12 Haziran 2016 Pazar

ALACA DA GÖZLÜ SÜLEYMAN



12 Eylülde Keles – Kocakovacık Köyü ortaokuluna sürdüler. Köy Keles`e 35 km uzakta. Ortaokulun 22 öğrencisi benimle 5 öğretmeni var. İki tane matematik öğretmeniyiz.
Köyü görmeye giderken minibüsteki yolculara sordum:
- Köyde kaç yıldır ortaokul var?
-10 yıldır ,
-Peki ortaokulu bitirenlerden hiç okuyan var mı?
- Yok be hocam , bizim okul ortaokul diplomalı çoban yetiştirir.
İçim acımıştı.
Kahvenin yanındaki eski imam evinin camları kırık ikinci odasına da ben yerleştim. Öteki odada Ardahan`lı sosyal bilgiler öğretmeni kalıyor ve yanındaki ranzada kalmama razı olmadı.
Haftada 8 saat falan derse giriyorum. Okul müdürü ile görüşüp pazartesi ve Cuma günlerine ders koydurmadım. Cuma sabahı köy minibüsü ile Keles`e , oradan Bursa`ya geçiyorum. O günlerde yolculuk 3,5 – 4 saat sürüyor.  Pazartesi de köye dönüyorum. Hafta sonu örgü makinesinde kazak , mont , içlik örüp İnegöl mobilya sanayinde pazarlıyorum. Birkaç kez köy minibüsü gelmediği için Keles – Kocakovacık arasını yürümek zorunda kaldım.
İlkokulda 5 öğretmen var. Ağrı , Erzurum , Trabzon`lu. Akşam oldu mu kahve iyice doluyor. Oyun yasak olduğu için muhabbet , daha doğrusu dedi – kodu ile geçiyor zaman. Radyo haberleri dışında teypten müzik çalınıyor.
Kahveci Mehmet içerde öğretmenler yoksa yöresel ezgileri çalıyor. Ancak öğretmenler oldu mu başka ezgiler çalıyor. Çünkü öğretmenler:
- Bıktık sizin “çatal çamlar`ınızdan , alaca da gözlü Süleymanınızdan. Şöyle doğru dürüst bir şeyler çalsana”
Deyip Mehmet`i haşlıyorlar. Bu durum çok ağırıma gidiyor.
Çok ağırıma gidiyor , çünkü Kocakovacık Bursa Türkülerinin , Bursa oyunlarının kaynağı. Bu köyde yakılmış birçok türkü var. 4-5 sene önce Hereke köyü ile sınır anlaşmazlığı yüzünden çıkan çatışmada köyün davulcusu öldüğü için düğünlerin çalgı ile yapılması da yasaklanmış. Yani yöre ezgileri ve oyunları unutulmaya yüz tutmuş. Öğretmenlerin tavrı da köylünün köklerinden kopmasına yardımcı oluyor.
Köylü ile sohbetlerimizde çocuklarını , özellikle kız çocuklarını  mutlaka okutmalarını söylerken düğünlerin mevlitle yapılmasını da eleştiriyorum:
- Çocuklarınıza bırakacağınız en değerli miras türküleriniz , oyunlarınız , giysileriniz. Giysileri antikacılara satıyorsunuz. Türkülerinizi  kahvede çalamıyorsunuz , düğünlerinizde çığıramıyorsunuz. Oyunlarınızı da oynamaya oynamaya unutuyorsunuz. Ne olur bundan vaz geçin.
O günlerde söylediklerim pek dikkate alınmasa da sonraki yıllarda uygulamadan vaz geçildi. Şimdi köyün bir derneği ve derneğin halk oyunları ekibi var bütün festivallerde oynayan.
Köy kahvesi yatsıya doğru iyice dolar. Sigara dumanından göz gözü görmez olur. Akşam yemeğinden sonra kahveye  ilk gelen ben olurum. Komşular geldikçe masalara dağılır. Küfürler havada uçuşurken Mehmet masalara çay yetiştirmeye çabalar. Benim masa erken dolduğundan öteki öğretmenler genellikle başka masalara oturur.
Bir akşam kahve iyice dolunca kahveci Mehmet`e seslendim:
- Mehmet , Şu “Çatal Çamlar”ı bir çal da kulağımızın pası silinsin.
Mehmet kaş göz işareti ile öteki öğretmenleri gösterip tereddüt etti.
- Çal , çal ben yörelerin türkülerini çok seviyorum. Erzurum türküleri , Karadeniz türküleri ne kadar güzelse dağ türküleri de o kadar güzel.
Mehmet  teypte bandı değiştirdi. Domaniç`li yöresel sanatçı türküye başlayınca bütün köylüde bir tebessüm yayıldı.
“…
Süleymen Çavuşu vurmuşlar
Alaca da gözlü Süleyman,
Yıkıldı da Domaniç`in yarısı
…”
Köylüler ölümlere önce ağıt yakar , sonra da bu ağıtla oyun oynar. Kırsalın acısı sevinci iç içedir. En acıklı ağıtlarımızdan “Cezayir” ile de yurdun dört yöresinde oyunlar oynanmaz mı?
Art arda gelen yöresel türküler beni alıp götürmüştü.
Not: Okuttuğum öğrencilerden 1 doktor , 1 laborant , 1 öğretmen , muhasebeci , teknisyenler çıktı. Sürgün gerekçemde “bu vatan millet düşmanının masum Türk çocuklarını zehirlemesine izin verilmeyip il dışına tayin edilmelidir ( sanki il dışındakiler Türk çocuğu değilmiş gibi) diyordu. Demek ki o çocukları da zehirlemiştim.

