29 Kasım 2014 Cumartesi

“EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ”


Kayhan usulü pideli köfteyi çok severiz. Sık sık uğrarız Kahyana. Hep aynı mekana gideriz. Ham lezzeti , hem çalışanların tavrı , hem de çalınan müzik çeker bizi oraya. Bu gün “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” ezgisi beni aldı 40 yıl öncesine götürdü.
1970 li yılların sonları. Yenişehir İşçi – Kültür Derneği olarak koro , halk oyunları vb çalışmalar yapıyoruz. Halk oyunları ekibimiz olsun , koromuz olsun önemli günlerde sahne alıyor. Zaman zaman konser için başka ilçelere ve Bursa merkeze gidiyoruz, arkadaşlarımızın düğünlerine katılıyoruz.  Koro “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” ezgisine başladı mı bütün salon katılırdı bize.
Aradan nerede ise 40 yıl geçmiş. Hala bu ezgiyi söylüyoruz. Geçen 40 yılda “SOYANLAR” değişmiş , “SOYULANLAR” değişmemiş. Biz ne kadar yakınsak da ezginin sözleri hala geçerli. Çünkü sistem aynı. Gelen her iktidar , özellikle de 12 Eylül faşizmi soygun düzenini “möhkemleştirmiş” . Taşları bağlamışlar , köpekleri salıvermişler.
Dalıvermişim. O günlerde de parça parçaydık. Ancak sınıfımızı biliyorduk. Sınıf dayanışması ön plandaydı. Bir bakıyorduk toplantılarımıza, yürüyüşlerimize  faşistler saldırıyordu ; bir bakıyorduk DGM yürüyüşünde olduğu gibi Mao`cular saldırıyordu. Bu gün her şey nasıl da değişmiş. O gün aynı saflarda yer aldığımız birçok dost , bu gün “Ulusalcı” takımla  ve o gün bize saldıranlarla kol kola. Katledilen yoldaşlarımızın kemikleri sızlıyordur. İşin en acı yanı ne , biliyor musunuz? Bu dostlarımız bizi ihanetle suçluyorlar. Neymiş gün sınıf mücadelesi günü değil , faşist diktatörlüğe karşı mücadele günüymüş.
Yapmayın can dostlarım , etmeyin. 1950 lerde başlandı bu tür sözlerle halkın kafası karıştırılmaya. Gün oldu “tek parti iktidarına karşı demokrasi mücadelesi” dendi , gün oldu “Milliyetçi Cepheye karşı demokrasi mücadelesi” dendi. Bir baktık 4 eğilim  bir araya gelip Özal`ın kuyruğuna takıldılar,  bir baktık “şeriat geliyor” denip laiklik bayrağı altına çağrıldık. Bir ara faşizm geliyor dediler , ardından diktatörlük oldu ortak düşman. Adeta rüzgar değirmenlerine karşı sefer düzenleyen Don Kişot`a döndük. Hedef doğru belirlenemeyince kitlelerin mücadelesi de başarılı olamıyor. Emekler boşa gidiyor.
Gelin züğürt tesellisinden vaz geçelim. “Eşkıya” ( Kapitalizm) Dünyaya Hükümdar olmuş. En acımasız emek sömürüsü , bazılarının hala komünist kabul ettiği Pekin Çin`inde. Düşman belli. Mücadele edilecekse , ortak düşman olan Kapitalizm`e karşı edilecek. Örgütleneceksek Kapitalizm`e karşı barış , demokrasi, özgürlük ve insan hakları için örgütleneceğiz.  Dostlarımız , dayanışma içinde olacağımız kitle de belli: “İşçi Sınıfı , köylü , memuruyla , esnafıyla tüm emekçiler ve ezilen halklar.” Kim ki bu saflarda gedik açmaya kalkar ; o , emek düşmanıdır. O , demokrasi düşmanıdır. O , barış düşmanıdır.
Ancak o zaman “EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OL(A)MAZ.”
            29 Kasım 2014  15 55   

