23 Mayıs 2016 Pazartesi

FLORANSA



İtalya gezisini 9  gece olarak planladık. 3 gece Floransa , 3 gece Roma ve 3 gece Venedik. Uçak biletimiz İstanbul – Venedik gidiş dönüş olunca ilk konaklamayı Floransa olarak düşündük. Venedik hava alanından kent merkezine geçip Floransa`ya  giden trenlerin dolu olduğunu öğrenince en erken ve 3 saat kadar sonra kalkacak olan hızlı trene bilet alıp valizleri emanete vererek köprülerle birbirine bağlanan adacıklar arasında küçük bir keşif turu attık. Kanallarda gidip gelen vapurcuklar , deniz taksileri ve gondollar… Caddelerde çoğunluğu uzak doğudan gelmiş turist kafileleri… Çoğunlukla ayakta atıştırmaya uygun hamur işleri. Aralarda küçük küçük meydanlar…
Kapı kolları çok ilginç
İstasyondan fazla uzaklaşmadan yaptığımız keşif gezisinden istasyona dönüp trenimizin hangi perondan kalkacağını ışıklı tabelada izlemeye başladık. 15  perondan sürekli hareket eden trenler. Gelenler , gidenler. Hızlı trenler , banliyo tipi trenler. Aynı anda 3 perondan birden tren hareket edebiliyor.
Nihayet bizim tren perona girdi. Gerek Venedik , gerek Floransa , gerekse Roma istasyonlarına gelen trenler geri giderek ayrılıyorlar istasyondan. Tüm katarlar çift yönlü. Vagondaki yerimizi alsak da valizleri yukarı yerleştiremiyoruz.
Önce ana kara ile Venedik arasındaki uzun köprüden geçiyoruz. Sonra yeşillikler arasında hızla ilerliyoruz. Ekranda hız 247 km/h yi gösterirken  yol kenarında açan gelincikleri , akasya ağaçlarını , yemyeşil araziyi hayranlıkla izliyoruz. Bitki örtüsü Bursa ile nerede ise bire – bir örtüşüyor. Yeni açan erguvan ağaçlarını da görünce bu kanımız iyice güçleniyor. Ancak Bursa`ya göre iklim 20 gün kadar geç.  Arada düzenli üzüm bağları… Su bol , sık sık ırmakları köprülerle geçerken  yeşilliğin kaynağını da öğreniyoruz. Küçük kentlerden , kasabalardan durmadan geçiyoruz. Bologna durakladığımız ikinci kent. Sonra uzun uzun tüneller… Tepelerde şatolar , küçük kaleler…
Floransa istasyonu da çok büyük. Tren bizi bırakıp geri , Roma`ya devam edecek. Haritadan evimizin bulunduğu caddeyi araştırırken telefonuma 15 Euroya internet paketi alıyorum. 10 gün rahat rahat kullanacağım.
Anjelo tepesinden Floransa
Sokak köşelerinde isim tabelaları ve biz bunlara bakarak evimizi buluyoruz. 5-6 katlı bir bina ve büyük giriş kapısı. Zili çalınca ev sahibi kapıyı açıyor. Önce yüksek bir girişten avluya doğru ilerleyip soldaki merdivenden birinci kata çıkıyoruz. Sağdaki kapıda genç bir bayan bizi bekliyor.
Güneş görmeyen ve aradaki boşluğa bakan mutfak ve hol. Sonra iki banyo ve iki yatak odası. Eşyaları yerleştirirken Büyük bir harita üzerinde  bulunduğumuz yeri , market ve önemli yerlerin konumunu , klimanın çalışma durumunu, internet şifresini öğreniyoruz. Ev sahibemiz ayrılırken , anahtarları masanın üzerine bırakmamızı tembih ediyor.
