15 Mayıs 2015 Cuma

BÜTÜN ÇİRKİNLİKERDEN DOĞAYA SIĞINIRIM


Seçimler yaklaştı ya ortalık toz – duman. Hesapsız , kitapsız vaatler; hakaretler , yalanlar; can havliyle belden aşağı vurmalar gırla gidiyor. Etrafıma bakıyorum da topa girmeyeyim diyorum.
Böyle zamanlarda kendimi doğaya atarım. Ana kucağı gibi sevgi ile kucaklar beni. Okşar , sever , teselli eder. Bütün çirkinlikleri unutturur bana.
Eskiden kırlara giderdim. Yeni evime taşınınca kendimi bir terasa , bir ufacık bahçeme atıyorum. Terasta çileklerim kızarmaya başladı. 8-10 kök de olsa çiçek açmaları , meyvelerinin büyümesi , kızarması heyecan veriyor bana. Biberlerim de çiçek açmış. İki kök salatalık dikmiştim. Bu gün bir baktım iki tane minik meyve. Çiçeği burnunda. İki güne kalmaz koparıp yeriz. Patlıcanlar , domatesler de çiçek açmak üzere. Lale , sümbül zamanı geçti. Yaprakları kuruyunca  soğanlarını çıkarıp serin bir yerde saklayacağım. Kışa girerken de bahçeye dikeceğim. Kardelen , çiğdem , lale , sümbül açacak gelecek kış bahçem. 3-4 kök fasulye ektik. Büyüyorlar. Terasta gezdireceğim onları.
Bahçemde nergisler açmıştı. Sarı gülüm de açtı. Üç tomuru da yarına kalmaz açar. Yanındaki kökte kırmızı mı açacak çok merak ediyorum. Asma güllerim de uzamaya başladı. Ahududularım tuttu ve çiçek açtı. Böğürtlenlerim de gelişiyor. 4 kök asmadan üçü tuttu. Biri misket ya ötekileri bakalım ne olacak? Şebboy yer değiştirince biraz sendeledi. Apolyont`tan birkaç kök daha getirdim. Birkaç da çimlediklerimden diktik.  Çok merak ediyorum nasıl açacaklar , nasıl kokacaklar diye. Hanımelim uzamaya başladı. Yaseminim de açmak üzere. Kokulu beyaz zambaklarım yeni yeni uzamaya başladı. Bir açarlarsa tutmayın beni. Yasemin kokusu hanımeli , şebboy kokusuna karışacak. Zambakların kokusuna da dayanılmaz. Bir kök kokulu Isparta gülü dikmiştim. Bakalım tutanların içinde mi?
Evimin eksiklerini tamamlayıp oturma iznini aldıktan sonra minik arka bahçeme de marul , maydanoz , soğan , tere ekeceğim. Öğleden sonra balkon ve terasımız gölge oluyor. Bir de güzel esiyor. Yaz gecelerinde terası yazlık sinema olarak düzenleyeceğim. Yıldızların altında sinema izleyeceğiz.
Önceleri pek hayal kurmazdım. Çocuklarım beni cesaretlendirdi. Son yıllarda kocaman hayallerim var. Bir çoğunu da gerçekleştirdim. Bir yıl dolmadan evimizi bitiriyoruz ki bütün ailemizin hayallerini yansıtıyor. Her santimetrekaresi ortak aklın ürünü oldu. Dış cephesi , kapıları , odaları , oda kapıları ile rengarenk , cıvıl cıvıl oldu.
