6 Aralık 2016 Salı

AYI,


Abi , sen benim evin yerini biliyorsun , köyden 2 km yukarıda , orman kenarında. Çok domuz geliyor tarlaya. Çileklere zarar verecekler diye korkuyorum.
Geçen gün kuytu bir yerde oturmuş domuz bekliyorum. Gelirse kurşunu sıkacağım. En azından korkup kaçar da belki bir kez daha gelmez. Yukarıda bir hışırtı oldu. Dikkat kesildim. Kocaman bir boz ayı sallana sallana geldi , karşımda bir tümseğe oturdu. Herhalde benden huylanmış olmalı ki etrafı kolaçan etmeye başladı. Az sonra göz göze geldik. İzin verse gidip seveceğim. O ise bana meraklı gözlerle bakıyor. Bir süre böyle bakıştık. Sonra köyden gelen arkadaşların sesi ile eve yöneldim. Ayı bıraktığım yerde kımıldamadan duruyor.
Arkadaşlarla sohbet ederken ayıyı görmesinler diye dikkatlerini hep başka taraflara çekiyorum ya birisi ayıyı gördü. Hemen doğruldu ve etrafını çevirip öldürmekten söz etti. Bir anda gözlerimi belertmişim.
- Oturun yerinize. O`na bir kurşun sıkarsanız , ben size beş kurşun sıkarım. Kim ki ona zarar verir , bana zarar vermiş demektir. O , adam gibi adam. Hiç adam gibi adama kurşun sıkılır mı?
Arkadaşlarım şaşırdılar. Biraz da gücendiler gibi geldi bana.
-Abi , o güzel hayvana hiç kurşun sıkılır mı? Ben onunla arkadaş olmak istiyorum.
- Ne güzel yapmışsın. Oraları ayıların ana yurdu. Biz onların ana yurduna tecavüz ettik , yaşam alanlarını daralttık. Bir de utanmadan öldürüp neslini tüketiyoruz.
- Bir bakışı vardı , görmeliydin.
-Hayvanların bakışlarına bayılırım. Kedi olsun , köpek olsun kalbime işler bakışları. Onlar gibi vefalı canlı bulunmaz.
- Köyün köpekleri sokaklarda aç dolaşıyor. Bursa`ya her gelişimde 9 – 10 kg tavuk eti , fırından da bir çuval bozuk diye ayrılmış ekmeklerden alırım. Araba ile köye girdim mi köpekler beni yolda karşılar. O ekmekleri yavan yavan bir yemeleri var , yüreğin parçalanır. Halbuki her biri bir evin köpeğidir. Nedense pek ilgilenmiyorlar.
- Ben de mahallenin kedilerine mama veriyorum. Bahçe duvarından güvenerek atlıyorlar içeri. Biliyorlar ki yem tabaklarında karınlarını doyuracakları kadar mama ve hemen yanı başında su var. Biraz sonra yalanarak uzaklaşıyorlar. Bu bana öyle huzur veriyor ki…
- Ben kedileri köpekler kadar sevmem. Ama köpekler çok vefalıdır. Abi , biliyor musun köyün köpeklerinden 4-5 tanesi ta benim eve kadar geliyor.
- Onlar seni korur. Ne yaban hayvanı ne de kötü niyetli biri yaklaşamaz evine.
- Mümkün mü . Alimallah parçalarlar…
Bir an düşünceye dalıyorum. Geçen gün Burgaz`da kedilere haşlanmış makarna , mama dağıtan bayan , şimdi köyün köpeklerini besleyen , ayıları koruyan , onlarla arkadaş olmak isteyen bir dost…
Etrafımdaki çirkinliklerden işte bu dünyaya sığınıyorum…
          6 Aralık 2016          19 25  

