30 Haziran 2015 Salı

TÜRK TELEKOMU NASIL BİLİRSİNİZ?


- Türk Telekomu nasıl bilirsiniz?
Diyen sesle ürperdim. Ortada ne bir cenaze vardı , ne de cemaat. Ancak bu sesi yanıtlamadan duramazdım.
- Çok kötü tanırım.
-  Biz deeeee…
Yurdun dört yanından gelen seslerin oğultusuydu.
-  Tek tabanca olmanın avantajını çok kötü  kullanıyor. Müşterilerine saygı nedir bilmiyor. Bütün personelini çözümsüzlüğe kurgulamış. Çözüm üretenleri işte tutmuyor.
- Dilekçelerimiz , şikayetlerimiz hep karşılıksız kalıyor. En fazla “başvurunuz işleme konmuştur” deniyor ancak hiçbir zaman için çözüm üretilmiyor.
- Mayıs başında ev telefonumun nakli için başvurdum. Bir hafta sonra durumu öğrenmek için Setbaşı Telekom Müdürlüğüne gittiğimde bana haber verilmeden başvurumun iptal edildiğini öğrendim. Yeniden nakil başvurusunda bulundum ve genel müdürlüğe başvurumu bana haber vermeden iptal edenler hakkında şikayet dilekçesi gönderdim.
- Dilekçene cevap vermezler.
- Evet cevap vermediler. Müşteri hizmetlerini arayıp oraya bildirdim.
- Başvurunuz işleme konmuştur diye mesaj göndermişlerdir.
- Evet , öyle yaptılar. Daha sonra çözüm masasına başvurdum.
- Hiçbir sonuç alamazsın.
- Sonuç alamayınca 444  lü müşteri hizmetlerini bir daha arayıp telefonumun ne zaman bağlanacağını sordum.
- Çalışmalarımız devam ediyor demişlerdir.
- Aynen öyle dediler. Ben de bağlantıyı yapacak Nilüfer Telekom Müdürlüğüne gittim. 
- Biz bilmeyiz , Osmangazi Telekoma git  demişlerdir.
- Evet de telefonun bağlanmasının bir yıla kadar uzayabileceğini , önceliği toplu başvurulara verdiklerini de söylediler.
- Boşuna koşturup durma , otur yerinde.
- Olur mu ne ev telefonum , ne de internetim var. Hemen Osmangazi Telekom Müdürüne çıkıp durumu anlattım.
- Elinden bir şey gelmez ki.
- Durumu inceleyip bana bilgi vereceğini söyledi.
- Demek ki Telekom ilkeleri aynen işliyor. “Çözüm üretmeyecek , şikayetçileri nasıl nasıl ikna edeceksin. Olmazsa yeni bir şikayet alacaksın.”
- Sen bunları nereden biliyorsun?
- Telekom , haksızlıkları görüp isyan eden personelini kapının önüne koyuveriyor. Senin de hiçbir şeyden haberin yok. Müşteri memnuniyetsizliği ve müşteri şikayetlerinde sürekli zirvede yer alıyor.
- Ama Müdür bey ertesi gün beni aradı.
- Çözüm müjdesi mi verdi?
- Hayır , haziran sonuna kadar telefonumun bağlanamayacağını , temmuz başında tekrar uğramamı söyledi.
