30 Mart 2015 Pazartesi

KEDİLER VE ÇAKALLAR



7 Kasım 1982  Anayasa referandumu.
Keles – Kocakovacık ortaokulunda sürgün günlerim. Seçmen kütüğü kaydım Bursa`da olduğu için sandık başkanı olmam yüzünden oy kullanamamam. Köyde 8-10 öğretmen varken 1 hayır oyu eksilsin diye mi sıkıyönetimde yargılanan bir solcuyu sandık başkanı yapmışlardı bilemem. Ancak şeffaf zarflarda kimin evet , kimin hayır ( Hayır oyu mavi renkti galiba )  verdiği belli oluyor , bazı sandık görevlileri bilerek ya da yanlışlıkla hayır oyu atanlara nasıl da kızıyorlardı.
İki sandık sayım işini bitirip bizi almaya gelecek Jandarma jipini bekliyoruz.  Düvenli köyü sandık başkanının yanına oturup  Sorkun  ve  Gelemiç köylerinden geçip  Keles Kaymakamlığına ulaştık. Tutanak ve torbaları teslim etmek için beklerken birden elektrikler kesildi. Bir telaş , bir koşturmaca. Ne bir fener , ne de lüks lambası var. Bırakın jenaratörü Mum bile yok.  Cebimden 3  pilli feneri çıkarıp yakıyorum. Sırtımdaki Deniz Gezmiş kabanından mı ürktüler bilemem , hemen yanıma koştular.
- Bu ne?
- Cep feneri.
- Ne arıyor sende ?
- Bizim köyde elektrik yok. Gece yolumu bununla buluyorum.
- Nerede çalışıyorsun?
- Kocakovacık…
O günlerde de trafolara kediler mi giriyordu , bilemem. Ancak Anayasa ile birlikte Kenan Evren`in Cumhurbaşkanlığının da oylandığı bu referandum oy vermedeki saydamlığı ile  aklımdan hiç çıkmaz.
Bir hafta sonra Keles`e indiğimde tanıdıklar hep “ Hocam , geçmiş olsun” diyor. Sonunda merak edip nedenini sordum. Meğer jandarmalar Kocakovacık seçim sonuçlarını getiren jipin karanlık dere yatağında yolunun teröristler tarafından kesildiğini , jandarmanın  silahlı müdahalesi ile püskürtüldüğünü anlatmışlar hafta boyunca halka. Ağzım bir karış açık kaldı. “Ne teröristi , ne yol kesmesi?” diye epey dil dökmek zorunda kalmıştım.
Gene bir seçim yaklaşıyor.  Devletin açık ve gizli yapılanması kedilerini trafolara , ajanlarını sokaklara yayacak. Bütün dertleri  HDP`nin barajı aşmaması olacak. Çalışmalara şimdiden başladılar bile. “Araştırmacı Gazetecilik” in piri Uğur Dündar Bey, Demirtaş için “feodalizmi , ağalığı savunan biri devrimci olabilir mi?” diye soruyor. Acaba Demirtaş`ın feodalizmi savunduğunu nerede  okumuş? İnsan hakları mücadelesi ile feodalizmi nasıl bağdaştırmış? Gerçi Uğur Dündar`ların oturduğu “Beyaz Türkler” mahallesinden de darbeci çıkar , derin devletçi çıkar , ancak devrimci mümkünatı yok çıkmaz da , hani diyorum ,  başkaları ile mi karıştırdı?
Önümüzdeki günlerde bu tür tezvirat  devletin hem iktidar , hem de muhalefet kanadından çok gelecek. Bunların tek derdi  AKP  iktidarını sürdürmek. CHP de Ana Muhalefet olmanın nimetlerinden yararlanacak aklı sıra.
Onun için bu seçimde oylarınıza sahip çıkın . Ne kedilerin karartmasına izin verin ne de çakalların aklınızı karıştırmasına.  Her seçimde olduğu gibi “son kez oyunu bize ver , emanet olarak oyunu bize kullan” diyenlere  söylenecek tek söz : “Başka kapıya.” Olmalı.
              30 Mart 2015    16 30    