24 Kasım 2014 Pazartesi

DENİZ YILDIZLARI


Çok bilinse de anlatmak zorundayım: Okyanus kıyısına vuran dalgalar milyonlarca deniz yıldızını kumsala bırakır. Bir yaşlı adam sahil boyu kıyıya vuran deniz yıldızlarını alıp denize fırlatır. O sırada bir genç yanına yaklaşıp ne yaptığını sorunca
“ Kıyıya vuran ve ölmek üzere olan deniz yıldızlarını kurtardığını” söyler. Genç :
“Ne fark eder ki , milyonlarcası ölecek” deyince yaşlı adam kumsaldan aldığı bir deniz yıldızını  okyanusa fırlatır , ve
“Bak , onun için fark etti” deyip işine devam eder.
İyi bir öğretmenin yaptığı iş de deniz yıldızlarından kurtarabildiklerini kurtarmak değil
midir?
1961  Eylülünde Kaş`a 35 km uzakta , orman içinde en yakın eve 200 metre uzakta bulunan ilkokulda 17 yaşımda göreve başladığımda ne deniz yıldızlarından haberim vardı ne de yaşlı adamın öyküsünden. Ancak idealist bir öğretmen olarak hiç yakınmadan 3 yıl görev yapmıştım bu köyde. 40 yıl sonra uğradığımda köyün yolunun 1980 lerin ortasında açıldığını ve ilk motor sesinin de o yıl duyulduğunu öğrenecektim. Bizi köye götüren genç bir köylüye beni anımsayıp anımsamadığını sorunca daha ismimi söyler söylemez “Bursa`lı sın değil mi. Daha sonra matematik öğretmeni olmadın mı?” deyince şaşırmıştım. Halbuki çok acemiydim , okulda araç – gereç , kitap yoktu. Adeta el yordamıyla yapıyordum öğretmenliği. Ancak bol bol kitap okuyordum.
O yıllarda çocuk  öğretmene “ eti senin , kemiği benim” deyip teslim edilirdi. Öğretmenler de bu sözün hakkını vermek için bol bol dayak atarlardı. Evlendikten sonra öğrencileri aşağılamanın, dayak atmanın ne kadar kötü olduğunu öğrenecektim.  Şimdi o yıllarda çaresiz kalıp dayak attığım öğrencilerimin elini öpüp özür dilemek isterim.
Ancak yaşamında bire bir etkili olduğum çok öğrencim oldu. Özellikle “sınıf Öğretmeni / rehber öğretmen” olduğum sınıflarda bu konuda çok önemli çalışmalar yaptığıma inanıyorum. Çünkü benim sınıflarım her zaman okulun en başarılı sınıflarıydı. Okul birincileri benim öğrencilerimden çıkardı. Ancak en çok gurur duyduğum çalışma bu sınıflarda uyguladığım kız – erkek karışık oturma ve arkadaşlık , dayanışma … Bu öğrencilerim  hala her yıl fırsat buldukça bir araya gelip eski dostluklarını sürdürürler.
“ Siz hiç dersime girmediniz. Ancak teneffüslerde okul bahçesinde öğrencilerinizle şakalaşırdınız ve ben sizi kıskanarak izlerdim. “
“ Benim yanıma doğudan gelmiş bir arkadaşı oturttunuz. O kadar kibar i o kadar saygılı davranıyordu ki”
“ Başka biri senin gibi anlayışlı olmayabilir ve onu aşağılayabilirdi. Onun sosyalleşmesinde büyük katkın oldu.”
“Hala karşılaştığımızda sohbet ederiz.”
“Beni ön sıradan alıp en arkaya oturttuğunuzda size çok kızmıştım. Sonraları önde güneş gözümü aldığı için arkaya oturttuğunuzu anladım.”
“Sarışın olduğun için güneşten çok rahatsız oluyordun.”
Yenişehir`de göreve başladığımda derslerine girdiğim orta son sınıf şubesinde yaşları epey büyük 5-6 kişilik bir grup vardı. Araştırınca bunların Mecidiye ve Derbent gibi köylerden önce kuran kursuna devam ettiklerini , sonra da orta okula başladıklarını öğrendim. Ailelerinden kopuktular. Birisi simitçi fırınında çalışıyor ve fırının arkasında izbe bir odada kalıyordu. Bir hafta kadar okula gelmedi. Hasta olduğunu söylediler. Bir gün arkadaşlarından biri yanıma gelip “Yakup sizi istiyor” deyince hemen fırına gittim. Kapısız , penceresiz bir odada kirli yorganların altında kıvranıyordu. Fırıncıya doktor çağırmasını söyledim. Doktor Ahmet bey böbreklerini üşüttüğünü söyleyip bir reçete yazdı. İlaçları okul koruma derneğine aldırıp gönderdim. Ancak iyileşemedi ve TIP Fakültesi hastanesine yatırıldı. Uzun süre tedavi görüp taburcu olacakken tedavi parası istenince beni aradı. Koruma derneği aracılığıyla sorunu çözdük. Babası ile de barıştırdım. Sonra Bursa İtfaiyesinde çalıştı yıllarca. Şimdi emekli. Torunları ile mutlu. Bir deniz yıldızını daha yaşama döndürmüştüm.
Yıllar sonra karşılaştım öğrencilerimle. Kimi ile sırdaş olduk , birlikte neşelenip birlikte hüzünlendik, “sövelim gelmişime geçmişime” dedik.  Kimi ile oturup karşılıklı çay içtik , dertleştik. Sıkıntılı anlarımda Hızır gibi yetişip moral verdi bazı öğrencilerim. Bazıları tıpkı okulda olduğu gibi üzmeye devam etti beni.
1965 yılında Erzincan – Çayırlı Şebge Köyü İlkokulunda görev yaparken :
Kiminiz yaramazdır , sınıfı karıştırır,
Kiminiz çalışkandır , kitabı karıştırır,
Kiminiz hasta olur , aklımı karıştırır…”
Demişim. Sizleri çok sevdim , çok seviyorum.
Yaşama bir şekilde tutunabilen “Deniz Yıldızlarım”  benim…
Ya yaşama tutunamayanlar?
               24 Kasım 2014  10 20    

