23 Eylül 2016 Cuma

SONBAHAR GELİRKEN


Duman 15 gündür yok. En son iki sokak ötede kendini gençlere sevdirirken görmüştüm. Bir daha görünmedi.
Yalnız duman mı? Tati de sokağı terk etmek zorunda kaldı. Ufacık boyuna bakmadan kart erkeklere posta atmaya kalkanın sonu bu oldu. Şimdi gece bile kapının önünden korkarak geçiyor. Bahçeye girmesine hala egemenlik mücadelesi veren erkek alaca kediler izin vermiyor.
Tatiş tam bir bahçe kedisi. Komşu bahçe ve bizimki onun mekanı oldu. Zaten oynadığı toplardan biri bizim bahçede , öteki komşu bahçede. Ona kimse sesini çıkarmıyor. Aksine Tatiş karnını doyurmaya gelen bazı kedilere diş gösteriyor. Kuyruğu yanık kınalı , gürültücü kınalı Tatiş`in korkusundan karınlarını doğru dürüst doyuramıyor. Halbuki kuyruğu yanık kınalının bebekleri var. Yakında bize göstermek için böğürtlen dikenlerinin altındaki yuvasından çıkarır.
Boncuk bebeklerini epey büyüttü. Son günlerde uzun süre ön bahçeye gelip  yavrularından uzaklaşıyor. 25 günlük oldu Tattoşlar. Bir de sevimliler ki…
Bu gün akşamüzeri Duman sürpriz yaptı. Koşarak kapıya geldi ve kendini sevmemizi bekledi. Az sonra yan bahçeden gelen Tati`de bir trip , bir surat görmelisiniz. İki kez duvarın dibine gidip bana sırtını dönerek küstü. Kucağıma alıp kendisini çok sevdiğimi defalarca söylediğim halde pas vermedi. Bakalım Duman bu kez kaç gün kalacak. O  içeri girmek isteyecek , biz almayacağız. Sonra Boncuk ve kuyruğu yanık kınalı yavrularını getirecekler. İşte o zaman seyreyleyin cümbüşü…
Bahçedeki domatesler kavrulunca kökledim. Sivri biberler harika. Taze taze o kadar güzel oluyor ki , gevrecik… Patlıcanlar da etrafları açılınca iştahlandılar. Önümüzdeki günlerde epey patlıcan toplayacağız…
Erdek – Ocaklar sahilindeki villanın önünden getirdiğim çiçekler açmaya başladı. Haftaya salkım salkım açarlar. Yer elmasına benzeyen sarı çiçekler bizim bahçede boya çekti ki bazıları ikinci kata uzanacak nerede ise. Onlar da açmaya başladı.
Bundan sonra balkondan kedilere , çiçeklere , patlıcanlara , biberlere bakacağım da hava epey soğudu. Utanmasam kombiyi yakacağım.
Arada birkaç günlüğüne güneye doğru bir kaçamak mı yapsak diyorum da bana ayak uyduran yok. Gene de belli olmaz. 4 ekim evliliğimizin 52. Yıldönümü. Bakarsın küçük bir balayına çıkarız…
        23 Eylül 2016    19 35     

