30 Aralık 2015 Çarşamba

BİR SERGİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


Aziz Nesin  “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez” adını verdiği ve yaşam öyküsünü anlatacağı  serinin ikinci cildini bile yayınlamadan aramızdan ayrılınca kendisine kırılmıştım.  Bu gün oğlumla  “Ömrüne Sığmayan Adam : Aziz Nesin” sergisini gezdikten sonra kırgınlığım sona erdi. 
Serginin adı çok güzel seçilmiş : “Ömrüne Sığmayan Adam” Yaptıklarını bir kez daha gözden geçirip yazmak isteyip de yazamadıklarını öğrenince bir ömre nasıl olup da bu kadar “ESER” i sığdırabildiğine şaşırmamak elde değil.  Bu kadar       ESER” derken yalnız kitaplarından söz etmiyorum. Gazetelere yazdıkları da değil kastettiğim. “Yazarlar Sendikası” , “İnsan Hakları Derneği” , “Barış Derneği” , “Türk – Yunan Dostluk Derneği”  kurucusu olması da değil söylemek istediğim; Uluslararası birçok ödül alıp bunları devlet hazinesine bağışlaması da değil tek başına ; “dil , din , ırk , cinsiyet ayrımı olmaksızın çeşitli halkların çocuklarını okutmak için kurduğu ve bütün gelirini bağışladığı “NESİN VAKFI”  da değil “eser” sözü ile kastettiğim. Halkına olan borcunu ödeyebilmek için bütün bunların dışında çıkardığı mizah dergileri , Marko Paşa , Malum Paşa , ZÜBÜK  ve benzerleri , aldığı hapis ve sürgün cezaları… Acaba hangisine değinsem. Ordan buradan derledikleri ile en çok okunan köşe yazarı olanlar , hani halkı küçümseyip aşağılayanlar , hiçbir bedel ödemedikleri halde sürekli şikayet eden “yazarımsı”lar  biraz olsun utanırlar mı Aziz Nesin sergisini gezseler?
Evrensel bir  politikacı tipi olan “ZÜBÜK” te anlatılanlar için kaç tane roman yazılırdı dersiniz?
Madımak`ta yakılmak istendiği , linç edilmekten zor kurtulduğu halde halkına küsmeyen gerçek aydın Aziz Nesin`e olan saygım bu gün daha da arttı. O`nun mücadeleci kişiliği karşısında kendimi aciz hissettim , utandım. 
Yurt dışında en çok tanınan yurttaşlarımızın başında geldiği halde bizler değerini biliyor muyuz dersiniz? Örneğin  5  ocakta kapanacak olan bu sergiyi acaba kaç kişi ziyaret etti?
Kuruluşunun ve inşaatının her aşamasında işçi olarak çalıştığın vakıf öğrencilerinin Aziz Amcası. Nankörlüğümüzü hoş gör. Seni yakmak isteyenlerden esirgemediğin hoşgörünü bizlerden esirgeme. Oğlun Büyük Matematikçi Ali Nesin Vakfını yaşatmaya çabalarken  Şirince¸de açtığı  “Matematik Köyü”nde dünyanın dört yanından  gelen insanları eğitiyor.  Umarım sergini gezenler – gezmeyenler Nesin Vakfına destek olurlar…
Ateist olarak yaşadın ve şimdi küllerin vakıf arazisindeki ağaçları , bitkileri besliyor.  “ESER”lerinin önünde saygı ile eğiliyorum.
30 12 2015   21 35     