- Ölme eşeğim ölme , yaz gelsin de sana arpa vereceğim…
- Yan komşumda , onun yanındakinde , karşı komşularda telefon ve internet bağlı. Acaba yan komşudan bağlantı yapılamaz mı diye Müdüre tekrar çıktım.
-Nasıl karşıladı?
- Çözüm masasının Mavi hattan bir Vip şikayet oluşturmasını ve komşulardan bağlantı yapılıp yapılamayacağının acele keşfedilmesini istememi söyledi.
- Galiba çözüm yakın.
- Ben de öyle sandım. Başvuru yapıp eve dönmüştüm ki Telekoma ait bir arabanın sokakta gidip geldiğini gördüm. Beni arıyormuş. Hemen keşif yaptı ve bitişik komşumuzun yanındaki binadaki kofradan 4 lü bir kablo ile bağlantı yapılabileceğini söyledi. Ancak şefi buna karşı çıkıyormuş. “Ben yarın 25 metre kablo alıp gelir , telefonunuzu bağlarım “ deyip gitti.
- Geldi mi?
- Ertesi gün de , daha sonra da gelmedi. Yeniden çözüm masasına gittim. Hiçbir sonuç görünmüyordu. Yeniden şikayet başvurusunda bulundum. En kısa zamanda bilgilendirileceğimi söylediler.
- Tabii boşuna bekledin.
- Pazartesiye kadar bekledim. Hiçbir yanıt gelmeyince üçüncü kez Müdüre çıktım.
- Seni kovmadı mı?
- “Haftalık mutad ziyaretime geldim. Elim boş geldiğim için kusura bakmayın” deyip oturdum ve gelişmeleri aktardım. Not aldı, mutlaka bilgilendireceğini söyledi.
- Sen de inandın.
- Bak arkadaş Telekoma her şey söyle , ancak Müdürüme dokunma. Belediye otobüsü ile dönerken aradı.
- Oh be , çözüldü desene sorunun.
- Sen de çok tez canlısın. Müdür “keşif sonunda komşu binadan bağlantı yapılamayacağı kararı alındığı” bilgisini verdi.
- Eeeeee…
- Ne  Eeeeee si. Sen Telekomun çalışma ilkelerini bilmiyorsun galiba:
1. Müşteri sorununa kesinlikle çözüm getirilmeyecektir. Nasıl olsa tek tabancayız. Elleri mahkum.
2. Şikayetleri ne kadar haklı olsa da çözüm için tarih verilmeyecek , yuvarlak laflarla geçiştirilecektir.
3. 555`li telefonlar çaldığında kesinlikle açılmayacaktır.
4. Çağrı merkezlerine ya da çözüm masalarına yapılan şikayet ve başvurulara  ya hiç yanıt verilmeyecek , ya da “başvurunuz işleme konmuştur” türünden  yanıtlar verilecektir.
5. Bu ilkelere bütün personel uymak zorundadır. Haksızlıkları görüp dayanamayanlar çekip gider.
6. Çözüme yönelik hizmet üretenlere kurumumuzda kesinlikle yer yoktur.
Müşteri memnuniyetsizliği ve şikayet rekoru kırmamızı sağlayan tüm personelimizi gönülden kutluyoruz…
-Eeeeeeeeeeeeeeeeeeeee……….
            30 Haziran 2015   15 25 