Anjelo tepesinden Floransa Katedrali ( Duomo )
Biraz dinlenip karanlık bastırmadan ufak bir keşif gezisine çıkıyoruz. Evin bulunduğu cadde yüksek taş binalar. Hayranlıkla bakarken kapı tokmakları ilgimizi çekiyor. Duvarlarda , balkonlarda kabartmalar , heykeller… Marketten akşam için bir şeyler alıp eve dönüyoruz.  24 nisanda yani Pazar günü Siena`ya gideceğiz.
Belediye Meydanı yanındaki galeri
Geziyi planlarken hava durumunu da göz önünde tuttuk. Genellikle yağışlı ve serin bir hava bekliyordu bizi. Sabah da kapalı  bir havaya uyanıyoruz. Siena otobüslerinin istasyonun yanındaki garajdan kalktığını söylemişti ev sahibemiz. Kolayca buluyoruz da yer olan ilk otobüs 2 saat sonra. Atıştırmalık bir şeyler alıp bekliyoruz. Otobüs perona yanaşınca da sürprizle karşılaşıyoruz. Yolcular kuyruk oluşturmuş. Biletlerde yer numarası falan yok. Sıra bize gelmeden otobüs doluyor. Neyse ki 10 dakika içinde iki katlı bir otobüs yanaşıyor perona.
Anjelo Tepesinde Davut Heykeli
Floransa`nın dar sokaklarında ilerlerken balkonlardaki çiçekler ilgimi çekiyor. Dar ancak dümdüz uzanan ara sokaklar , çiçeklerle bezeli mezarlık… Yeşillikler arasında akan dereler , çiçek açmış akasyalar , düzenli yön tabelaları , küçük köyler ve çiftlikler…
Siena`da bir meydanda otobüsten inip turistlerin peşine takılıyoruz. İlk ilgimizi çeken sokak köşelerindeki değişik bayraklar. Bazı büyük binaların tepesinde 17 değişik bayrak yan yana asılı. Bunlar Siena`nın 17 mahallesinin simgeleri. Her sene yapılan at yarışını kazanan bütün yıl bayrağını her yerde dalgalandırıyor.
 Piazza Del Campo
Arada atıştıran yağmura aldırmayıp tepeye tırmanıyoruz. Uzaktan gördüğümüz büyük kilise yani Duomo`nun bulunduğu meydan çok kalabalık. İçeri girmek için oluşturulan kuyruğa girmeyi göze alamıyoruz. Dış görünüşü harika. Heykellerin , kulelerin fotoğrafını çekip sokaklara dalıyoruz.  Piazza Del Campo , yani Palio at yarışlarının başladığı meydana inerken güneş açıyor. Turistler meydana sere serpe uzanmış. Meydan 17 bölüme ayrılmış Her birinin ayrı simgesi olan mahalleler bu bölümlerin sahibi. Her yıl 2 temmuz ve 16 ağustosta yapılan geleneksel at yarışları buradan başlayıp burada bitiyormuş. Meydanın çevresi yüksek binalarla çevrili ve tam karşıda müzeye dönüşmüş kilise.
Siena`da Mahalle Bayrakları
Siena sokaklarında gezerken değişen bayraklardan başka bir mahalleye girdiğinizi anlıyorsunuz.
Hava yeniden bozdu. Yağmur şiddetlenecek gibi. Dönmeye karar verip otobüse biniyoruz. Ormanlar , bağlar , tarlalar arasından zevkli bir yolculuktan sonra Floransa sokakları… Evde biraz dinlenip dışarı çıkıyoruz. Floransa`yı tanımaya yeni başlıyoruz. Evin az ilerisinde Duomo, yani Floransa Katedrali , Giotto Campaline Çan kulesi , vaftizhane , heykeller , heykeller… Sokaklar açık hava müzesi. Saraylar , müzeler… Sokaklar ve binalar taş ve mermer. İlk izlenim harika. Yarın Pissa`ya gitmeyip Floransa`yı gezeceğiz.
