30 Temmuz 2016 Cumartesi

MUTLULUK ADACIKLARI


Bir dostumla sohbet ederken yaşamın düm düz gitmediğini , inişleri , çıkışları olduğunu söyleyip “önemli olan fırsatları değerlendirip kendimize küçük küçük mutluluk adacıkları oluşturmak. Daha sonra da bunları birleştirip kendi mutluluk imparatorluğumuzu kurabiliriz” demiştim.
Ben öyle yapıyorum. Küçük küçük mutluluklar oluşturuyorum.  Örneğin aç bir kediyi , köpeği doyurmak benim için mutluluk kaynağı. Sokağımızın kedileri acıktıklarında güvenerek atlıyorlar bahçemize. Mama tabaklarında karınlarını doyuruyor , su kaplarında susuzluklarını giderip ya duvarın üzerine , bahçeye çimlerin üzerine uzanıyorlar , ya da çıkıp gidiyorlar. Sabah kapıyı açar açmaz en az 5  tane kedi dolanıyor bacaklarımıza. Tümü gözlerimize bakıyor. Boncuk , Tatiş , Tati , Tekir torpilli. Onlara zaman zaman başka yiyecekler de veriyoruz. Kediler son günlerde mutluluk adacıklarımın çoğunun sahibi.
Bir de çiçekler , sebzeler var. Bir saksıya ektiğin tohumların yeşermesi , elle tutulur hale gelince başka saksılara ya da bahçeye şaşırtma yapılması. Otlarının temizlenmesi , sulanması… Göz açıp kapayana dek çiçek açmaya başlamaları. Çileklerde meyvelerin olgunlaşması , domateslerin kızarması , salatalıkların birkaç günde koparılacak hale gelmesi…
153 metrekare arsanın 110 metrekaresi üzerinde bina var. 15 metrekare giriş ve parke çimler. Ön bahçede 10 metrekare çiçeklik. 20 metrekare kadar da sebze bahçesi. Neler yok bahçemizde. 5-6 çeşit gül , 3 çeşit üzüm  asması , Hanımeli , lavanta , aslanağzı , böğürtlen ,  akşam sefası , şebboy , yasemin… Baca künklerinde ipek çiçekleri , ebe gümeci , kadife çiçeği, renk renk mineler … Üç sıra domates , iki sıra patlıcan , üç sıra biber. Çiçekler kediler için saklambaç oyunu alanı.
Arka bahçeye turp , marul , nane , maydanoz ve pazı ektik. Turplar ve naneler çıktı. Pazılar da uzattı burunlarını. Diktiğimiz naneler köklenme çabasında. Maydanozlar nazlı.
Her gün önce seradaki , terastaki çilekleri , domatesleri , salatalıkları ve çiçekleri suluyorum. Sonra arka bahçeye ektiğimiz tohumları suluyorum. Ön bahçede damlama sulama ile işin çoğunu 10 dakikada halledip baca künklerindeki çiçekleri ve dibine su gitmeyen çiçekleri, parke çimlerini  hortumla suladım mı sulama işi bitiyor.
Sonra balkona oturup bahçedeki çiçeklere , sebzelere bakmak ; bahçeye giren – çıkan kedileri gözlemek, Uludağ yamaçlarına bakmak , esen yelle serinlemek… Evimizin  konumu gereği bunaltıcı sıcakları çok rahat atlattık. Sürekli esinti var ve bu bizi serinletiyor. Ne klima aradık , ne de vantilatör çalıştırdık.
Bütün bunlar birçok mutluluk adacığı oluşturuyor.  
Arada küçük kaçışlarla bunları zenginleştiriyorum.
Düşünüyorum da biz bunları hak ettik…
           30 Temmuz 2016  21 30  