29 Mart 2015 Pazar

ÇARESİZ(MİSİN)İZ



1961 Ekiminde açmıştım okulumu. Orman içinde bir ıssızlık. En yakın komşu 150 metre uzakta. Suyu 200 metre uzaktaki kuyudan çekiyoruz. Öğrenci yok. Herkes yaylada. Gelen geçenle muhtara haber salıyorum ki öğrencilerimi bir an önce göndersin.
Kasım başında tek tek dökülüyorlar okul yoluna. 
Ayakları yalın ayak , eller simsiyah. Üstlerinde solmuş ve yamalarla bezenmiş bir önlük , altta bir kara don. Kızların çoğunda önlük de yok. Daha ilk bakışta başlarındaki bitleri fark edebiliyorsun. Bir torbada bir defter , kalem ve silgi. Bellerine bağlı çaputta yufka ekmeği sarılı. Öğle yemekleri…
“Birinci vazifem” devamı sağlamak iken ben temizliğe öncelik veriyorum. Erkeklerde saçlar kesilecek , eller ılık sabunlu suda tutulacak ve banyo yapılacak. Kızlar da saçlarını sıkı tarakla tarayacaklar. Elbiseler , çamaşırlar kaynatılacak. Aileleri ilaç alıp  bitle mücadele edecek.
Öğrencilerimin çoğu uzak mahallelerden geliyor. En uzak mahalle 2 saat.Nasılsa 4. , 5. Sınıfa gelebilmiş birkaç kız var.  Yaşları 13 , 14… Ben  17 yaşımdayım.
3 yıl çalıştım bu okulda. İlk 3 ayımda annem de yanımdaydı. Sonra babam geldi , annemi alıp götürdü.  Bu üç yılda çaresizliğin ne olduğuna tanıklık edip yaşadım. 13 yaşına gelen kızların kaçırılıp evlenildiğini gördüm. Zaten 15 yaşına kadar evde kalmak nerede ise olanaksızdı. Önüne 3 keçi katan kız ormana gider , peşinden gelen gençler üzerlerine çökerdi. Yoksul babaları birkaç kilimle falan susturulurdu.
Benden önceki öğretmen 27 Mayısta bütün öğretmenler gibi “İnkılap Muhtarı” olmuş. Eski öğrencisi bir kız ile sözde evlenmiş. Çocukları da olmuş. 3-4 sene sonra memleketi Isparta`ya tayini çıkınca çocuğu ile birlikte eşini bırakıp gitmiş.
Üç sene sonunda oradan ayrıldım. Yıllar sonra annem anlattı:
O yıllarda 4. Sınıfa devam eden bir kız öğrencim vardı. Yoksuldu. Zaman zaman annesi lojmana gelip annemle konuşurdu.  Bir gün anneme
- Ne olurdu senin oğlun da Mehmet öğretmen gibi kızımı alsaydı. Hiç olmazsa 2-3 sene hanımlık yaşasaydı.
Demiş. Demek ki annem onun için “aman oğlum kızlara karşı dikkatli ol , başını belaya sokma” diye tembih edermiş.
O insanların çaresizliğini düşünürüm hep. Bir de yıllar yılı ekonomik özgürlükleri olmadığı için her türlü aşağılanmaya , örselenmeye tahammül edenleri düşünürüm. Onun için ömrüm yettiği kadar anne – babalardan özellikle kız çocuklarını okutmalarını istedim , isteyeceğim.  Her türlü aşağılanmaya karşı çaresiz olduğunu söyleyip kurtuluş için riziko almayan kadınları gördükçe üzülüyorum. Kendilerini çaresiz sanıyorlar.  Bir de evlere temizliğe giderek tek başına üç çocuğunu büyütüp okutan kadınlar var. Elleri , ayakları öpülesi.
Bir düşünsek diyorum , gerçekten çaresiz miyiz ?
               29 Mart 2015    20 20   