               12 Haziran 2016     14 25

8 Haziran 2016 Çarşamba

İNSAN ARIYORUM


Dünya nüfusu arttıkça insan sayısı azaldı.
Çevreme bakıyorum , insani davranışlar sergileyenlerin sayısı o kadar azaldı ki… Kediler , köpekler , kuşlar , böcekler öğretiyor bizlere insanca davranışları.
Hani kendilerine çok iyi davranan hayvan dostu evinde kalp krizi geçirip ölünce günlerce yol yürüyüp evinin etrafında toplanarak matem dansı yapan Afrika fillerinden, ki o filler ölü bir fil gördüklerinde tanıdık olup olmamasına bakmadan hemen üzerini örterler;
Hani araba çarpan arkadaşının başında bekleyen köpekten,
Donup ölen eşinin başında çığlık atan serçeden…
Ne kadar insani davranışlar değil mi?
Ya biz ne yapıyoruz?
Öldürdüğümüz genci polis aracının arkasına bağlayıp sokaklarda sürüklüyoruz,
Bir ölüm haberi aldık mı hemen “kimden?” diye soruyoruz. Bizden ise ağıtlar yakıyor , ötekilerden ise  sevinç çığlıkları atıyoruz.
Bir bomba patladığında hemen intikam naraları atmaya başlıyoruz. Genelkurmay öldürdüğü “terörist” sayısını açıkladıkça sevinçten göklere uçuyoruz. İlkel intikam duygumuz böyle tatmin oluyor demek ki. Her ölümün karşı tarafta da intikam duygusu yarattığını hiç düşünmüyoruz.
Geçmişimizle yüzleşmemek için köşe bucak kaçıyoruz. Geçmişi ile yüzleşmesini tamamlamış olanların bizi yüzleşmeye davet etmelerini nefretle karşılıyor , önce onlar “Yahudi soykırımının hesabını versin” diye bir şeyler geveliyoruz.
İnsanların ve devletlerin geçmişlerinde işledikleri bir çok hatalar , suçlar bulunur. Bunlarla yüzleşilmezse tıpkı disklerdeki bad sector gibi kara noktalar olarak dururlar. Bunlarla yüzleşmekten kaçındıkça yeni yeni kara noktalar oluştururuz. Halbuki bir  yüzleşebilsek , hatalarımızı bir kabul edip özür dileyebilsek huzura kavuşacağız. Önce kendimizle sonra  özür dilediklerimizle barışacağız.
Yüzleşmekten kaçtıkça insanlıktan uzaklaşıyoruz.
Patlayan bombada ölen polisin annesi için duyduğumuz acıyı ölen teröristin annesi  için hissetmiyorsak insani yanımız erozyona uğramış demektir.
Diyojen feneri ile boşa arar “İNSAN”ı.
Ben doğada , kedilerde , köpeklerde buluyorum huzuru.
          8 Haziran 2016  21 45    