14 Kasım 2014 Cuma

AYDIN SORUMLULUĞU


“Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın.”
Bir ülke halkına kötülük yapmak mı istiyorsun , bu tür ata sözleri , özlü sözler yerleştir  kültürüne , sonra da seyret olanları. “Her koyun kendi bacağından asılır.” , “Gittiğin yerde körler yaşıyorsa , sen de bir gözünü kapat.” Ve daha niceleri. O halk ne yaparsan yap “etliye , sütlüye karışmayacaktır.”
Bunların üzerine yüzyılların birikimi ümmet , padişahın kulu olma  bilincini ekleyin. Okullarda  verilen “büyüklere itaat” bilincini koyun.  Hala  olumsuzluklara tepki mi bekliyorsunuz? Şaşarım size.
Eylül sonlarında Joly Tur`un GAP turuna katıldım.  Herkes çok iyi bilir ki bu tür kültür turlarına  az çok kültürlü insanlar katılır. Adı üzerinde : “Kültür Turu” Ya da ben öyle sanıyorum. Tur rehberimiz Üniversite mezunu. 5 yıldır tur rehberliği yapıyor. Yani epey deneyimli. İlk durağımız Hatay. Mozaik Müzesinde sergilenen eserler göz alıcı. Sonra kentin dar sokakları ve Habibi Neccar Camii. Anadolu`daki birçok cami gibi eski bir kilise. Rehberimiz bunu es geçiyor. Önemsemiyorum.
Ertesi gün bir barajın yanından geçerken ağzım bir karış açık kalıyor. Suriye`den gelecek bir saldırıda baraj kapakları açılacak ve Suriye ordusu suların altında kalacakmış. Bir baraja , bir dümdüz uzanan araziye bakıyorum. Belki ürün ekili alanlara zarar verir de orduya zarar vereceğini düşünmek aşırı hayalcilik olmuyor mu?
Urfa Balıklı Gölde koptum. Nemrut Hz. İbrahim`i yukarıdaki tepede duran iki direğe bağlı mancınık ile gölün bulunduğu yerdeki ateşe fırlatmak istiyor. Ancak mancınık çalışmıyor. Bunun üzerine kahinlerine bunun nedenini soruyor. Kahinler “Hz. İbrahim`in cinler tarafından korunduğunu , cinler uzaklaştırılmadıkça mancınığın çalışmayacağını” söylüyorlar. Nemrut çaresini sorunca da “Çin ve Gen isimli iki kardeşin meydanda zina yapmalarını , cinler bundan utanacağı için uzaklara gideceğini” söylüyor. Bunun üzerine Çin ve Gen isimli iki kardeş meydanda zina yapıyor. ( O günden sonra Çingenler hep yersiz yurtsuz yaşıyor ) Cinler uzaklaşınca Hz. İbrahim ateşin üzerine fırlatılıyor. Ancak ateşin bulunduğu alan göl , odunlar da balık oluyor.
Ben efsane burada bitti derken devam ediyor: “Kıbrıs harekatında balıkların tümü kayboluyor. Savaş bitince geri dönüyorlar. Ancak çoğu yaralıymış.”
O andan itibaren rehberin anlattıklarına kulak tıkıyorum. Ancak zaman zaman sorular soruyorum : Bu bina kimlerden kalma? Bu han üç katlı. Osmanlı Mimarisinde hanlar iki katlı. Bu han kimlerden kalma? Zorla da olsa Ermenilerden kalma olduğunu söylüyor.
Bu turlar her hafta yapıldığına göre her yıl yüzlerce , hatta binlerce kişi katılıyor. Ve bunlar her seferinde tura katılan kültürlü kişilere anlatılıyor. Acaba hiç mi itiraz eden olmuyor?
Bunu sınamak üzere tur dönüşü Joly Tur`a anlattığım olaylar ve öteki olumsuzlukları bir yazı ile ilettim. “Joly Tur ile GAP HURAFE  TURU” yazımı da ekledim. Aldığım yanıt kimsenin itiraz etmediğini gösteriyordu. Zaten gerek bloğumda yayınladığımda , gerekse bu yazıyı Facebook`ta paylaştığımda hiç ilgilenen olmamıştı. “Bana ne. Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın.” “Etliye , sütlüye karışma.” Sözleri kültürlü insanlarımızın da rehberiydi.
                 14 Kasım 2014   19 15