1 Aralık 2016 Perşembe

İMECE


İmecenin somut durumu olmalı kooperatif.
1990 lı yılların başında Cumhuriyet gazetesinde bir köşe yazısını ilk okuduğumda nasıl da heyecanlanmıştım. İstanbul`da , Fakir Baykurt`un kızının da aralarında bulunduğu bir grup  eğitimde kooperatifçilik modelini denemeye karar vermiş. Hemen düşünmeye başladım. Bu modelle neler yapılamazdı?
Önce bir imece başlatılıp konu yaygınlaştırılır , sonra eyleme geçilirdi. Çağdaş anlamda eğitim veren okullar açılır , yurt çapında kurulacak kooperatiflerle bu girişim yaygınlaştırılır , kooperatif üyeleri , açılacak yurtlardan , okullardan düşük ücretler ödeyerek yararlanırken düzenlenecek panel , konferans ve sempozyumlarla çağdaş eğitim anlatılarak kamu oyu oluşturulup ülke eğitimine bu yolla katılınırdı.
Günlerce taslaklar hazırladım ve çevremdeki arkadaşlara anlattım. Onlar da ilk günden heyecanlanmıştı. 3-4 yakın arkadaşımla önce İstanbul girişiminden dökümanlar getirttik , sonra bir arkadaşımla köşe yazarı Yılmaz Akkılıç`ı ziyaret edip düşündüklerimizi anlattık. Ertesi gün köşesini “Çağdaş Eğitim Kooperatifi”  projesine ayırmıştı. Yazının altına da bizim telefon numaralarımızı yazmıştı.
Daha ilk günden telefonumuz çalmaya başladı. İlk arayan bir eczacı bayandı. Bu dost daha önce İstanbul girişimini de aramış.
Konu , bizim birkaç kişi ile başarabileceğimiz boyutta değildi. Baro , Tabip Odası , Eczacılar Odası , Eğitim Sen ve işçi sendikaları gibi kuruluşları ziyaret etmeye başladık. Bizi ilgi ile karşıladılar. Kısa zamanda bazı sivillerin de katılımıyla bir girişimciler grubu oluşturuldu. Tabipler Odası , Eczacılar Odası lokalleri ile  DSİ tesislerinde toplanıp program taslağı , tüzük konularını tartıştık. O günlerde bizi en çok meşgul eden konu vakıf mı yoksa kooperatif mi ikilemiydi. Daha demokratik ve katılımcı olması yüzünden kooperatif tercih edildi.
Çağdaş Eğitim Kooperatifi , belki de Türkiye`de medya tarafından en çok desteklenen bir girişimdi. Gazeteler ve televizyonlar sürekli destek sağladı , programlarla tanıtım yapıldı.
Kuruluş kokteyli muhteşemdi. Kültürpark Nikah salonu dolup dolup taşıyordu. Bir yandan da üyelik başvuruları alınıyordu…
Kurucu yönetimde sayman olarak görevliydim. Altıparmakta kiraladığımız boş bir büroyu donatmak için kurucuları yardıma çağırdım. Kimi bilgisayar , kimi televizyon , yazıcı , masa getirdi. Kolçaklı sandalyeler de gelince toplantılarımız daha ciddi bir hal aldı.
İlk broşürümüz  “İMECEYE ÇAĞRI” idi. Daha sonra başka broşürler yayınlandı.
Kooperatifin neler yapabileceği tartışılırken çok saygı duyduğum ODTÜ  mezunu bir mühendis “On yıl içinde ilkokuldan üniversiteye kadar bütün okullarımızı açamazsak kendimizi başarısız saymalıyız. Bunun için gerekirse sırtımıza çuval alıp harmanlardan buğday toplayacağız…” dediğinde gözlerim dolmuştu.
Bu arada safra kesesi ameliyatı oldum. Sağlık durumumu gerekçe gösterip yönetimden istifa ettim.
Kooperatif önceliği yurt yapımına verdi. Görükle belediyesinin 49 yıllığına bedelsiz tahsis ettiği arsa üzerine sineması , konferans salonu da bulunan bir yurt inşa edildi. Yurt inşaatı için çok büyük bağışlar sağlandı.
Şu anda kreşi , ilkokulu , ortaokulu ve lisesi yanında Çekirge`de kırsal kesim çocukları için bir kız yurdu var…
Eğitimde kooperatifçilik modeli Bursa ile sınırlı kaldı denebilir. İstanbul bu işi sanıyorum götüremedi. Bozüyük , dersanecilik modelini seçti. Yurt çapında örgütlenilip bir üst birlik oluşturulması düşüncesi nedense arkadaşlara cazip gelmedi.
Bu gün Facebookta  Kadıköy Kooperatifinin duyurusunu okuyunca aklıma geldi bunlar. Kadıköy girişimi üretilenleri doğrudan tüketici ile buluşturmayı amaçlıyor. Organik gıdalar , el emeği ürünler aracısız tüketici ile buluşturuluyor. Şimdilik hafta içi 19 00 – 21 00 arasında  , hafta sonu ise 10 00 – 17 00 saatleri arasında açıkmış. Caferağa Mahallesi Hacı Ahmetbey Sokak Uğur Apartmanı No:1 Dükkan : 9  Kadıköy adresinde.
İmece ne hoştur. Emeğimizi , ürettiklerimizi paylaşmak ne kadar huzur vericidir… Köylerde hala uygulanır imece. Yenişehir`li dostlarım İşçi Kültür Derneğinde düzenlediğimiz imeceleri herhalde unutmamışlardır. Elma toplama , Ayçiçeği tekleme… Türküler , marşlar söyleyerek ; yorgunluk nedir bilmeden…
            1 Aralık 2016   21 20     

27 Kasım 2016 Pazar

ÇOK ÇALIŞ Kİ DAHA İYİSİNİ ALABİLEYİM


Karikatürü görünce  son yılların pazarlama tekniği geldi aklıma. Merkezde üst yöneticiler. Ona bağlı direktörler , onlara bağlı ekip şefleri ve onlara bağlı satış elemanları. Kendi ekibini kuran yapıyı aşağı doğru uzatıyor. Her eleman bir üst yöneticiye bağlı ve bu en tepeye doğru gidiyor.
Yapılan satışlardan en alttaki eleman belli bir yüzdede indirim kazanıyor. Satıştan elde edilen kar ise bağlı olduğu yöneticiler tarafından paylaşılıyor. Paylaşılıyor dediysem , her ay alt elemanların satışlarından payına düşen kar hesabına yatırılıyor. Sana bağlı elemanlar ne kadar çok satış yapıyorsa , aylık kazancın da o oranda artıyor. En üstte bulunan yöneticiler doğal olarak en çok payı alıyor.
Bu sistemde satışları hızlandırmak , elemanların moralini yükseltmek, motivasyon sağlamak üzere elde edilen karın bir bölümüyle yöresel , bölgesel , yurt düzeyinde ve yurt dışı eğlenceler , tatiller düzenlenir. Burada gruplar arası yarışmalarda en çok satış yapan grup liderlerine çeşitli ödüller verilir. Küçük altından otomobile kadar giden bu ödüller ödülü alan grup lideri tarafından tıpkı karikatürdeki gibi kullanılır. “Siz ne kadar çok çalışırsanız , ne kadar çok satış yaparsanız grubumuz öteki grupları o kadar geçer. (Gerçi araba benim ama) bu ödül hepinizin. Bu sene daha çok çalışın ki gelecek yıl daha büyük ödüller kazanalım.”
Son günlerde Facebookta bu grup liderlerinin paylaşımlarına, yaptıkları etkinliklere  bakıp acı acı gülümsüyorum. Biri bir yıllık çalışma sonrası hem ev hem de araba sahibi olduğunu söylerken , ötekisi 7  aylık çalışma sonrası 63 000 TL kazandığını yazmış. Ona bağlı satış elemanları da nerede ise omuzlarında taşıyacaklar liderlerini.
Dedim ya bu karikatür cuk oturuyor yaşadıklarımıza…
Ha gayret arkadaşlar , daha çok satın , hem sattıklarınız da yerli malı. Biliyorsunuz herkes yerli malı kullanmalı. Haydi pankartları alıp düşün yollara. Belki bir gün siz de alt kadrolarınızı kurup üst yönetici pozisyonuna geçersiniz.
Saadet zinciri de bu olsa gerek…
          27 Kasım 2016     19 55   