Temiz hava almak için parklara gitmemize gerek kalmadı. Hava o kadar temiz ki , yıllardır çektiğim uykusuzluk sorunum sona erdi. Eksiklerimiz de tamamlanınca daha yaşanır olacak burası.
Dün yeni aile hekimimize gittik. Güler yüzlü hemşiremiz kilomu , boyumu ve bel ölçümü alıp bilgisayara kaydedince gülerek
- Çok kilolusunuz. Kilo vermelisiniz.
Dedi.
Aslında çok kilolusunuz yerine başka bir sözcük kullandı ya yazmayayım.  Epeydir porsiyonlarımı küçültsem de yürüyüşleri ihmal ediyordum. Bu sabah saat 7 de evden çıkıp Hamitler Toki konutlarına kadar yürüdüm. Yol kenarında hardallar sarı sarı açmış da papatyası , yaban gülü , ille de gelincikler bir başka güzel. Bir ara gözüm beyaz beyaz açmış çiçeklere ilişti. Her biri onlarca küçük çiçekten oluşan salkımların her birinde siyah bir benek olması gerekir. Bu siyah benek , toplumda ar ve namusun egemen olduğunun işaretidir. Çünkü bu çiçeğin adı ar-namus çiçeğidir. Eğilip baktım Çok azında siyah benek görebildim. Bir tek bile görseydim şükredecektim. Çünkü politikacılarda ne ar kaldı , ne de namus. Yalanlar , iftiralar , tutulamayacak vaatler…  Her zamanki kandırmacalar. “Oyunu son kez bize ver. Yoksa diktatörlük gelecek.” Ne kadar benziyor bu sözler önceki seçimlerde söylenenlere. “Oyunu bize vermezsen şeriat gelecek.”, “Bu seçimde de oyunu bize ver, yoksa faşizm gelecek.” 1950 yılından beri kargalar hep bu sözlerle kılavuzluk ediyor halkımıza. 1950 de DP  idi demokrasiyi getireceği söylenen , sonraları Ecevit oldu. 12 eylülün hemen ardından aynı “aydın” larımız  Özal için ayarttı halkı. Sonra tekrar CHP nağmeleri… Arada “aman barajın altında kalmasın” deyip MHP`ye de destek oldularsa da ana tema hep CHP oldu.
Bunlar , iktidara oynuyormuş gibi görünen , ancak ana muhalefete fit olan CHP`nin AKP`nin en büyük destekçisi olduğunun da farkında değiller. Çünkü bu seçimlerde HDP barajı geçemezse AKP belki de anayasayı referanduma götürecek çoğunluğa sahip olacak. HDP nin çıkaracağı en az 50 – 60 milletvekilini fazladan kazanacak. Yıllardır yerel yönetimlerde ve genel seçimlerde MHP`ye destek çıkan CHP  tabanı, bu durumu göz önünde bulundurmalı derim.
Dedim ya ortam toz duman. Ben hemen terasa çıkayım. Çiçeklerimle , sebzelerimle ilgileneyim. Seçimde nasıl olsa barıştan , kardeşlikten , gerçek demokrasiden yana olacak oyum. Ötesini kafası karışık olanlar düşünsün…