7 Haziran 2016 Salı

ÇİÇEKLERİM , KEDİLERİM , SERAM , BAHÇEM

Köylü çocuğuyum deyip gus gus gubarıyorum ya inanmayın. Tarım bilgim sıfıra yakın. Çünkü ben tütün işçisiydim. Domatesten , biberden , patlıcandan  anlamam.
Terasta küçük bir alanı sera olarak ayırdım. İnternetten araştırıp çilek saksıları için raflar çaktırdım. 20 – 30 kök çilek diktim. Evet , erkenden olmaya başladılar , ancak öyle salkım salkım  olmadı. Bir süre sonra da çiçek , çilek kalmadı. Bazı kökler de kurudu.
Gördüm ki kullandığım toprak uygun değil. Funda toprağı ile ıslah etmeye çalıştım ve yeniden çiçeklenme , yeniden kızaran çilekler. 73  yaşımdan sonra tarımı öğreniyorum.
Derdim  organik ürünler yetiştirmek. Keles yolunda köylülerden alıp tohumunu kuruttuğum pembe domatesleri erkenden çimlemiştim. Serada  saksılara diktim. Komşudan da Bulgaristan`dan getirdiği iri pembe domates çimi alıp diktim. Domateslerde boy pos yerinde de henüz 3 tane meyve var üzerlerinde.
Salatalıklar da çiçekte. Su kabağım saçağa tırmandı ve çiçeklerini gösterdi. Bakalım nasıl olacak.
En çok merak ettiğim Çin menşeli fasulye. 3 kökü bir saksıya ektim. Şu anda tavana uzandılar ve tavanda uzayıp geziyorlar. Bu fasulyeyi 1,5  metreye kadar uzanan meyveleri için internetten getirttim. İnanır mısınız şu anda iki fasulye bakıldağı 50  şer santim uzadı bile. Üzerinde bir sürü meyve var. Bakalım lezzeti nasıl olacak. Görünen o ki üç kök evin fasulye gereksinimini karşılayacak.
Bir de ön bahçem , küçücük de arka bahçem var. Arka bahçeye marul , maydanoz , turp , nane ekeceğim de biraz işi var. Ön bahçemin kenarları güller , yasemin , hanımeli ve öteki çiçeklerle cıvıl cıvıl. Bahçe duvarının dışına da erguvan , leylak ve başka çiçekler diktim. Çiçekleri damla sulama ile suluyorum.
Şimdi de ön bahçeye sebzeler dikeceğim. Domates , patlıcan , biber. Karıklar ve damla sulama boruları hazır. Domates ve patlıcan çimleri de hazır. Biber çimleri büyüyor.
Bu sene işin acemisi olarak deneme yapacağım. Sonbahara kışlık çilek , salatalık , fasulye , domates ve biber hazırlayıp işin keyfini çıkarmak istiyorum.
Yeni evimiz temiz havası , manzarası , kedileri , çiçekleri , komşuları ile bize çok iyi geldi. Boncuk iki tane Tatişini (yavrular Tati`nin kopyası ) büyütüyor.
Balkonda oturup Uludağ , İnkaya , Dobruca , Beşevler taraflarına bakmak ; bahçeye gelip karınlarını doyuran kedileri , aralıklarla açan renk renk  gülleri , yasemini ve öteki çiçekleri izlemek; hemen yanı başımdaki melisanın bayıltıcı kokusu  çok iyi geliyor bana.
             6 Haziran 2016  22 00