24 Kasım 2016 Perşembe

KISKANDIM


Hava güneşlik ya evde duramam. Öğretmenler günü de cabası. Şimdi Burgaz sahili  nasıldır acaba?
Arabalara kapalı olduğundan iç sokaklardan birine park edip sahile çıkıyoruz. Orta yaşlarda bir bayan. Elinde dolu dolu iki poşetle Burgaz tarafına doğru yürüyor. Bir sokak başında durup yere bir şeyler koydu. Önce dikkat etmedim. Ancak ikinci kez durduğunda yanına kediler yaklaşınca durumu kavradım. Yazlıkçılar tarafından terk edilmiş sahil kedilerini besliyor. Son yıllarda çeşitleri hızla çoğalan siyahlı , kınalı bir yavru hızla koşup yerdeki makarnadan atıştırmaya başladı. Kıtlıktan çıkmış gibiydi. Yavruyu hayranlıkla izlerken bayan
- Çok acıkmış olmalı
Deyip gülümsedi. O zaman fark ettim: poşetlerden birinde haşlanmış makarna , ötekinde katı kedi maması doluydu. Her sokak başına mama dökerek Burgaz yönüne uzaklaşırken hayranlık , biraz da kıskançlıkla izledim.
Her sene bu mevsimde Burgaz sahili çöp bidonlarını karıştıran, yazlıkçılar tarafından terk edilmiş kedilerle dolar. Çoğu çağrınıza olumlu karşılık verir ve   yanınıza gelip sevdirir. Bir kısmı ise korkup kaçar. Ancak tümü sevgi açlığından muzdariptir.
Çay bahçesinde otururken ilkbahar yavrusu bir sarmanı çağırdım. Koşup geldi yanıma. Sevdim , okşadım. Tüyleri ile uyumlu gözleri ile bir bakışı vardı , unutamam. Ardından tekir yaklaştı yanıma…
Sahil boyu yürürken onlarca kedi gördük. Gördüklerimizden fazlasının ise soğuktan korunmak için bir yerlere sığındığını sanıyorum.
Bu çocuklara mama taşıyan bayana ne kadar hayran olduysam , onları terk edip gidenlerden de o kadar nefret ettim. Terk edilme duygusunu kendileri yaşasa anlarlar her halde…
Sahil boyu terk edilmiş kediler ; güvercinler , martılar…
Yazlıkların bahçesinde terk edilmiş çiçekler…
Denizde karabatak, dalıp dalıp çıkıyor.
Telefonum çalıyor.
“Öğretmenler günün kutlu olsun öğretmenim”
Ve mesajlar…
Terk edilmiş olmamalı insanlar , kediler , çiçekler…
           24 Kasım 2016     16 00

8 Kasım 2016 Salı

SONBAHAR ZOR AYRILIKLARIN MEVSİMİDİR



Sizi bilmem ama ben sonbaharı çok severim. Gerçi sonbahar veda mevsimidir. Sonbahar hazan mevsimidir. Göçmen kuşların yuvalarını , yaprakların dallarını terk ettiği mevsimdir. Bitkilerin çoğu uykuya bir kısmı ölüme yatar bu günlerde. Zaten güzellik de burada başlar.
Ayrılığın , vedalaşmanın ne kadar zor olduğunu yapraklardan öğreniriz. Gömlek değiştirir gibi sevgili değiştirenlere benzemez ağaçlar , yapraklar. Sevdi mi bir sever ve tam sever. Kaçınılmaz veda günleri geldi mi yaprakta bir mücadele başlar. Ölümün sarılığı kenarlardan ortaya doğru ilerlerken , giderek kızıla , kahverengiye dönerken, ortada yaşam yemyeşil direnir. Veda etmek istemez dalına. Bazen kuvvetli bir rüzgar erkenden koparıp uzaklaştırır. Bazen yaşam mücadeleyi kaybeder ve yaprak tamamen ölüm rengini alır. Sap güçsüzleşir ve küçücük bir esintide toprakla buluşur. Yepyeni bir varlık olarak dönmek üzere toprağa karışır.
Sonbahar geldi mi evde duramam. Önce Bursa ovasındaki cümbüşü izlerim. Sonra Boğazova , Keles , Kocayayla… Fırsat bulursam Domaniç yaylasına , Mezit Boğazına ve Ahı dağına tırmanıp Pazaryeri`ne uzanırım. Ne kadar çabalasam renklerin güzelliğini fotoğraf karelerine hapsedemem. Her sene yeniden görmeliyim.
Bu mevsin Oylat olmazsa olmazım. Vadiye tepeden bakan çay bahçesinde tavşan kanı çayımızı yudumlarken yamaçlardaki renk cümbüşünü izlemek , mis gibi havayı adeta içmek… Oylat köylü pazarını da mutlaka ziyaret ederim. Çeşit çeşit peynirlerden özellikle ;Gürcü peyniri , yayık yağı , erişteler , reçeller , meyveler… Ancak fiyatlar epey turistik. Söylemedi demeyin. Bizim favorimiz kabuksuz kabak çekirdeği.
Oylat dönüşü , Hamamlı düzünde köylülerin sergilerine uğrarım. Bir selam , kısa bir sohbet ve amcaların , teyzelerin canını al. 4  liralık  hurma “sana” 2,5 lira. Mis gibi Amasya elması “sana” 2  lira. Teyzem bir de güzel seçiverir.
Ankara – Bursa yoluna çıktın mı az sonra sağa “Kulaca” yolu sapar. Aman kaçırmayın. Bir kooperatifin kocaman köyün kaderini nasıl değiştirdiğine mutlaka tanıklık edin. Kurulduğu ilk günlerden beri desteklediğim “Kulaca Köyü Kalkındırma Kooperatifi” önce salçaları ile ün yaptı. Ufacık tesisleri bu gün kocaman fabrika oldu. Artık biber salçasını Holanda`ya ihraç ediyor. Yazları 100 den fazla köy kadını çalışıyor kooperatifte. Köyün ürettiği ürünlerin tamamı kooperatifte değerlendiriliyor. Turşu , sirke, reçel , bal da üretiliyor. Ayrıca köylünün fasulye ve nohutunu da pazarlıyor. Ev salçasını aratmadığı için yıllardır Kulaca salçası tüketiriz. (Bursa , Setbaşı , Simitevi üstünde Kulaca Kooperatifinin satış yeri var)
Dedim ya sonbahar çok güzel. Sonbaharı şıpsevdiler sevmezler. Çünkü onlar sevdiklerinden kolayca ayrılırlar. Dalında sararan bir yaprağa bakın , ne demek istediğimi anlarsınız…
          8 Kasım 2016     16 35      