Siena Katedrali ( Duomo)
Sabah kahvaltı sonrası sokaktayız. Duomo ve çevresini turlayıp Belediye meydanına ulaşıyoruz. Kolları pazubantlı görevliler ve mikrofonda yaşlıca bir bey konuşuyor. Söylediklerini anlamasam da konuşma şekli hiç yabancı değil. İlk aklıma gelen İttihat ve Terakki`nin 24 nisanda Ermeni aydınlarını toplaması ile ilgili bir toplantı olabileceği. Yan tarafta heykellerle  dolu bir galeri. İleride , meydanın öteki ucunda heykeller.
Floransa Katedrali ve Çan Kulesi
Haritaya bakarak tekrar sokaklara dalıyoruz. Bu kez çarşılı köprüyü göreceğiz. Nehir üzerindeki köprülerden yalnız bu köprü ikinci dünya savaşında yıkılmaktan kurtulmuş. Aslında nehrin iki yakasındaki sarayları birbirine bağlayan bir geçit olarak düşünülen bu köprü uzunluğu 1 km yi bulan dehlizlerle sarayları birbirine bağlamaktadır. Köprü üzerinde günümüzde kuyumcu dükkanları yer almaktadır.
( Çarşılı köprüler biri Bursa`daki Irgandı köprüsü olmak üzere 4 tane olup Venedik ve Floransa`dakinden başka bir tane de Bulgaristan`da bulunur. )
Faşizmden Kurtuluşu kutlayan topluluk
Köprüden geçip sola dönerek nehir kıyısında yürüyerek Angelo tepesinin altındaki meydana ulaşınca sabah belediye meydanındaki kalabalıkla karşılaşıyoruz. Masalar kurulmuş , yemek servisi yapılıyor Sahnede  koro marşlar söylüyor. Hele bir tepeye çıkalım da ne olduğunu öğreniriz.
Tepeye çıkarken yeni açan erguvan ağaçları karşılıyor bizi. Dinlene dinlene tepeye ulaşınca önce Davut heykeli. Meydan çok kalabalık. Uygun bir yer bulup Floransa`yı seyrederken fotoğraflar çekiyorum. Rönesans bütün ihtişamı ile önümüzde. Kiliseler , kuleler , köprüler ve karşıda karlı tepeleri ile dağlar… Her taraf yemyeşil…
Bir haftada oluşturulan birliktelik ve bayrakları.
Dönüşte meydanda toplananlar Çau Bella diye haykırıyor… Gözlerim dolu dolu ben de katılıyorum.
Standlarda bayraklar , hediyelik eşyalar , kitaplar , CD ler… Son bir haftada oluşturulan birliktelik İtalya`nın faşizmden kurtuluşunu kutluyor şenlik havasında… Dönüşte başka köprüden geçip tepeden gördüğümüz büyük kiliseye uğradıktan sonra  sokaklara dalıyoruz.
Floransa`nın hamur işleri ve ekmekleri çok lezzetli olsa da ne pizzaların, ne de makarnaların yanına sokulamıyoruz kullanılan et ve soslar yüzünden. Çünkü Budapeşte`de yediğim geyik  eti yüzünden çok büyük sıkıntı yaşamıştım.
Venedik – Floransa treninde hem yer bulamayıp gecikmiş , hem de son anda bilet aldığımız için yüksek ücret ödemiştik. Bu kez Floransa – Roma ve Roma – Venedik tren biletlerini erkenden  ve internetten alıyoruz.
Anjelo Tepesinden Çarşılı Köprü
Sabah kahvaltı sonrası eşyaları toplayıp valizleri sırtlanarak istasyona yürüyoruz.  İstasyonda asker ve polis önlemi dikkat çekiyor. Işıklı tabeladan Roma trenine bakarken sefer sayısına dikkat etmediğimizi anlayıp yanlıştan dönüyoruz. Biz Roma`da inecek olsak da tren Salermo`ya devam edeceği için Salermo trenine bakmamız gerekiyormuş.
