiniz?
Sözü burada Kazak Abdal`a bırakalım :

Eşeği Saldım Çayıra
Otlaya Karnın Doyura
Gördüğü Düşü Hayra 
Yoranın Da Avradını 

Münkir Münafıkın Soyu 
Yıktı Harap Etti Köyü
Mezarına Bir Tas Suyu
Dökenin De Avradını 

Derince Kazın Kuyusun 
İnim İnim İnilesin
Kefen Dikmeye İğnesin
Verenin De Avradını 

Dağdan Tahta İndirenin 
Iskatına Oturanın
Hizmetini Bitirenin
İmamın Da Avradını 

Müfsidin Bir De Gammazın
Malı Vardır Da Yemezin
İkisin Meyyit Namazın
Kılanın Da Avradını 

Kazak Abdal Nutk Eyledi 
Cümle Halkı Dahleyledi 
Sorarlarsa Kim Söyledi
Soranın Da Avradını …

         14 Ekim  2014        10 55  

13 Ekim 2016 Perşembe

ABDAL GELENEĞİ


Kırşehir yöresinde daha yaygın olsa da Alevi – Bektaşi  kültürünün egemen olduğu yörelerde bu geleneğe rastlarız. Türkçe ve Türk kültürünü bu günlere taşımada çok önemli bir işlev üstlenen abdallar davul – zurna , kabak kemani , sipsi ,  bağlama , cura ,  kaval gibi çalgılarla gerek düğünlerde halk oyunlarına eşlik ederler , gerekse köy odalarında deyişlerle , atışmalarla türküleri seslendirirler , yetiştirdikleri çıraklarla bu geleneği gelecek nesillere aktarırlar. Muharrem Ertaş ve oğlu Neşet Ertaş bu geleneğin en önemli örneği sayılır.
Yavuz Sultan Selim sonrası Anadolu Alevileri gördükleri büyük baskı  ve kıyım sonucu ya dağ başlarına çekilmiş , ya da asimile olmuşlar ya da öyle görünmüşlerdir.
Orhaneli Dağ Güneyi köyünü tanıtan videoda “Dereleri sarmış tüfek yangısı” türküsünü dinlediğimde adeta çarpıldım. O kadar özgün bir ses ve söyleyiş çıkmıştı ki karşıma. Daha sonra bu köyde saz çalanlar , davul zurna çalanlar olduğunu öğrendim. Belli ki Abdal geleneği bu köyde de devam ediyor. Ancak köylüler bu geleneğin kökeninden habersiz yaşıyorlar.
“Dede” lik Alevilere özgü bir görev. Alevilerde kutsal çeşmeler , kutsal ağaçlar , kutsal tepelerde “dede” ya da başka isimlerle anmalar yapılır. Edremit Körfezi`nin “Sarı Kız” , Elmalı`nın “Abdal Musa” , Nevşehir`in “Hacı Bektaş” etkinlikleri gibi Bursa yöresinde de “Dede pilavı” , ya da “dede hayırı” adı altında yılın belli günlerinde anmalar yapılır. Bursa`daki etkinliklerin en ünlüsü “Baba Sultan Pilav” etkinliğidir.
Aslında Alevilerin Cem törenlerinin olmazsa olmazıdır bağlama. Her dede aynı zamanda bağlama üstadıdır. Zaten halk türküleri sanatçılarının büyük çoğunluğu da Alevi – Bektaşi ailelerden çıkmıştır. Bunun bence en önemli nedeni Sünnilikte yasak olan müzik , resim , heykel , tiyatro gibi sanat dallarının Alevilikte özellikle teşvik edilmesi olmalı.
"BUGÜNDEN SONRA DİVANDA, DERGAHTA, BARGAHTA, MECLİSTE VE MEYDANDA TÜRKÇEDEN BAŞKA DİL KULLANILMAYACAKTIR."
13 Mayıs 1277
Diyen Karaman Beyi Mehmet Bey sonrası Osmanlı sarayına egemen olan Arapça – Farsça  karışımı olan Osmanlıca dilinin zararlarının en alt düzeye inmesinde Alevi – Bektaşi kültürü ve bu kültürün sürdürücüleri Aşıkların , Abdalların  çabaları büyük katkı sağlamıştır.
Yunus Emre`ler , Pir Sultan Abdal`lar , Nesimi`ler , Aşık Veysel`ler , Neşet Ertaşlar ve diğerleri.
Kendilerine çok borçluyuz…
          13 Ekim 2016   18 45   