3 Kasım 2016 Perşembe

DENEMEYE DEVAM


Geçen yıl hep geç kaldık.
Seranın kapatılması geciktiği için çilek ve domateslerden verim alamadık.
Ön bahçenin toprağı geç geldiği için domates , biber ve patlıcanları geç diktik. Bir de acemilik olunca ne domateslerin mantarı ile mücadele edebildik , ne de patlıcanları sıkışık diktiğimiz için yeterince gelişmelerine izin verdik. Gene de epey domates kopardık taze taze. Biberler çok güzel oldu da en verimli çağlarında havalar soğudu. Biz de biber ve patlıcanları saksıya alıp seraya taşıdık. İlk izlenimimiz olumlu. Biberler bol bol çiçek açtı. Patlıcanlar da çiçekte. Umarım kışın körpe körpe biber yemeye devam ederiz.
Salatalıklar da acemiliğimizin kurbanı oldu. Önce  bol bol sulamamız gerektiğini bilmediğimiz için ürün alamadık. Sonra ise dallarını uzatacakları ip ,  çıta ya da tutunacak bir yer bulamadıkları için ürün alamadık. Serada tavana uzanan iplere , ön balkonda da kapının ferforjelerine tutununca  meyve vermeye başladılar. Gevrecik ve çok leziz meyveleri.
Çilekler  şu anda çok güzel. Ek besin verdim mi çiçeklenirler. Dalından birkaç tane olsun koparıp yemek ne güzel.
Seraya bamya da ektik. Dedik ya deneye deneye öğreneceğiz.
Domates çimlerimiz büyüyünce onları da dikeceğiz saksılara.
Arka bahçede nane , maydanoz , turp , roka ve pazılar güzel gelişmişti. Ancak Boncuk  arka bahçeye yavrulayınca bu dönem onlardan yararlanamıyoruz. Gerçi dört yavrudan biri öldü. Birini de rahatsız olduğu için  hayvan bakım merkezine bıraktık. Ancak iki kardeş de yetip artıyor. Kovalamaca , güreş , eşeleme… Anlayacağınız arka bahçenin şimdilik bize yararı yok.
Mahallemizde kedi çok. 15  kadarı ön bahçedeki yemliklere uğrayıp mama yiyorlar. Ancak çoğu dişi olan kediler hızla çoğalıyor. Osmangazi hayvan barınağına mesaj gönderdim , kedileri toplayıp kısırlaştırmalarını istedim. Ancak geri dönmediler. Yeniden arayacağım. Zararı yok , getirip bizim sokağa bıraksınlar , beslenmelerine yardımcı oluruz. Çünkü komşularımız da kedileri çok seviyor. ( Bitişik komşumun biri evden çıkmayan , biri bahçenin demirbaşı iki kedisi var. Ancak mahallenin kedileride hem bizim bahçeye , hem de komşu bahçeye konan mamalara aboneler. Komşu , bodruma kediler kışın üşümesin diye battaniye de sermiş.)
Ön bahçeden domates , biber ve patlıcanları sökünce bakla ve bezelye ektik. Turfanda yemeyi düşünüyoruz.
Lale , sümbül ve zambakları da diktim. Kardelenler de geçen yıldan toprağın altında. Yakında onlar da burnunu uzatır.
Son yıllarda insanlarda görmediğim vefayı , sevgiyi hayvanlarda , bitkilerde gördükçe çiçeklerle , böceklerle daha çok uğraşır oldum. Karşılığını da fazlası ile alıyorum. Güllerim , çiçeklerim harika açıyor ve kokularını cömertçe yayıyor etrafa. Kediler , sevgi ile bakıyor. Daha elimi değdirmeden mırıldamaya başlıyorlar huzur içinde. Bakışları o kadar masum ki…
Terapi bu olmalı. Önceden yatağa yattım mı bir türlü uyku tutmuyordu gözlerim. Şimdi saat 22 30  oldu mu yataktayım. Çabucak da uykuya dalıyorum. Hatta son günlerde rüya bile görüyorum.
Psikologlar , yaşam koçları sakın alınmasın. Depresyondan mı kurtulmak istiyorsunuz? Çiçeklerle , bitkilerle , kedilerle , köpeklerle uğraşın. Bu uğraşlar verecekleri pozitif enerji ile mutluluğunuza mutluluk katacaktır. Vefasızlıktan , vefasızlardan mı yakınıyorsunuz. Çiçekler , kediler vefanın ne olduğunu kanıtlayacaktır.
Siz de deneyin…
          3  Kasım  2016   17 10      