Tren hareket ederken Rönesans`ın başkenti Floransa tatlı bir anı olarak arkamızda kalıyordu…
           23 Mayıs 2016  15 05  

14 Mayıs 2016 Cumartesi

VENEDİK


Büyük Kanal
Kanallar , köprüler kenti olarak tanınır Venedik. Bana göre tiyatrolar , kostümler , maskeler kentidir aynı zamanda. Hediyelik eşya satıcılarında cam işlerinden daha çok maskeler , tiyatro kostümleri bulunur.
Tiyatro Kostümleri
Bir zamanlar 50 kadar tiyatronun her gece sahne aldığı bu kent , bataklıklara çakılan uzun meşe ve benzeri dayanıklı ağaçların üzerine inşa edilen, yerine göre 5-6 kata varan binalar arasından geçen irili – ufaklı kanallar ve bu kanallar üzerindeki köprüler. Daracık yollar yer yer binaların altından geçit buluyor. Ulaşım tamamen denizden sağlanıyor. Ana karaya kilometrelerce uzanan bir köprü ile karayolu ve demiryolu bağlantısı bulunan bu adalar kenti yer altı sularının aşırı kullanımı yüzünden zaman içersinde çökmeye başlamış. Bu yüzden yer altı suları kullanımı yasaklanmış.
Murano Adası cam işleri
Maskeler
Kanallar , kanalcıklarca birbirinden ayrılan ve köprülerle birbirine bağlanan onlarca  ada . Aralara sıkışmış meydancıkları ve San Marco Meydanı, katedrali , kulesi… Venedik sokaklarında gelişi güzel yürüyüp kaybolmak , daha sonra sokak köşelerindeki yön oklarına bakarak San Marco meydanına , Rialto Köprüsüne ( Çarşılı Köprü ) ya da İstasyon Meydanına ulaşmak… Aziz Mark`ın çan kulesine çıkıp bütün Venedik`i (Ancak kanalları değil, çünkü kuleden kanallar görünmüyor) izlemek , fotoğraflar çekmek…
Bence Venedik`e gelenler Murano ve özellikle Burano adalarına da uğramalı. Murano cam işçiliği ve cam sanatlarının yuvası iken Burano adası dantel işçiliği yanında farklı renklerde boyanmış iki katlı evleri ve renkli panjurları ile görülmeye değer. Eskiden sarhoş balıkçılar evlerini şaşırdığı için farklı renklere boyamışlar.
Rialto Köprüsünde kuyumcular
Venedik dendi mi ilk akla gelen Gondolları olur nedense. Tek tip kıyafetleri ile gondolcular her köşe başında müşteri beklerler.
Rialto Köprüsü onarımda
Ancak Venedik her şeyi paraya tahvil etme konusunda çok başarılı. Fiyatlar bize ve gezdiğimiz öteki İtalyan kentlerine ( Roma , Floransa , Siena ) göre çok yüksek. Tuvalet ücreti 1,5 euro. Kent içindeki tuvaletlerin harita üzerindeki yerleri tek tek işaretlenmiş ve sokaklara yön levhaları asılmış. Haritayı girdiğiniz herhangi bir tuvaletten alabiliyorsunuz.
Sokaklara , meydanlara konan masalar dışında oturarak bir şeyler atıştırmak zor. Genellikle gezerken atıştırıyorlar yiyecekleri. Meyve , sebze fiyatları da bize göre çok yüksek. 1 kg zeytin 25-28 euro…
Burano Adasında rengarenk evler
Hamur işleri çok çeşitli ve lezzetli. Şekerlisi , tuzlusu ile kurabiyeleri çörekleri iştah açıcı. Pizzaları da çeşitli. Biz peynirlilerini seçtik. Soslarını bilmediğimiz için makarnalarının tadına bakmadık.