YALNIZ KALAMAMAK


Şarap dolu bardağını kaldırıp batmakta olan güneşin önüne tuttu. Ufukta cümbüş başlamak üzereydi. Beyaz şarap renkten renge girerken denizin üzeri uçuşan martılarla sarmaş dolaş halay çekiyordu.
- Hep bir ağızdan konuşmayın , anlayamıyorum,
Diye söylendi. Bereket kendisini duyacak kimse yoktu yakınlarında. Her zamanki sığınağında kalabalık bir sohbete dalmıştı tek başına. Anımsayabildiği 65 yıllık yaşamı karşısındaydı. Hataları , günahları sorguya çekiyordu bu günkü halini.
Sık sık yüzleşirdi kendisiyle. Ancak hala geçmişinde kara noktalar vardı. Ne zaman konuşmak isteseler susturduğu , yüzleşmeyi bir türlü göze alamadığı yaşam parçalarıydı bunlar. Son zamanlarda güzel günleri anımsamak istiyordu daha çok.
Şarabın arkasındaki güneş ufuk çizgisine değmek üzereydi. Bardağı dudağına götürdü. Gözlerini yumdu. Büyük bir yudumla ağzını doldurup bekledi. 18  lerindeki hali
- Haydi yutsana , ne bekliyorsun
Diyordu. O bİr süre bekletti ve yavaş yavaş yutarken gözleri uçsuz bucaksız denizin arkalarında bir yerleri aradı. Aradığı Ege kıyısında ufacık bir kumsaldı. Güneş batmış , dolunay denizde yakamozlar oluşturarak yükselirken onlar çoban ateşinin etrafında dans ediyorlardı. Ellerinde şarap şişeleri. Etraf sessiz. Taaa uzaklarda gazinoların renk renk ışıkları.
- Tadını kaçırma muhabbetin
Dedi 40  lı halleri.
- Yaşam mücadele demek , direnmek demek. Romantizm direnme gücünü zayıflatır.
- En büyük hatamız bu oldu. Romantizmi ıska geçti bizim nesil.  Hiç yaşayamadı…
Denizden  serin bir esinti başlamıştı.
- Sen votka içerdin , şarap ne oluyor?
20  li yaşlarıydı konuşan. O yıllarda votka – portakal karıştırırdı. Daha öncesinde rakı idi. Ne zaman çok sarhoş olup kontrolden çıkmıştı , rakıyı da ölçüsüz içmeyi de sonlandırmıştı. Ölçüsü bir ufak yarısıydı. Muhabbetin en koyu zamanında bile ölçüyü geçirmezdi.
Eğitim Enstitüsünde sınavlardan önceki akşam mutlaka alkol alır , ertesi sabah dinlenmiş bir kafa ile girerdi sınavlara. Sonraları iyice seyreltti alkol almayı. Zaten kalabalık alkol masalarını da sevmezdi. Çünkü arkadaşları genellikle alkol masalarında devrimler yapar , hükümetler devirip hükümetler kurardı.  O , bu konuların ayık kafa ile konuşulmasından yanaydı. Zaten alkolü de çoğunlukla yalnız alırdı. Bir anlamda arınma seanslarıydı bu saatler…
Boşalan bardağı yeniden doldurdu. Güneş kaybolmuş , gökyüzü önce kızıla , ardından eflatuna , mora ve giderek laciverde dönmüştü. Kıyıya ufak ufak dalgalar çarparken o donmuş gibi sabit bir noktaya bakıyordu. Uzun zamandır görmediği dostu ile göz gözeydiler. O , çağla yeşili gözlere dair bir şiir mırıldanıyordu. O gözler Eğitim Enstitüsünde sınıf arkadaşı bir kıza aitti ve şair arkadaşı gözleri ölümsüzleştirmişti karşılıksız sevgisi için yazdığı şiirde.
-Sevgiler hep karşılıksız mı kalmalı?
Sözleri dudaklarından dökülürken gözlerinden iki damla süzüldü.
Bardağı dudaklarına götürdü. Gözlerini kapadı ve tamamını bitirdi. Bir eli şişede kalana uzanırken vaz geçti.
-Bu kadar yeter.
Deyip masadan kalktı. Kumsalda ilerlerken kafasında kıyametler kopuyordu.
Hep bir ağızdan
- Bize de kendine de yaşamı zehir ettin.
Diye bağırışıyorlardı.
- Yalnız kalmak istemiştim , kafamı dinleyecektim.
Deyip uzaklaştı…
           30 Temmuz 2016   16 16