19 Ekim 2016 Çarşamba

ÇOOK İŞİM VAR , ÇOOOOK…


Öğrenmenin yaşı ve mekanı olmazmış. Öğrenmek isteyene her yer okul , herkes öğretmenmiş. Öğretmenlik yıllarımda öğrencilerimden , öğrenci velilerinden çok şey öğrendim. İnanın emekli olduktan sonra öğrendiklerimi daha önceden bilseydim çok daha başarılı bir öğretmen olurdum.

Nerede ise birbuçuk yıl oluyor yeni evimize taşınalı. En büyük hevesim terastaki minik seramda çilek , domates yetiştirmekti. Seranın kapanması şubatı bulduğu için çilek ve domatesleri martta dikebildim. Önce çok güzel geliştiler. Çilekler bol bol çiçek de açtı. Bir süre avuç dolusu çilek kopardık. Sonra sıcaklar çıktı. Seranın üstünü de açamadığımız için çilekler meyve vermez oldu. Domatesler de bol çiçek açmasına karşın çabucak yapraklarını büktü. Biz bunun nedenini bir köylüden ancak ekim ayında öğrendik : Mantar ilacı atılmalıymış. Salatalıklar da önce meyve vermedi. Meğer bol su istiyorlarmış. Bol su dökünce bol çiçek açtılar. Ancak dallarını uzatacak bir yer bulamadılar. Sonradan bir kökü terasa açılan demir kapının dibine getirip dallarını ferforjelere bağladım. Seradakini de iplerle tavana uzattım. Şimdi meyve alıyorum. Bir bakıyorum çiçek açmış. Birkaç gün sonra çabucak uzayıveriyor. Körpecik koparıp yemesi o kadar hoş oluyor ki. Kışa 3-4 kök daha dikeceğim…
Ön ve arka bahçelerle ilgili düşündüklerimizi de hayata geçirmeye çalıştık. Toprak getirilmesi , bellenmesi nerede ise mayısı buldu. Domates, patlıcan ve biber çimleri de geç kaldı. Çimleri pazardan alma yerine yerli tohumdan yetiştirmeyi tercih ettik. Domatesler bahçede de çok güzel gelişti. Bir posta güzel meyve döktü. Ancak daha sonra mahalledeki öteki komşularınki gibi bizimkiler de kavruldu. Çaresiz eylül ortasında söktük.
Ön bahçede biberler çok güzel döktü. Patlıcanlar ise domateslerin arasında sıkıştığı için gelişemedi. Domatesleri sökünce gelişip serpildiler de havalar soğudu. Domateslerin yerine bakla ve bezelye ektik. Patlıcan ve biberlerin bir bölümünü ise saksılarla seraya taşıdık. Bakalım meyvelerini orada da toplayabilecek miyiz.
Arka bahçeye maydanoz , nane , roka , turp, marul ve pazı ektik. Maruldan sonuç alamadık. Maydanozlar ve naneler  gelişti. Roka ve pazı da iyi gelişti. Turplar henüz yumru yapmadı. Ancak biz arka bahçeden şimdilik yararlanamıyoruz. Çünkü Boncuk arka bahçedeki yuvasına yavruladı ve 10 gündür yavruları ektiklerimin içinde yuvarlanıp güreş tutuyorlar.  Biraz daha büyüsünler , ön bahçeye geçireceğiz ve başlarının çaresine bakacaklar. Zaten arka bahçedekilerin üzerini naylon ile örtmeyi de düşünüyorum.
Deneye deneye öğrenip , direne direne kazanacağız. Küçük saksılara , yoğurt  kaplarına bamya diktik. Birkaç yaprak büyüdüler. Serada onlara da bir yer ayırdım. Birkaç gün içinde çileklerin saksılarını değiştirip tazeleyeceğim. Domatesleri de çimledim. Serada bu kış işim çok. Bakalım nasıl bir sonuç alacağız.
Unutmadan söyleyeyim : lale , zambak ve sümbülleri de diktik ön bahçeye. Kardelenler geçen yıldan gömülü toprağa. Çarşıdan 5-6 tane daha soğan aldım kokulu cinslerden. Onları da saksılara dikmeyi düşünüyoruz. Asma gülün dalları çardağa tırmandı. Asma ise baharı bekliyor. Güllerimiz budanacak , yazlık çiçekler sökülecek… Çoook işimiz var çoook… Daha öğrenecek çok şey var. Aşı yapmayı öğreneceğim öncelikle. Gülleri aşılamam gerekiyor… Bir de mahalledeki kediler kısırlaştırılacak ve bahçeye kediler için birkaç kedilik ahşap yuva yapılacak… Tabii arada küçük kaçamaklar doğaya.
            19 Ekim 2016  19 00    