San Mark kulesinden Venedik
Konaklama için bir ev kiraladık. Eski , bahçe içinde , iki katlı bir evdi. Üst katta iki yatak odası ve banyo , alt katta oturma odası mutfak ve banyo. İstasyona epey yakın olsa da San Marco meydanına en uzak yerdeydi.  Otele göre fiyatı yarı yarıyaydı ve kendi evimiz gibi rahat ettik.
Venedik için bir uyarı: Kasım ile mart ayları arasında su yükseldiği için sokaklar ve özellikle San Marco meydanı sular altında kalıyormuş. Bu durum göz önünde bulundurulmalı.


14 Mayıs 2014  11 45 

4 Mayıs 2016 Çarşamba

İTALYA



Hemen söyleyeyim konuşmayı , yüksek sesle ve seri şekilde konuşmayı çok seviyorlar. Trende yanıma oturan bayan , arkadaşı ile 3 saat kesintisiz konuşup Bologna`da trenden inince arkasında derin bir sessizlik bırakınca kani oldum buna. Daha sonra toplu taşıma araçlarında benzerlerine tanıklık etsem de rekor o bayana aitti.
İtalya çöp sorununu kaynağında çözmüş. Gezdiğimiz Venedik , Floransa , Siena ve Roma kentlerinde sokaklarda yan yana 3-4 çöp konteyneri duruyordu. Evlerde ayrı biriktirilen plastikler  , kağıtlar  , evsel atıklar ayrı konteynerlere atılıyor. Böylece ayrıştırma kaynağında yapılıyor.
Bize göre çok pahalı bir ülke. Örneğin zeytinin kilosu 28 Euro yani bizim parayla 85 TL kadar.
Ulaşım demiryolu ağırlıklı. Hızlı trenler ülkenin bir ucundan öbür ucuna her yarım saatte bir hareket ediyor. Bunların sürati  250 km/h, daha yavaş olanları da var. Venedik , Floransa ve Roma istasyonlarında 15 er peron bulunuyor. Bu istasyonların bazılarından aynı anda 2-3 tren birden farklı yönlere hareket edebiliyor.
Doğa yemyeşil ve gezdiğimiz yerlerde birçok akarsu bulunuyor. Bitki örtüsü gezdiğimiz yerlerde Marmara bölgesi ile aynı. Üzüm bağları çok bakımlı. Ekili alanlar da düzenli. Ancak geçtiğimiz yerlerde meyve bahçesine pek rastlamadık.
Tarihi yapı iyi korunmuş. Yüzyıllar önce kurulmuş kentlerde sokaklar dar olsa da birbirini dimdik kesiyor.  Binalar cetvelle çizilmiş gibi aynı hizada ve aynı yükseklikte. Sokaklar genellikle taş parke.
Orta çağda ticaret ve savaşlardan elde ettikleri servet çok zengin aileler ortaya çıkarmış. Bu aileler kendilerine büyük saraylar yaptırırken resim , heykel sanatçılarını da teşvik etmişler. Kendi isimleri ile büyük kiliseler yaptırmışlar. Yaptırdıkları bütün binalar heykeller , resimler ve kabartmalarla süslenmiş.
Her  kentte ihtişamlı bir kilise bulunsa da Vatikandaki kiliseler ve müzeler Papanın kralları ve halkı nasıl soyduğunun bir göstergesi olarak büyük sanatçıların eserleri ile bezenmiş . Reform hareketinin başlamasına da neden olan bu sömürü bir ara “günah affetme senetleri” satışına kadar uzanmış ve yeni mezhepler de buna tepki olarak ortaya çıkmış.