16 Eylül 2016 Cuma

TURİZM BU DEĞİL


“Güzel ülkemin güzel koylarından biri. İlginç olan böylesi turistik yerlere ulaşımın belediyelerce kolaylaştırılmaması, "" gelmeyin dercesine "" ....Biz gittik , ama bir daha gider miyiz ki”
Cunda adası Patrika koyu için söylemiş sevgili dostum bu sözleri.
Can dostum , keşke bu sözleri söylemeden biraz düşünseydin.
Örneğin Doğu Karadeniz halkının yaylaların yollarla birbirine bağlanmasına neden karşı çıktığını düşünüp araştırsaydın. Dünyanın en güzel doğasına sahip bu yaylalara ulaşımın kolaylaşmasıyla yapılacak turistik tesislerin buraları ne hale getireceğini düşünseydin. Yol için kesilecek ağaçları bir yana bıraksak bile yapılaşmanın doğayı nasıl tahrip edeceğini bir gözünün önüne getirseydin.
Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Hemen yanı başımızdan iki örnek : Misi ve Apolyont. Yıllardır buraların tanıtımını yaptığım için nasıl pişmanım bir bilsen… Misi evler retore edilip turizm hizmetine sunulunca ne hale geldi , hiç gidip gördün mü? Sözde dere kıyısında düzenleme yapılıp çay bahçelerine çeki düzen verildi. Eski doğallıktan eser kalmadı. Eskiden sessiz , sakin bir Misi vardı. Şimdi bir curcuna , bir gürültü… Alt yapı yetersizliği yüzünden araba park etmek bir sorun olmuş.
Ya Apolyont… Mübadelede Selanik göçmenlerinin yerleştirildiği bu eski Rum köyü eskiden ne güzeldi. Sokaklarde evlerin önlerinde yağ tenekelerinde açan çiçekler , yuvalarında takırdayan leylekler , ille de sokakta her yabancıya “hoş geldiniz” diyen teyzeler , amcalar , küçük çocuklar. Önce köy kadınları  hareketlenip dernek kurdu ve ürettiklerini cami önündeki sergilerde satmaya başladı. Cevizli ekmekler , lokmalar , gözlemeler , tarhanalar , salçalar… Ve sıcacık sohbetler. Her biri göle dik inen kaldırımlarda el ele yürümeler… Sonra Nilüfer Belediyesi el attı buraya. Atmaz olaydı. Daha önce bir çivi bile çakılamayan evler restorasyon adı altında yeniden inşa edildi. Şimdi bu binalarda butik oteller , balık lokantaları hizmet veriyor. Göl kıyısında “sandal turu yapılır”, “gözleme ve çay bahçesi” yazıları sıralanmış. Kısa zamanda “turizm” burada da yapacağını yaptı. Özellikle hafta sonları iğne atsan yere düşmüyor. Araçlar köye sokulmuyor. Çünkü park yeri yok.  Artık sokaklarda gezenler misafir değil , müşteri. “Hoş geldiniz” sıcaklığının yerini ,”buyurun , gözlememiz var” , “sandal turu” , “bisiklet turu” çağrıları almış.
En kötüsü de ne biliyor musunuz? Çınar altındaki çay bahçelerine her biri yarım ton çeken demir masalar ve sandalyeler konmuş. Çok itici…
Son sözüm Tirilye Çamlı Kahve`ye dair olacak. Mübadele öncesi Rum ailelerin balığa giden eşlerini , sevgililerini bekledikleri ; akşam oldu mu kahvelerin , şarapların eşliğinde gün batımlarına bakılıp hayaller kurulan Çamlı Kahve , birkaç ay öncesine kadar en sevdiğim mekanlardan biriydi. Şimdi herkes duymuş. Kahvaltı için , sevgililerle buluşmak için , hatta aile toplantıları için hizmet vermeye başlamış ki gidene manitu acısın. Bir gürültü , bir curcuna… Geçen gün işletmeciye “masaları biraz seyreltmesini” söyleyecek oldum. Adam şaşkın şaşkın baktı yüzüme.
Aman dostum , Ayvalık Belediyesi sakın yol falan yapmasın oraya. Ulaşım kolaylaşırsa çöplüğe döner kısa zamanda.
Hem böyle güzelliklerden bırakalım hak edenler , uğruna ufacık da olsa bedel ödemeyi  göze alanlar yararlansın.
Haksız mıyım?  
          16 Eylül 2016    18 00     