14 Ekim 2016 Cuma

ABDAL GELENEĞİ II


 “ABDAL GELENEĞİ” başlıklı yazım çok ilgi gördü. 18 saatte 336  kişi tarafından okundu ya da göz gezdirildi. ( Yazıyı yazarken sayı 371 oldu)  O  yazıyı You Tube da gezerken rastladığım “Serik`li Abdallar” klibini izlerken düşündüm. Aslında bu konuyu uzun zamandır yazmak istiyordum. Yazımda yazmak istediklerimin bir bölümünü ifade edebilmiştim. Bu yazımda konuyu biraz daha derinleştirmek istiyorum.
Yıllar önce Mehmet ustanın 3  metrekarelik dükkanında sıra beklerken (ki köşeye sıkıştırılmış  1  tek sandalye vardı)  O  anda tıraş olmakta olan sakallı gence nereli olduğunu sordum.
- Cumalı Kızık.
Deyince ,
-Demek ki sen de eski Alevilerdensin.
Deyiverdim.
Genç gözlerini belerterek baktı,
-Ne Alevisi. Biz halis – mulis sünniyiz.
- Olur mu , Kızık boyunun kökeni Türkmen – Alevi. Bursa`da 7 tane Kızık köyü kurulmuş. Biz Cumalı Kızık , Dere Kızık , Hamamlı Kızık , Fidye Kızık ve Değirmenli Kızık köylerini biliyoruz. Anadolu`da halen 28 Kızık köyü var. Tokat , Karaman , Gaziantep, Malatya… Bu köylerin çoğu Alevi. Siz de sonradan padişahın baskısı yüzünden Sünni olmuşsunuz.
- Bunu ilk defa duyuyorum.
- Sana bir şey söyleyeyim mi , “Dede Pilavı” geleneği olan bütün köyler Alevi kökenlidir. Çünkü Sünnilikte Dedelik değil Şıhlık olur. Hem Emir Sultan , Baba Sultan ve Anadolu`daki bir çok kutsal kişi hep Alevi – Türkmen geleneğinden gelir…
- Bu konuyu hiç bu şekilde düşünmemiştim. Galiba haklısınız. Eve gider gitmez araştıracağım.
Yavuz Sultan Selim adı  üçüncü boğaz köprüsüne verilince haklı olarak tepki gösterildi. Çünkü Yavuz Sultan Selim Alevilere , Türkmenlere çok baskı , kıyım uyguladı. Tarih kitaplarında “Celali Ayaklanması” olarak anlatılan ve Anadolu`yu kan gölüne çeviren olaylar sırasında haksız yere birçok kişi katledildi. Bazı sülaleler Toroslara , Balkanlara sürüldü.  ( Yıllar önce Alanya pazarını gezerken Bursa`lı olduğumu duyan bir esnaf “biz de Bursa Orhaneli`den Toroslara sürülmüşüz. Köyümüzün adı da Orhaneli” demişti)
Baskılara dayanamayan halkın çoğunluğu “Sünni”leşti. Bazıları da dağ başlarına yerleşip  geleneklerini sürdürdü.
Bursa bu bakımdan çok zengin örneklere sahip. Şu anda Kestel`e bağlı BABA SULTAN köyü eski alevi köyüdür. Hemen karşısındaki tepede kurulu DOMA KÖY kapılarını dışarıya kapatarak Alevi geleneklerini bu günlere taşıdığı halde , Bursa`nın alınışı sırasındaki yardımları yüzünden Orhan Bey tarafından hediye olarak rakı ve şarap gönderilen “Baba Sultan”  bu gün Sünni bir din büyüğü olarak “pilav şenliği” ile anılmakta .
Doğup büyüdüğüm Hoca Köy sırtını bir tepeye yaslamıştır. Bu tepenin adı “DEDE BAYIRI” olup zirveye yakın bir yerinde bulunan “yatır” da eskiden her sene “Dede Pilavı” pişirilip dağıtılır ve bu anmalara özellikle İnegöl`den Boşnak, Arnavut  göçmenler gelirdi.
Son yıllarda Alevilerin Asimilasyonunda önemli adımlar atıldı. İnançları , ibadetleri Sünnilerden ayrılmaz oldu.
Düşünüyorum da Sarayla uzlaşan ve varlıklarını ve etkinliklerini  özellikle Yeniçeri Ocağında ve Esnaf ve Sanatkarlar arasında sürdüren Bektaşi`lik Asimilasyonun etkili olmasına katkı sağlamış olamaz mı? Çünkü Aleviliğin devletle uzlaşan uysal karnıdır Bektaşi`lik. Pir Sultan kanadı ise haksızlıklara karşı daha dirençlidir.
Bektaşi`lik inanca , ibadete , işin törensel yanına ağırlık verirken Pir Sultan kolu daha çok ahlak konusuna mı ağırlık verir dersiniz?
Sözü burada Kazak Abdal`a bırakalım :

Eşeği Saldım Çayıra
Otlaya Karnın Doyura
Gördüğü Düşü Hayra 
Yoranın Da Avradını 

Münkir Münafıkın Soyu 
Yıktı Harap Etti Köyü
Mezarına Bir Tas Suyu
Dökenin De Avradını 

Derince Kazın Kuyusun 
İnim İnim İnilesin
Kefen Dikmeye İğnesin
Verenin De Avradını 

Dağdan Tahta İndirenin 
Iskatına Oturanın
Hizmetini Bitirenin
İmamın Da Avradını 

Müfsidin Bir De Gammazın
Malı Vardır Da Yemezin
İkisin Meyyit Namazın
Kılanın Da Avradını 

Kazak Abdal Nutk Eyledi 
Cümle Halkı Dahleyledi 
Sorarlarsa Kim Söyledi
Soranın Da Avradını …