15 Mayıs 2015     12 05    Halil Yazıcı 

9 Mayıs 2015 Cumartesi

ANADOLU`DA BİR ANNE


Henüz 15 indeydi. Hayvanları ahıra sokarken  annesi sessizce sokuldu yanına.
- Elini . yüzünü yıka ; kendine biraz çeki düzen ver. Sandıktan bayramlıklarını da çıkar. Saçlarını tara da gel.
Ne olduğunu anlamadan eve koştu. Çabucak değişti üstünü. Saçlarını da acele tarayıp ördü. Belini geçen örgüleri baş örtüsünden taşıyordu. Tam hazırlanmıştı ki kardeşi gülerek yaklaştı.
- Haydi iyisin. Kadimi`den görücü gelmiş.  Hemen de düğün istiyorlar.
Kadimi ova köyü sayılırdı. Onlar , Uludağ`a merdiven dayamışlar , İnegöl Ovasına tepeden bakıyorlardı. Evden çıktın mı kendini ormanda bulurdun. Birkaç kez İnegöl`e  götürmüştü annesi. Babası olsa daha çok götürürdü ya o  taze karısının yanındaydı. Anneciğini iki kız . iki erkek dört çocuğuyla dağ başında bırakıp gitmişti. Ovada yaşamayı hayal ederdi bütün dağ köylüler. Buranın havasını , suyunu arayacaklarını hiç düşünmezlerdi.
Annesi mutfaktan çağırdı.
- Şimdi ayran dolduracağım taslara. Dökmeden götüreceksin. Misafirlere dağıtırken önce yaşlı kadına ver. En gencine en son  uzat. Sakın yüzlerine bakma. Hep yere bak. Tepsi boşalınca sırtını konuklara dönmeden buraya gel.
Eline tepsiyi tutuşturduğunda ayakları titriyordu. O güne kadar evlenmeyi hiç düşünmemişti. Akranları ile bir araya geldiklerinde hep evlenmekten  söz ederlerdi de o hiç ilgilenmezdi.  Demek sıra ona gelmişti. Acaba nasıl biriydi?
Gözlerini yerden ayırmadan misafir odasına girdi.  Ancak girmeden kapı aralığından içerdekileri kontrol etmişti. Önce yaşlı kadına uzattı ayran dolu tası. Sonra sıra ile dağıttı . Heyecandan en genç olanı sona bırakmayı unutmuştu. Geri geri giderek odadan çıktı ve kapıyı örttü.
Oğlan tarafı pek zengin sayılmazdı. Öyle de olsa annesi sofradan bir kaşık olsun eksilecek ve kızı ovaya gelin gidecek diye sevinçliydi. Çeyiz olarak pek bir şeyleri yoktu. Olanları alıp götürdüler.
İki katlı binanın  sundurmasını ortadan bölüp ikinci merdivenle çıktıkları tek odalı evleri onlara yetiyordu. Tarla işleri , ortak kullanılan hayvanların bakımı , bulaşık , çamaşır , çeşmeden su taşıma derken günler geçip gidiyordu. Türkçe`yi zor konuşuyordu. Evlerinde hep gürcüce konuşulurdu. Onun için pek insan içine çıkamıyordu.
Evlenmelerinin ikinci yılı dolarken oğlunu kucağına almıştı. Çocuğunu emzirirken kocasını askere aldılar. Aslında birkaç yıl önce alıncaktı ya kilosu yetmiyordu. Sonunda şube komutanı,
- Devlet tayınını yedi mi beslenir
Deyip askerliğine karar vermişti de tek keçilerini satıp yarısını eve bırakarak Trakyanın yollarına düşmüştü.
Kocası 4 yıl kaldı askerde. O , çocuğunu önce sırtlayıp , sonraları elinden tutarak tarlalarda kışlık yiyeceğini yetiştirdi. Sonraları iki de kızları oldu. Bu arada görümcesi bir değirmenci ile evlenmiş , kocası da onun yanında çalışmaya başlamıştı. Birkaç sene sonra Yenice`den bir değirmen satın alıp oraya taşındılar. Değirmenin bitişiğindeki tek göz odanın üstüne çıkıp evlerini tamamlamaları uzun sürmedi. O yıllarda su değirmeni iyi iş yapıyordu.
Değirmenin kazancıyla tarlalar aldılar. Kızlarını evlendirdiler. En büyükleri olan oğlu  sık sık sara nöbeti geçiriyordu. Okutmadıkları hoca kalmamış , ancak bir çaresini bulamamışlardı. O , oğlunu hiç yalnız bırakmazdı. Kocası muska yazdırayım der , mesir macunu getireyim der gezerdi. O hep oğlunun yanındaydı.
Ağrıları şiddetlendiğinde hep oğlunu düşündü.
-Ben gidince ne yapar? Perişan olur.
Ağrıları dayanılmaz hal alınca kızına açtı halini. Torunu hemen doktora götürdü. Ultrason sonrası tanıdık olan doktor çok üzgündü. “Kanser bütün iç organları sarmış. Yapılacak bir şey yok.”
Kendisine “bir şeyi olmadığını” söylediler. Ağrı kesicilerle biraz olsun rahatlatmaya çalıştılar.
O , yaşamı boyunca kimseyi kırmamış , kimseye yük olmamıştı. Bu dünyadan sessizce çekti elini eteğini.
Oğlunu fazla beklemedi. 6 ay sonra çağırdı yanına.
Ne yaşarken , ne de öldükten sonra gazeteler , radyolar , televizyonlar hiç ondan söz etmedi. Cenazesinde bir tek çelenk yoktu. Tıpkı Anadolu`nun öteki cefakar anneleri gibi sessizce yaşadı , sessizce göçüp gitti.
Arada uğrarız mezarına. Eşim , annesinin mezarına dualar okur. Mezarın üstünü temizler. Baş ucundaki selvi kocaman oldu. Tıpkı onun gibi onuruyla dim dik…
           9 Mayıs 2015   18 15