9 Eylül 2016 Cuma

ALIŞ – VERİŞ BAHANE , SOHBET ŞAHANE


Yol  kenarındaki köylülerden meyve , sebze alırken onlarla sohbet etmeyi severim.
Keles  yolunda fasulye , biber , elma alıyoruz. Eşime
- Emine
Diye sesleniyorum. Fasulyeyi tartmakta olan gelin
- Efendim… Benim adımı nereden biliyorsun?
Diyor. Eşime seslendiğimi anlayınca kahkahayı patlatıyoruz.
Biz Keles`e gidip dönerken sabah alış-veriş yaptığımız kadınlardan 200 metre kadar yukarıda , sağ tarafta başka bir tezgaha yanaşıp domates alıyoruz. Emine gelin de orada.
-Burada ne yapıyorsun?
 Sorumuzu “Yeni barbunya  fasulyesi topladığını , satmaya götüreceğini” söyleyerek karşılıyor. Arabaya alıp satış yerine götürürken biraz sohbet ediyoruz. Ne kadar temiz , ne kadar dürüst…
      *      *      *
Erdek – Ocaklar dönüşü Karacabey boğaz yolundan Hayırlar yönüne sapınca römork üzerinde domates , biber , kavun , karpuz satan köylünün uyanına yaklaşıyorum.
- Karpuzlar yerli mi?
- Tezgahtaki her şey kendi bahçemden.
- Kabak aşısı değildir umarım.
- Yok , kendi çekirdeğim ve bal gibiler. Bir alan bir daha alıyor. Ben karpuzu dönem dönem ektim. Şimdi tarlada ham karpuzlarım var da domuzlar dadandı. Tarla çitlerine elektrik verdim. Anaları giremiyor ama yavrular içerde kalmış , karpuzlarla futbol oynuyorlar…
      *      *      *
Karacabey Boğaz yolu kenarında bal kavanozları , süt , sebzeler var. Birkaçına yanaştım , ilgilenen olmadı. Evin hemen önündeki tezgaha yaklaşınca 60  lı yaşları ortalamış bir kadın geldi.
- Biberler tatlı mı , acı mı?
- Bu taraf acı , bu taraf tatlı.
- Kilosu ne kadar?
- Üç lira.
- Ya fasulye?
- Beş lira…
- Bak , Karadenizden gelip yerleştiniz , şimdi de pahalı pahalı satıyorsunuz.
- Havalar sıcak olduğundan fasulye de biber de az oldu.
- Karadenizin neresindensiniz?
- Biz Samsun – Ondokuz Mayıstan geldik.
- Ya komşular?
- Herkes Artvin`li. Biz de Artvin`liyiz.
- Ama sen gürcüsün.
- Evet , biz gürcüyüz. İki dil bilirim…
Fasulyeyi 4  liradan verdi. Çocukları Bursa`ya yerleşmiş. Onlar iki yaşlı kalmışlar.
- Çocuklar anca bayramlarda geliyor. Burayı beğenmiyorlar…
Zamanım olsa akşama kadar sohbet etmek isterdim. Ancak yolcu yolunda gerek…
      *      *      *
Hayırlı köyü girişinde , sol tarafta beyaz Gönen kavunları yığılı.
- İyi pazarlar. Kavun ne kadar?
- Kilosunu bir liradan başlattık , öyle devam ediyoruz.
Birini elime alıp yokluyorum. Elimden alıp kesiyor. Uzattığı dilimi yerken,
- Bu sene çok tatlı kavunlar. Ben küçüklerinden alıp dondurma koyup yiyeceğim.
- Havalar yağışsız geçtiği için çok tatlandılar. Kavunlar dondurmadan tatlıdır.
“Bayramdan on- onbeş gün sonraya kadar Gönen kavunlarından bulabileceğimi , sonra kışlık kavunlara başlayacağını , kışlık kavunların mart ayına kadar dayandığını” söylüyor.
Ben 5-6 tane kavun alıp ayrılıyorum. Aslında evde 3-4 tane kavun var. Ancak Bursa`da kilosu 2  lira…
      *      *      *
Yolculuklarda “Alış – veriş bahane, sohbetler şahane.”
Siz ne dersiniz?
          9 Eylül 2016   17 40