         14 Ekim  2014        10 55  

13 Ekim 2016 Perşembe

ABDAL GELENEĞİ


Kırşehir yöresinde daha yaygın olsa da Alevi – Bektaşi  kültürünün egemen olduğu yörelerde bu geleneğe rastlarız. Türkçe ve Türk kültürünü bu günlere taşımada çok önemli bir işlev üstlenen abdallar davul – zurna , kabak kemani , sipsi ,  bağlama , cura ,  kaval gibi çalgılarla gerek düğünlerde halk oyunlarına eşlik ederler , gerekse köy odalarında deyişlerle , atışmalarla türküleri seslendirirler , yetiştirdikleri çıraklarla bu geleneği gelecek nesillere aktarırlar. Muharrem Ertaş ve oğlu Neşet Ertaş bu geleneğin en önemli örneği sayılır.
Yavuz Sultan Selim sonrası Anadolu Alevileri gördükleri büyük baskı  ve kıyım sonucu ya dağ başlarına çekilmiş , ya da asimile olmuşlar ya da öyle görünmüşlerdir.
Orhaneli Dağ Güneyi köyünü tanıtan videoda “Dereleri sarmış tüfek yangısı” türküsünü dinlediğimde adeta çarpıldım. O kadar özgün bir ses ve söyleyiş çıkmıştı ki karşıma. Daha sonra bu köyde saz çalanlar , davul zurna çalanlar olduğunu öğrendim. Belli ki Abdal geleneği bu köyde de devam ediyor. Ancak köylüler bu geleneğin kökeninden habersiz yaşıyorlar.
“Dede” lik Alevilere özgü bir görev. Alevilerde kutsal çeşmeler , kutsal ağaçlar , kutsal tepelerde “dede” ya da başka isimlerle anmalar yapılır. Edremit Körfezi`nin “Sarı Kız” , Elmalı`nın “Abdal Musa” , Nevşehir`in “Hacı Bektaş” etkinlikleri gibi Bursa yöresinde de “Dede pilavı” , ya da “dede hayırı” adı altında yılın belli günlerinde anmalar yapılır. Bursa`daki etkinliklerin en ünlüsü “Baba Sultan Pilav” etkinliğidir.
Aslında Alevilerin Cem törenlerinin olmazsa olmazıdır bağlama. Her dede aynı zamanda bağlama üstadıdır. Zaten halk türküleri sanatçılarının büyük çoğunluğu da Alevi – Bektaşi ailelerden çıkmıştır. Bunun bence en önemli nedeni Sünnilikte yasak olan müzik , resim , heykel , tiyatro gibi sanat dallarının Alevilikte özellikle teşvik edilmesi olmalı.
"BUGÜNDEN SONRA DİVANDA, DERGAHTA, BARGAHTA, MECLİSTE VE MEYDANDA TÜRKÇEDEN BAŞKA DİL KULLANILMAYACAKTIR."
13 Mayıs 1277
Diyen Karaman Beyi Mehmet Bey sonrası Osmanlı sarayına egemen olan Arapça – Farsça  karışımı olan Osmanlıca dilinin zararlarının en alt düzeye inmesinde Alevi – Bektaşi kültürü ve bu kültürün sürdürücüleri Aşıkların , Abdalların  çabaları büyük katkı sağlamıştır.
Yunus Emre`ler , Pir Sultan Abdal`lar , Nesimi`ler , Aşık Veysel`ler , Neşet Ertaşlar ve diğerleri.
Kendilerine çok borçluyuz…
          13 Ekim 2016   18 45   