İtalya , tarihi yapıları çok iyi koruyarak turizmden büyük pay almaktadır. Sokaklar özellikle uzak doğu kökenli turistlerle dolu olup bunlar müze , kilise ve büyük tarihi yapıların girişinde uzun kuyruklar oluşturmaktadır. Venedik`teki San Marco meydanındaki San Mark kulesine çıkabilmek için 40 dakika kuyrukta beklediğimizi ; bazı yerleri kuyruğa girmeyi göze alamadığımız için göremediğimizi söylersem yoğunluğu tahmin edebilirsiniz.
Gezdiğimiz yerlerden Venedik çok ilginçti. Bataklığa uzun meşe ve benzeri ağaçlar çakılıp üzerleri çamurla sıvandıktan ve üzerine bina tabanı olarak beton döküldükten sonra inşa edilen yer yer 6-7 kat yüksekliğe varan binalar arasında birçok kanal ve bu kanalların üzerinde sayısız köprü. Zaman zaman binaların altından geçen daracık sokaklar… Bütün sokak isimleri büyük tabelalarla işaretlenmiş. Bu sokaklarda kaybolup daha sonra San Marko meydanını ya da Roma meydanını işaret eden oklarla doğru yönü bulmak çok hoştu. Venedik aklımızda kanallar , köprüler , maskeler ve kostümler kenti olarak iz bıraktı.

Ancak biz Murano ve Burano adalarına da gittik. Kanallarda çalışan su taksileri ve tek katlı vapurcuklar dışında hiçbir motorlu aracın giremediği kent ( ki ana karaya birkaç kilometrelik bir köprü ile bağlı)  içindeki kanalların bir kısmında gondollar çalışmakta . Biz küçük vapurcuklarla önce  cam işçiliği ile ünlü Murano adasına , sonra da dantel işçiliği ve renk renk badanalı iki katlı evleri ile ünlü Burano adasına gittik. İyi ki gitmişiz. Özellikle Burano adasını çok sevdik.
Gezdiğimiz yerlerde sokaklarda dilencilere rastladık. Roma`da mültecilerin kaldıkları yer kaldığımız eve 30 metre uzaklıktaydı. Sokaklarda bütün gezi boyunca 4 tane kedi gördük ki onlar da sahipli olmalı. Sahipsiz hiç köpek görmedik. Ancak kimi bir , kimi iki tanesini gezdiren çok sayıda kişiye rastladık. Bu köpekler sokaklarda her türlü ihtiyaçlarını özgürce giderdiği için yürürken biraz dikkatli olmakta yarar var.
Venedikte tuvaletler yön tabelaları ile çok uzaklardan işaretlenmişti. Ayrıca kent içindeki umumi tuvaletlerin yerlerini gösteren haritalar da tuvaletlerden temin edilebiliyor. ( Giriş 1,5 Euro )
Floransa – Siena arasında  otobüs kullandık. Karayollarındaki yön, yer adı ve mesafe tabelaları çok düzenliydi. Demiryollarında 6-7 km uzunlukta birçok tünelden geçtik.
Hamur işlerindeki çeşitliliğe hayran olduk. Soslarına ve etlerine güvenemediğimiz için iki kez pizza yedik. Tavuklu – balıklı sandviçleri , şekerli kurabiyeleri damak tadımıza uygundu.
Dip not olarak kiliselerdeki , meydanlardaki heykelleri görünce iç geçirmeden duramadım. Birkaç sene önce Apolyont köyüne sanatçılar küçük heykelcikler yerleştirip duvarları boyamışlardı. Kale duvarı çıkıntısına konan minnacık heykeli taşlayan çarşaflı kadın geldi aklıma. “Bu putlar ne arıyor burada” diye haykırıyordu. Floransa`daki , Roma`daki heykelleri , özellikle Davut heykelini görseydi o kadın acaba ne yapardı? İktidardakiler kiliselerdeki duvar ve tavan resimlerinin , heykellerin  üzerine tükürmezler miydi dersiniz? Vitrinlerdeki mankenlere bakarak kendini tatmin eden insanımız o heykelleri görünce ne hale gelirdi acaba?
              3  Mayıs 2016  23 55