28 Haziran 2015 Pazar

PAPATYALARI ÖLDÜRMEYİN LÜTFEN


Çok değil 15 , 20 yıl önceydi.  Buzların arasına sıkışan balinaları ya da caretta carettaları kurtarmak için seferber olanlara dudak büktüğümüz günler. Aynı günlerde “Kürt diye bir halk yok , Kürtçe diye bir dil yok” diye kıyametleri koparıyordu birçok kişi. Hiç unutmuyorum Orhaneli termik santraline filtre takılması için yapılan eylemleri desteklediğimde yıllarca lise müdürlüğü yapmış bir arkadaşım şiddetle eleştirmişti beni. O santralda çalışan işçileri ve ailelerini düşünmeliymişim.  Sülfirik asit yağmurlarından ve Bursa içme suyu havzasından söz ettiğimde “dünyaya at gözlüğü ile bakıyorsun” demişti.
Aynı Yıllarda Bir zamanların İstanbul Belediye başkanı Bedrettin Dalan bir TV programında gökdelenlere karşı çıkanları eleştirirken “bundan bin sene sonra İstanbul`u ziyaret edecekler –bunlar gökdelen çağını yaşamamış diyecekler.- demişti de yerin dibine girmiştim.
Halbuki hiç mürekkep yalamamış birisi bile gökdelenlerin aşırı nüfus yoğunlaşmasına yol açacağını , elektrik , su , kanalızasyon , otopark ve ulaşım gibi gereksinimleri birkaç katına çıkaracağını , kent alt yapısının buna uygun olmadığını kolayca görecektir. 
Kenan Evren ve Cavit Oral`ın  Çernobil faciası sonrası Çaykur`un radyasyonlu çay  stoklarını tüketmek için kameraların karşısına geçip “REZİLCE” çayların radyasyonsuz olduğunu söyleyerek çay içmeleri de aynı yıllara denk geliyor. Bu gün patlayan kanser o günlerin ürünü. Ve o  insanlar utanmadan insan içine çıkıp gezebiliyor.
Birkaç gündür profil resimleri gök kuşağı renklerine büründü. Bu gün bütün dünya Gay Pride gününü kutluyor. Dün halklar yok giyorduk , bu gün Gay , Lezbiyen ve yıllarca ötekileştirdiklerimizle kol kolayız. Dün Ermeni Soykırımı , Dersim katliamı yok diyorduk , bu gün Yahudilerin Trakyadan sürgün edilişini konuşuyoruz. Nereden , nereye. Çağ akıp gidiyor. O`na ayak uyduramayanlar tarihin çöp sepetinde kendilerine bir yer seçmek ya da gerçekleri kabul etmek zorundalar.
Ne Kürt halkı yok demekle Kürt halkı yok oluyor , ne de Kürtçe diye bir dil yok demekle Kürtçe dili türkülerde , şiirlerde , öykülerde yok oluyor.  Dünyaya “insan” penceresi yerine “ırk” penceresinden bakanların halkımıza kan ve gözyaşından başka vereceği hiçbir şey olamaz.
Etrafımıza dikkatlice bakmalıyız. Doğada hiçbir renk saf değildir. Bütün renkler kırmızı , sarı ve mavinin değişik oranlarda karışımından oluşmuştur. Aynı şekilde hiçbir ırk da saf değildir. Genlerimizi incelesek  karışım oranlarını açıkça görürüz.
O zaman değişik inanışa , yaşam tarzına sahip , kendini farklı halklardan kabul edenler bir arada ve barış içersinde yaşayacağız. Birbirimizi yok saymadan , birbirimize tahammül ederek.
Yalnız birbirimizle değil , canlı – cansız doğa ile de barışık olacağız. Balinalar , foklar, kutup ayıları kadar HES`lerin yok ettiği vadileri , dereleri , kurbağaları da savunacağız. Çayırlarda , yol kenarlarında açan çiçekler kardeleni ile , çiğdemi ile, gelin çiçeği ile canlarımız olacak.
Papatyaları hiç kimsenin öldürmesine izin vermeyeceğiz.
            28  Haziran  2015   11 35 