EFELERİN EFESİ



Akçay , Elmalı düzünde Akdağlara doğru uzanan arazisi ile meyvelik bir köy. Kaş – Antalya yolu içinden geçtiği için öteki köylere göre şehir sayılır.  Kaş yaylası Gömbe bir adım ötesinde bir cennet parçası. Zirvesindeki karı yaz sonlarına kadar dayanan Ak Dağları , Yeşil Gölü , Uçan suyu ile asırlık ardıç ağaçları ile , çağıl çağıl akan berrak dereleri ile yörenin ticaret merkezi de olan Gömbe elma bahçeleri arasında kaybolur. Sonbaharda kurulan panayırı ürünlerin satıldığı , kışlık eksiklerin tedarik edildiği , düğün hazırlıklarının yapıldığı bir fırsat olurken yeni yeni sevdalara da yol verir.
Akif  de Saime`yi Gömbe panayırında görüp aşık oldu.  Buranın aşkı bir gecede tükenir. Akif de Saime`yi kolundan tutup dağa kaçırdığında  hevesini alır almaz aşkının biteceğini bilmezdi. Bildiği tek şey Saime ile güzel günler geçirme umuduydu.
Kısa zamanda Kasaba , Kalkan taraflarında Akif`in dağa kadın kaldırdığı ve alemlerde oynattığı duyuldu. Kesik de Saime`de gözü olanlardandı.  Bir punduna getirip onu Akif`in elinden almayı , yanında gezdirip oynatmayı hayal ediyordu. Bir ara eline fırsat geçtiyse de başaramamıştı.
Akçay Jandarma karakol kumandanı üst çavuş buraya sürgün gelmişti. Daha önce Kaş`ta görev yaparken bir gece Hidayet Kaptan ile Meis`e geçmiş , içkiyi fazla kaçırınca da “Kaş askeri kaymakamı” olduğunu söyleyip  kadın istemiş , daha da ileri gidince yetkililerce göz altına alınıp Rodos Adasına gönderilmiş , halkın linç girişiminden zor kurtulmuştu. İki ülke arasında epey süren görüşmelerden sonra iade edilmiş , dönüşünde görev yeri değiştirilmişti.  Akyazı`lıydı ve epey deli – doluydu.
Akif`in Akçay taraflarında olduğunu öğrenince haber göndermiş , bir alem düzenlemesini istemişti.  Bahçelerin arasında  tam şişelerin dibine vurmuşlar , saz eşliğinde Saime`yi ortada döndürmeye başlamışlardı ki baskına uğradılar. Aslında Kesik pusudaydı. Sabah olur olmaz Saime`yi kaçıracaktı. Ancak basan Gömbe jandarma komutanıydı. Akif , Saime ile birlikte bıçkın astsubay da yakalanmış , ancak kol kırılır yen içinde kalır hesabıyla apar topar İzmir Hapishanesine  komutan olarak gönderilerek paketten çıkarılmıştı.
Saime , savcılıkta yaşadıklarını en ince detayına kadar anlattı. Nerelerde ve kimlerle alem yaptıklarını , Akif`in kendisini kimlere  peşkeş çektiğini tek tek anlattı. Savcı Kayalık okulundaki alemi anlatırken kendini zor tutmuştu. 3-4 öğretmen ile tam aleme başlıyorlarmış ki kapı çalınmış. Kesik Saime`yi isteyesiymiş. Sabahı okulun tavanında getirmiş.  Gün alacalanırken de Akif ile ormanın içinde izlerini kaybettirmişler.
Savcı İlköğretim Müdürüne olayı anlatırken kahkahalardan gözleri yaşarıyormuş
-Seninkiler bir şey becerememişler.
Saime ifadesi alındıktan sonra kocasına teslim edilmiş. Kocasının komutana,
- Yoksulluğun gözü kör olsun komutanım. Nikahladığımda kız değildi. Keçi güderken Mollanın Ali çökmüş üstüne. Ali`nin ilk vukuatı da değil. Babası iki çul verip kızların babasını susturuyor. Bizler de çaresiz alıyoruz.
Dediği anlatılır.
En kötüsü Kayalık öğretmeninin yaşadığı. Kesik Saime`yi alamayınca ta Başbakan İnönü`ye şikayet edip öğretmenin okulda karı oynattığını yazıyor. Evraklar soruşturma için İlköğretim Müdürüne gelince biraz telaşlansa da olayın aslını bildiği için geçiştiriyor. 17 yaşında göreve başlayan ve en deli çağlarını yaşayan Öğretmene ise “söyleyin dişini sıksın. Dağ başında görev yapmak kolay değil. Hele böyle köylerde.  Ta Başbakan`a şikayet etmişler , tedbirli olsun.”  Diye haber gönderir.
Öğretmen arkadaşları ile sohbet ederken “bir bok yemeden ipe gidiyorduk yahu” deyip basıyordu kahkahayı.
               13  Şubat 2015  18 30   