19 Aralık 2015 Cumartesi

BADEM EZMESİ



Kurutulup kabuğu soyulduktan sonra dövülerek un haline getirilen kuru bademin kaynatılıp soğutulmuş ravakla  yoğrulup yuvarlanarak  elde edilen ve buz dolabında bekletildikten sonra sunulan şeker.
Çocukluğumda çok severdim. O yıllarda bu kadar pahalı değildi. Babam her hafta 5  kuruş harçlık verirdi. Ben hemen bakkal Fahri amcaya koşar leblebi – üzüm alırdım. Üzümle leblebi  çok hoş olurdu. Arada harçlığıma kıyar küçüklerinden iki tane badem ezmesi alırdım da  yavaş yavaş eritirdim ağzımda.
Sonra babam bakkal dükkanı açtı. Şekerleri lokumları aldığı Arnavut şekerlemeci  badem ezmesi de yapardı. Babam  bir sandık alır , kavanoza özenle sıralardı. Fıstıklı , güllü lokumları , iki pişmişleri gibi badem ezmeleri de çok güzeldi Arnavut şekercinin.
Zamanla badem ezmelerinin lezzeti kaçtı , bademsiz badem ezmesine dönüştü ve eski lezzeti unutulup gitti. Ta ki Edirne gezimizde Selimiye Camii alt tarafındaki kapalı çarşının batı kapısının yanındaki  dükkanda karşıma çıkana dek.
Önce tereddüt ettim. Satıcı ile konuşup fiyatını da öğrenince ikna olur gibi oldum. Tadımlık alıp yediğimde  çocukluğuma yeniden döndüm. Ağzımda döndüre döndüre eritirken çocukluğumun yalınayak günlerine gittim.  5  kuruşluk haftalık harçlığıma kıyabilecek kadar beni kendisine çeken lezzet hiç değişmemişti. Bursa`ya dönerken hediye olarak aldım. Çocuklarımdan çok da ben tükettim.
Sonraları birkaç kez daha gittim Edirne`ye. Her gidişimde bir kutu badem şekerini mutlaka çantama yerleştirdim.
Sonraları  eski Sümerbank karşısındaki Ulus Pastanesi vitrinine bakarken çıktı karşıma. Az da olsa üretime devam ediyorlarmış.
Bir gün  çok sevdiğim bir dost küçük bir kutu içinde elime tutuşturdu badem ezmesini. O gün badem ezmeleri  pişti olmuştu. Kutuyu açıp bir tanesini ağzıma attım. O güne değin yediklerimden o kadar farklıydı ki ? Ötekileri uzun süre yemeye kıyamadım. Sonuncuyu ağzıma bir attım , atış  o atış . Yıllar oldu elim badem ezmesine  gitmiyor. Son lezzeti yakalayamamaktan  ve badem ezmesinden  nefret  etmekten korkum…
             19  Aralık  2015  16 00     

14 Aralık 2015 Pazartesi

ÇIKARMA


Çoğu kişi çıkarma işlemini sevmez.
Ne bileyim  ömründen eksilen günler der , malından – servetinden eksilenler der sevmez işte.
Ben severim çıkarmayı. Gün olur rafları , dolapları karıştırırım. Yıllardır giymediğim , bundan sonra da giymeyeceğim bir sürü gömlek , pantolon , ceket , palto… Bir işe yaramadan durur. Hemen temizletip paketletirim ve işine yarayacak birilerine ulaştırırım. Önce bir hafifleme ; sonra atıl duran eşyanın bir işe yaramasının verdiği huzur.
Elektronikle çok haşır – neşir olduğum için dolaplarda , çekmecelerde bir sürü bilgisayar parçası , kullanılmayan fotoğraf makinesi ve cep telefonu. Bir işe yaramaz da çöpe de atılmaz. Geri dönüşümcü çocukları gözlerim , belki değerlendirirler diye. Böylece çekmecelerde yer açarım yeni alacaklarıma.
Çıkarma işlemi rahatlık verir bana. Onun için sık sık uygularım.
Bazı dostlarım da benim gibi. Yaşamlarındaki fazlalıklardan kurtulmak, rahatlamak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Gün geliyor yeri doldurulamaz sandığımız , yıllardır alıştığımız nesneleri. kişileri de çıkarmak zorunda kalıyoruz yaşamımızdan. Bize yük olmaya , yaşamımızı aşındırmaya başladı mı fazla beklemeye gerek yok , uygulanacak işlem belli : çıkarma.
“Turpun sıkından seyreği yeğdir”  diye bir deyiş vardır. Hani tıka basa dolu çantada anahtar aramayı düşünün. Ararsın ararsın bulamazsın da çantayı masanın üstüne boşaltmak zorunda kalırsın. O kızgınlıkla çoğunu atarsın ve çantan bir süre rahatlar. 
Dişin ağrır. İlaç , anti biyotik yarar sağlamaz. Çektirirsin. Bir süre boşluk hissedersin çıkarttığın dişin yerinde , dilin hep o boşluğa gider. Zamanla alışırsın. Ne ağrı kalmıştır , ne işkence. Oh be , dünya varmış…
Dedim ya çıkarma işlemini severim. Sık sık da uygularım. Bu nedenle facebook arkadaş listem kalabalık değildir. Yıllardır arayıp sormayan yüzlerce kişi yerine her an merhaba diyebileceğim , her mesajıma mutlaka yanıt veren az sayıda dost yetiyor bana. Bazılarının  yokluğu çekilen diş gibi bir süre rahatsız etse de zamanla alışıyor insan.
Ancak çıkarma işlemi uygularken dikkatli olmalı. Ağrı veren diş diye sağlam diş çıkarılmamalı. Hem ağrıdan kurtulamıyorsun , hem de sapasağlam dişe yazık oluyor…
           14  Aralık  2015     12 20