19 Haziran 2015 Cuma

AÇAN ÇİÇEKLER


- Bizim hiç bahçemiz olmadı ki… Bahçemizde , balkonumuzda hiç çiçeğimiz , gülümüz açmadı ki…
Evimiz gibi hayallerimiz de küçücüktü. Daracık ufku vardı. Uzaklara gidemiyordu.
Yaşlanıp bir de hastalıklar çullanınca üzerimize 60 basamak merdiven zor gelmeye başladı. Daireyi satıp giriş kat bir ev düşündük önce. Sonra kızım ben de sizinle olayım deyince iki daire , ardından müstakil evlere bakmaya başladık. İsteğimiz çarşıya yakın yerlerdi. Maksem , tophane karış karış gezildi. Bulduklarımız ya bize yetmiyordu , ya da çok büyüktü ve bütçemizi aşıyordu.
Kızım internette satılık evler buluyor , biz Bursa kazan biz kepçe dolaşıyorduk. Üçevler , Güneştepe  derken Hamitler tarafında bir binayı beğendik. Pazarlık edip pey verme aşamasında iken satıcı caydı. Bu bina hayal ufkumuzu çok ötelere götürmüştü. Bahçeli , teraslı , bodrumu olan , manzarası güzel ve havası temiz , araba için park sorunu olmayan…
Hemen o çevrede önce ev , sonra arsa bakmaya başladık. Beğendiğimiz arsayı da hemen aldık. İnşaat kurallara uygun olacaktı. Mimar ile proje üzerinde birkaç ay çalıştık. Eşim üç oda , çift tuvalet istiyordu ve merdivenler döner olmayacaktı. Bir tek merdiven konusunda ödün verdi.
Belediyeden , kadastrodan parsel ile ilgili çap , kodlu kroki alınması , yapı denetim , kontrol mühendisi , sorumlu müteaahit , bir dostumuzun önerisi ile kalfa ile anlaşma ve uzayan ruhsat işlemleri. Ruhsat imzaya girdiği gün , yani 19 Ağustos 2014 günü temel kazısını başlattık. Beton işinin bitmesi sonbahara sarktı. Duvar örülmesi , sıva soğuklara kalmış, günler de kısalmıştı. Bu arada inşaattan bir şeyler çalınıyordu. Hemen ferforjeleri ve dış kapıyı taktırdık.
Elektrik , kalorifer , sıhhi tesisat , doğal gaz , sıva , badana ve çerçeve , kapı ve dolapların ısmarlanması. Kanalizasyon , doğal gaz , elektrik ve su bağlanması da tamamlanmış bahar gelirken nisandan önce taşınma umudu doğmuştu. Ancak işler bundan sonra kısmen ters gitmeye başladı. Gerçi biz terasa , saksılara sümbül , kardelen , lale ve çiğdem soğanlarını dikmiştik. Koca saksılarda güllerimiz ve hanımeli de bahçeye çıkmayı bekliyordu. Ancak arka bahçede projeye uymayan bir şey görüldü.  Mayıs da geliyordu. Terasta sümbül ve laleler çiçek açmış , gülleri bahçeye dikmiştik. Terastaki saksı sayısı da günden güne artıyordu. Çilekler çiçek açmış , domates çimleri gelişmeye başlamıştı.
“Yörük göçü yolda düzülür” deyip taşındık. Doğal gaz bağlanmamış , kombi çalışmıyor. Telefon nakli için yaptığımız başvuruda kötü kokular çıkmaya başladı. Belki bir yıl uzayabilirmiş telefonun bağlanması ve bütün başvurularımız yanıtsız ve sonuçsuz kalıyor.
İnterneti telefon ve tabletten pahalı da olsa kısmen karşılıyabiliyoruz.
Bahçede çeşitlere her gün yenileri ekleniyor. Üç kök ahududu , iki kök böğürtlen diktim. Ahududulardan ikisi kurudu. 3-4 çeşit asma diktim. İkisi tuttu gibi. Güllerimiz yeni yerlerine alışıyor. Sarı gülümüz açtı bile. Gezdiğimiz yerlerde güllerden dallar kesip bahçeye gömüyorum. Oğlum erguvan istiyordu. Eğerce tarafından getirip gömdüm. Bir kökü tuttu gibi.
Ben kokulu çiçekleri seviyorum. Mimar dostumuz yasemin önermişti. Hemen alıp diktim. Şebboy tohumu alıp çimledik. Yaseminimizin çiçekleri kokmayınca çiçekçinin önerisi ile melisa aldım. Balkonu sevmiş olmalı ki bir süre sonra çiçekçinin söylediği gibi gece sabaha kadar parfümünü yaymaya başladı. Hemen bir kök de kokulu yasemin alıp bahçeye diktim. Birkaç kök lavanta da serpilmeye çalışıyor.
Yolumuz sık sık çiçekçilere uğrar oldu. Yıllardır çiçeklere bakmak için uğrar , özenerek dakikalarca bakardım. Şimdi her seferinde birkaç kök almadan ayrılmıyoruz. Şeker çiçekleri , ipek çiçekleri çıtır çıtır açıyor. Pencere önlerimiz , terasımız , balkonumuz renk renk . Bir kök koyu kırmızı açtı güllerimizden. Sonra beyazlar 3 oldu , dört oldu. Ardından bir başka kırmızı gülümsedi. Yeniceden gülhatmi , Armutlu yolunda kayaların arasından aslan ağızları getirmiştim. Şimdi salkım salkım , renk renk onlar da açıyor.
Eşim saatlerce bahçede , terasta oyalanıyor.
Biz bu işin acemisiyiz. Oturma izni sonrası terasa 12 metrekarelik bir sera yapmayı düşünüyorum. Bahçemde 10 tonluk yağmur suyu kuyumu bu sene dolduramadım. Ancak gelecek yıl çiçeklerimi ve sebzelerimi yağmur suyu ile sulayacağım.
Dedim ya hayallerimin ufku açıldı. Artık sınır tanımıyorum hayal kurarken. Çatıya önce evin elektrik ihtiyacını karşılamak üzere güneş panelleri ve küçük bir rüzgar türbini düşünüyorum. Terasta yıldızların altında sinema keyfi , kuzinede kestane , kumpir… Daha neler , neler.
Siz de hayallerinizi sınırlandırmayın. Bırakın sizi istediği yere götürsün.
Bütün hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle…
            19 Haziran 2015    14 15   