6 Ekim 2016 Perşembe

BİR KEDİNİZ OLMALI


Kucağınıza alıp tam kalbinizin üstünde tutarak okşayın. Ve bir yandan mırıltıyı dinlerken öte yandan kalp atışına kulak verin. Kalbinizin huzur bulduğunu göreceksiniz. Gözlerine bakın , gerçek sevgi nasıl olurmuş  anlayın.
Terapi mi istiyorsunuz , kedilerle ilgilenin. Onlara mama verin ve karınlarını doyururlarken sevin , okşayın , mıncıklayın…
Kedi sevgisi annemden miras. Evimizde her zaman en az 2 – 3 kedi olurdu. Mercan , Sarman , Tekir , Duman , Boncuk… Renk renk , çeşit çeşit. Çocukluğumda gece yatağıma gelir bir yandan beni ısıtır , öte yandan mırıltılarıyla ninni söylerlerdi. Annem onların pirelerini ayıklar , tuvalete gideceklerinde uykusundan kalkıp kapıyı açardı.
Yalnız kediler mi? Köpekleri kuşları doğadaki canlı – cansız tüm varlıkları nasıl da seviyorum. Siz gerçekten seviyorsanız karşınızdaki bunu hissediyor. Çiçekse daha güzel açıyor , daha güzel kokuyor. Kedi – köpek korkmadan yaklaşıyor yanınıza. Siz de korkmayın , okşayın , hatta tokatlayın. İnanın en azgın köpek bile sesini çıkarmayacak , size sevgi ile yaklaşacaktır.
Evlerimiz uygun olmadığı için geçen yıla kadar kedilerle fazla ilgilenemedik. Yeni evimize taşınınca , bir de komşularımız hayvansever , kedisever olunca  tutmayın bizi. Bahçemize uğrayan hiçbir kedi boş dönmesin diye yem kapları , su kapları koyduk. Zaman zaman 15 e çıktı ziyaretçilerimiz. Tati kapının önünde miyavladığında öksüz kalmıştı. O  bizim çocuğumuz oldu. Büyüdü , bize oyunlar oynadı , bahçede çiçeklerimizi kopardı. Ta ki dişi kedilere rahat vermediği için öteki erkek kediler tarafından kovulana dek.
Boncuk bahar başında yavruladığı yerden 4  yavrusunu arka bahçedeki tahtaların altına taşıdı. Biz hemen ona yuva yapıp üstünü naylonla örttük. Dört yavrusundan yalnız Tatiş`i büyütebildi ki Tatiş evin neşe kaynağı. Sürekli sevilmek istiyor. Kucağımıza aldığımızda huzur içinde mırıldıyor. Bahçede topuyla oynuyor.
Tatiş`i bize emanet eden Boncuk 31 Ağustosta arka bahçeye koyduğumuz yuvada 4 yeni yavru ile çıktı karşımıza. Bu kez dördünü de sağlıklı bir şekilde büyüttü ve bizden yardım istedi. Şimdi beslenmelerine biz de katkı veriyoruz. Biri annesine benziyor da burnundaki bıyıkları onu “ŞARLO” yaptı. Birinin başı Tekir olduğundan ona “TEKROŞ” diyoruz. Bu ikisi çok uyanık. Öteki ikisi ikiz gibi. Biz onlara “DUMAN” diyoruz. Karınlarını doyurup sularını da içtiler mi kovalamaca , güreş başlıyor. Arka balkondan günde 50 kez onlara bakıyor , birkaç kez de yanlarına gidip seviyorum. Öyle şekerler ki.
Geçen gün tesisat için gelen bey Tatiş`e , Boncuk`a bayıldı. Çocuğuna para ile aldıkları ve bu güne dek en az iki bin lira harcadıkları kediden daha sevimli olduklarını söyledi ve pişmanlık ifade etti. Pet Shoplardan kedi – köpek alıp besleyenlere çok kızıyorum. Barınma koşulları içler acısı olan ve anne sevgisi alamadan ve yeterince ememeden koparılıp alınan bu dostlara para vererek esaretlerini teşvik ediyorlar.  Bunun yerine sokaktan evlat edinecekleri bir yavru ya da barınaklardan sahiplenecekleri bir kedi inanın onlara daha bol sevgi sunacak , huzur verecektir.
Ne diyordum , bir kediyi kucağınıza alıp kalbinizin tam üzerinde tutarak gözlerinin içine bakarak sevin.  Kalbiniz huzurla , mutlulukla dolacak. Mırıltısı en güzel müziği aratmayacak. Ve bakışlarından sevgi akacak yüreğinize. Hiç durmayın , bir kedi sahiplenin.
İlgilenenlere bende dört tane var…
          6 Ekim 2016        11 00    

23 Eylül 2016 Cuma

SONBAHAR GELİRKEN


Duman 15 gündür yok. En son iki sokak ötede kendini gençlere sevdirirken görmüştüm. Bir daha görünmedi.
Yalnız duman mı? Tati de sokağı terk etmek zorunda kaldı. Ufacık boyuna bakmadan kart erkeklere posta atmaya kalkanın sonu bu oldu. Şimdi gece bile kapının önünden korkarak geçiyor. Bahçeye girmesine hala egemenlik mücadelesi veren erkek alaca kediler izin vermiyor.
Tatiş tam bir bahçe kedisi. Komşu bahçe ve bizimki onun mekanı oldu. Zaten oynadığı toplardan biri bizim bahçede , öteki komşu bahçede. Ona kimse sesini çıkarmıyor. Aksine Tatiş karnını doyurmaya gelen bazı kedilere diş gösteriyor. Kuyruğu yanık kınalı , gürültücü kınalı Tatiş`in korkusundan karınlarını doğru dürüst doyuramıyor. Halbuki kuyruğu yanık kınalının bebekleri var. Yakında bize göstermek için böğürtlen dikenlerinin altındaki yuvasından çıkarır.
Boncuk bebeklerini epey büyüttü. Son günlerde uzun süre ön bahçeye gelip  yavrularından uzaklaşıyor. 25 günlük oldu Tattoşlar. Bir de sevimliler ki…
Bu gün akşamüzeri Duman sürpriz yaptı. Koşarak kapıya geldi ve kendini sevmemizi bekledi. Az sonra yan bahçeden gelen Tati`de bir trip , bir surat görmelisiniz. İki kez duvarın dibine gidip bana sırtını dönerek küstü. Kucağıma alıp kendisini çok sevdiğimi defalarca söylediğim halde pas vermedi. Bakalım Duman bu kez kaç gün kalacak. O  içeri girmek isteyecek , biz almayacağız. Sonra Boncuk ve kuyruğu yanık kınalı yavrularını getirecekler. İşte o zaman seyreyleyin cümbüşü…
Bahçedeki domatesler kavrulunca kökledim. Sivri biberler harika. Taze taze o kadar güzel oluyor ki , gevrecik… Patlıcanlar da etrafları açılınca iştahlandılar. Önümüzdeki günlerde epey patlıcan toplayacağız…
Erdek – Ocaklar sahilindeki villanın önünden getirdiğim çiçekler açmaya başladı. Haftaya salkım salkım açarlar. Yer elmasına benzeyen sarı çiçekler bizim bahçede boya çekti ki bazıları ikinci kata uzanacak nerede ise. Onlar da açmaya başladı.
Bundan sonra balkondan kedilere , çiçeklere , patlıcanlara , biberlere bakacağım da hava epey soğudu. Utanmasam kombiyi yakacağım.
Arada birkaç günlüğüne güneye doğru bir kaçamak mı yapsak diyorum da bana ayak uyduran yok. Gene de belli olmaz. 4 ekim evliliğimizin 52. Yıldönümü. Bakarsın küçük bir balayına çıkarız…
        23 Eylül 2016    19 35