27 Mart 2015 Cuma

KARDEŞİM DE OLSA,




İnsanlık suçu olan soykırım ve buna kaynaklık eden ırkçılık , faşizm dışında her türlü eyleme , düşünceye karşı hoşgörülüyüm. Faşist yapılar her türlü kıyımı , kırımı uygular ve ne özeleştiri yapar ne de özür diler. Bakmayın siz Almanya`nın devlet olarak Yahudilerden özür dilemesine. Faşist partinin umurunda bile değildir bu özür.
Aynı şey bizim için de geçerli. Ne İttihat ve Terakkiciler ve bu günkü devamları  uyguladıkları kırımdan dolayı özür dilerler , ne 6-7 eylülü gerçekleştiren siyasi parti ve devlet yapısı özür diler. 1 Mayıs katliamını , Malatya , Sivas , Kahramanmaraş , Çorum katliamlarını gerçekleştirenler de hiçbir zaman için özeleştiri yapma gereksinimi duymamıştır.
Benim için en vurucu olanı 8-9 Ekim 1978 gecesi Ankara Bahçelievler`de gerçekleştirdilşeri acımasız katliamdır. Benim için vurucudur , çünkü o gün Ankara`daydım ve gece de orada olabilirdim. Bu katliamı gerçekleştirenlerden bu güne dek bir tek pişmanlık ifade eden cümle duymadığım gibi , katiller de hep kahraman olarak kabul edilip “Türkiye seninle gurur duyuyor” denerek el üstünde tutulmuştur. İşte bu yüzden bu hareketi affedemem. Bana çektirdiklerini affedebilirim. Sürgünleri , yargılanmaları affedebilirim. Ancak 7  gencin hunharca katledilmelerini affedemem.
Onun içindir ki bu gün bu hareketle kol kola girenleri , özellikle Yenişehirli gençleri tanıyanları ve onların arkadaşlarını hoşgörü ile karşılıyamıyorum. Çünkü hala üniversitelere , ilericilerin eylemlerine , nevruz kutlamalarına saldırıyorlar.  Ayrıca iktidarın mecliste kritik oylamalardaki destekçileri de onlar.
Son zamanlarda Ege Üniversitesinde öğrencilere saldırırken yaralanıp ölen gence ne kadar üzüldüysem , bu genci Ogün Samast gibi kahramanlaştırıcı paylaşımlarda bulunan arkadaşlarıma da o kadar kırıldım. Özellikle de Yenişehir`li arkadaşlarıma. Ülkücülüğü doğrudan savunan bazı arkadaşları da arkadaş listemden çıkardım. Çünkü nasıl ben onların paylaşımlarından rahatsız oluyorsam , onlar da benim paylaşımlarımdan rahatsız olabilirler.
Burada tekrar vurgulamak isterim. Komünizm , sosyalizm, liberalizm , kapitalizm kimi için yararlı , kimi için zararlı düşünce olabilir. Ancak ırkçılık ve faşizm insanlık suçudur. Kardeşim bile savunsa karşı çıkarım.
Bilmem anlatabildim mi?
              27 Mart 2015    22 30