12 Haziran 2015 Cuma

CENNETTE HURİLER NE GİYER?


Dün gece uykum kaçtı. Bir dost “Gece geç saatlere kadar uyumayan insanların  iyi kalpli , zeki ve düzgün karakterli oldukları gözlenmiştir.” Şeklinde bir söz paylaşmış.  Bu paylaşıma yapılan yorumları okuyunca aklım karıştı. Biri “GECE GEÇ SAATE KADAR UYUMAYAN KİŞİ SABAH NAMAZI KILMIYOR DEMEKTİR. SABAH NAMAZI KILMAYAN İNSANDAN DA BİR CACIK OLMAZ.” Yazmış. Böylece cacığın nelerden yapıldığını da öğrenmiş oldum.
Sonra uykum kaçtı. Önce “cennette huriler ne giyer?” , “giydiklerini kim diker?” diye düşündüm. O an kafama balyoz yemiş gibi oldum. Çünkü cennette giysi olmamalıydı. Adem ve Havva kovulmadan önce cennette birbirlerinin cinsiyetinden habersiz yaşamıyor muydu? Yasak meyveyi yedikten sonra cinselliklerini fark etmediler ve bu yüzden cennetten kovulmadılar mı? Yanı cennette herkes anadan üryan olmalı. Ancak cinsellik de söz konusu olmamalı. Yani orada cinselliğe izin yok.
İşte balyoz burada indi kafama. Erkeklere cennette huriler , gılmanlar vaat edenler bizi kandırıyorlar. Bin tane huri , yüz tane gılman verilse bile ne işe yarayacak? Yasak meyveyi yesek ve hurilerin , gılmanların cinselliklerinin farkına varsak ayvayı yiyecek , cennetten kovulacağız. Yemesek hurilerle , gılmanlarla kardeş kardeş yaşayıp beştaş oynayacağız. O zaman cennete gitmek için boşa mı çaba harcıyoruz dersiniz. Acaba diyorum cehennem daha mı yaşanası.
Sakın bu düşünce de nereden çıktı demeyin.
Baksanıza Allah , kitap sözlerini ağızlarından düşürmeyenler deveyi hamudu ile götürüyor. Yalan , hırsızlık , israf, haram hep onlarda. Diyanet İşleri Başkanı bile belki de cehennem sıcağından korunmak için zırhlı mersedese biniyor. Dini bütün bildiklerimizin içinde cennet için çaba harcayanı ara ki bulasın.
Gene aklıma takıldı:  “CENNETTE HURİLER NE GİYER?”
             05 Haziran 2015    9 15