6 Ekim 2016 Perşembe

BİR KEDİNİZ OLMALI


Kucağınıza alıp tam kalbinizin üstünde tutarak okşayın. Ve bir yandan mırıltıyı dinlerken öte yandan kalp atışına kulak verin. Kalbinizin huzur bulduğunu göreceksiniz. Gözlerine bakın , gerçek sevgi nasıl olurmuş  anlayın.
Terapi mi istiyorsunuz , kedilerle ilgilenin. Onlara mama verin ve karınlarını doyururlarken sevin , okşayın , mıncıklayın…
Kedi sevgisi annemden miras. Evimizde her zaman en az 2 – 3 kedi olurdu. Mercan , Sarman , Tekir , Duman , Boncuk… Renk renk , çeşit çeşit. Çocukluğumda gece yatağıma gelir bir yandan beni ısıtır , öte yandan mırıltılarıyla ninni söylerlerdi. Annem onların pirelerini ayıklar , tuvalete gideceklerinde uykusundan kalkıp kapıyı açardı.
Yalnız kediler mi? Köpekleri kuşları doğadaki canlı – cansız tüm varlıkları nasıl da seviyorum. Siz gerçekten seviyorsanız karşınızdaki bunu hissediyor. Çiçekse daha güzel açıyor , daha güzel kokuyor. Kedi – köpek korkmadan yaklaşıyor yanınıza. Siz de korkmayın , okşayın , hatta tokatlayın. İnanın en azgın köpek bile sesini çıkarmayacak , size sevgi ile yaklaşacaktır.
Evlerimiz uygun olmadığı için geçen yıla kadar kedilerle fazla ilgilenemedik. Yeni evimize taşınınca , bir de komşularımız hayvansever , kedisever olunca  tutmayın bizi. Bahçemize uğrayan hiçbir kedi boş dönmesin diye yem kapları , su kapları koyduk. Zaman zaman 15 e çıktı ziyaretçilerimiz. Tati kapının önünde miyavladığında öksüz kalmıştı. O  bizim çocuğumuz oldu. Büyüdü , bize oyunlar oynadı , bahçede çiçeklerimizi kopardı. Ta ki dişi kedilere rahat vermediği için öteki erkek kediler tarafından kovulana dek.
Boncuk bahar başında yavruladığı yerden 4  yavrusunu arka bahçedeki tahtaların altına taşıdı. Biz hemen ona yuva yapıp üstünü naylonla örttük. Dört yavrusundan yalnız Tatiş`i büyütebildi ki Tatiş evin neşe kaynağı. Sürekli sevilmek istiyor. Kucağımıza aldığımızda huzur içinde mırıldıyor. Bahçede topuyla oynuyor.
Tatiş`i bize emanet eden Boncuk 31 Ağustosta arka bahçeye koyduğumuz yuvada 4 yeni yavru ile çıktı karşımıza. Bu kez dördünü de sağlıklı bir şekilde büyüttü ve bizden yardım istedi. Şimdi beslenmelerine biz de katkı veriyoruz. Biri annesine benziyor da burnundaki bıyıkları onu “ŞARLO” yaptı. Birinin başı Tekir olduğundan ona “TEKROŞ” diyoruz. Bu ikisi çok uyanık. Öteki ikisi ikiz gibi. Biz onlara “DUMAN” diyoruz. Karınlarını doyurup sularını da içtiler mi kovalamaca , güreş başlıyor. Arka balkondan günde 50 kez onlara bakıyor , birkaç kez de yanlarına gidip seviyorum. Öyle şekerler ki.
Geçen gün tesisat için gelen bey Tatiş`e , Boncuk`a bayıldı. Çocuğuna para ile aldıkları ve bu güne dek en az iki bin lira harcadıkları kediden daha sevimli olduklarını söyledi ve pişmanlık ifade etti. Pet Shoplardan kedi – köpek alıp besleyenlere çok kızıyorum. Barınma koşulları içler acısı olan ve anne sevgisi alamadan ve yeterince ememeden koparılıp alınan bu dostlara para vererek esaretlerini teşvik ediyorlar.  Bunun yerine sokaktan evlat edinecekleri bir yavru ya da barınaklardan sahiplenecekleri bir kedi inanın onlara daha bol sevgi sunacak , huzur verecektir.
Ne diyordum , bir kediyi kucağınıza alıp kalbinizin tam üzerinde tutarak gözlerinin içine bakarak sevin.  Kalbiniz huzurla , mutlulukla dolacak. Mırıltısı en güzel müziği aratmayacak. Ve bakışlarından sevgi akacak yüreğinize. Hiç durmayın , bir kedi sahiplenin.
İlgilenenlere bende dört tane var…
          6 Ekim 2016        11 00