31 Aralık 2014 Çarşamba

SEVGİ DENİZİ



Bir yılı daha bitirirken iç hesaplaşmamı yapayım dedim. Gördüm ki her geçen gün daha katı biri oluyorum. Daha önce hoş görebildiğim bazı davranışlara karşı çok acımasız biri olmuşum. Bazı konularda ise hoşgörüm , sabrım artmış.
İnsanların nankörlüklerine hiç tahammülüm kalmamış. Yaşamı boyunca hiçbir riziko almayanların bu gün ahkam kesmelerine de dayanamıyorum.  Ancak beni esas çileden çıkaran insanların düşünme tembellikleri. Her şeyi hazır istiyorlar. Kendileri düşünüp bir şeyler üretmekten adeta korkuyorlar. İstiyorlar ki birileri ifade etsin , onlar paylaşsın. Kendileri hiç riziko almasın.  Birileri kendini ortaya atsın , onlar alkışlasın.
İsteniyor ki bir kurtarıcı gelsin.  Kurtarıcılardan kurtulmamız gerektiğini bir anlasalar… Tek kurtarıcının kendileri olduğunu bir bilseler…
Çok sevdiğim ve yıllarca düşüncelerimi paylaştığım bazı dostlarımı aynı havada gördükçe üzülüyorum. Etrafımızdakilerin arkadaşlıkları , dostlukları bize bir şeyler katmalı. Sürekli bizden bir şeyler götürmemeli. Mutluluğuma , dünyaya bakışıma katkı sağlamayan kişilere ayırdığım zamana çok acıyorum.
Son yıllarda çocuklara ve hayvanlara karşı aşırı hoşgörülü oldum. Arabamın önüne çıkan bir kaplumbağanın karşıya geçebilmesi için dakikalarca bekleyebilirim. Ya da sokağa fırlayan bir çocuğu gülümseyerek  izleyebilir hatta ona dilimi çıkarıp nanik de yapabilirim. Çalıların arasından başını uzatmış bir çiçekle dakikalarca bakışabilirken yapraklarından soyunmuş ağaçların arasında saatlerce yürüyebilirim. Bilirim ki onlara verdiğim sevgi boşa gitmez. Bitkiler olsun , hayvanlar , çocuklar olsun  beynimden kendilerine ulaşan sevgi dalgalarını çok iyi algılamaktadır.  Ve ancak onlar sevgiyi hak etmektedir. Sevilmeyi bilmediği için sevmeyi de bilmeyenler değil.
Umarım 2015 yılında sevgi denizinde boğulursunuz. Umarım 2015 en çok sevdiğiniz ve en çok sevildiğiniz yıl olur…
               31 Aralık 2014    17 00  

22 Aralık 2014 Pazartesi

BİR DAHAKİ SEFER




Bu kez istediklerimin ancak bir kısmını gerçekleştirebiliyorum.  Bahçeye 10 tonluk yağmur suyu deposu ile bahçe ve seramın su gereksinimini karşılayabileceğimi umuyorum. Böylece hem su kesintilerinden bahçemdeki çiçekler , seramdaki sebzeler zarar görmeyecek , hem de yıldan yıla daha da değerlenen şebeke suyunu ziyan etmemiş olacağım. İşin ekonomik boyutu önemli olmasa da boşa gidecek suyu biriktirmenin ve değerlendirmenin huzurunu yaşayacağım.
Bu kez güneş panelleri ile evimin enerji gereksiniminin önemli bir bölümünü karşılayabileceğimi sanıyorum. Gündüz üreteceğim elektriğin fazlasını devlete satarken gece şebekeden satın alacağım. Ayrıca akü ile kesinti halinde cihazlarım çalışmaya devam edecek.
Bu kez 8  metrekare kadar deneme amaçlı bir teras serası kurmayı düşünüyorum. Becerebilirsem burada raflarda çilek , domates , biber , patlıcan , fasulye yetiştireceğim.  Kışın  kızarmış domatesi , çileği dalından koparıp yemek çok hoş olacak.
Bu kez her türlü yalıtımın en kalitesini kullandım. Sentetikten uzak durabildim. Kapılarım , çerçevelerim hep ahşap. Yazın serin , kışın ılık olacak evim. Yakıt tasarrufu ile yalıtım masrafını kısa zamanda çıkarabilirim sanıyorum.
Ancak hayalini kurduğum tamamen yeşil evi gerçekleştiremiyorum. Bütün evsel atıkların arıtılıp , kompoze edilip yeniden değerlendirilebildiği , nerede ise sıfır atık üreten ev hayalimi gerçekleştiremedim. Çatımın tamamını güneş enerjisi panelleri ile kaplayıp bütün binanın enerji gereksinimini de karşılayamıyorum. Bahçem küçük olduğu için her türlü meyve ve sebzeyi de yetiştiremeyeceğim.
O zaman bahçemi en iyi şekilde değerlendirmeliyim. Biri misket olmak üzere iki tane asma ; kokulu gül başta olmak üzere çeşitli renklerde güller ; hanımeli ve yasemin ; mevsimine göre etrafa koku saçan şebboylar , sümbüller ; pencere önlerinde küpeliler , ebe gömeçleri … Oğlumun Afrika`dan getirdiği kuş yuvasını bahçeye asacağım ve bir kuşun gelip yuvaya yerleşmesini bekleyeceğim. Şayet yuvayı beğenen  kuş olursa başka yuvalar asacağım. Bahçeme kediler için su ve yiyecek kapları yerleştireceğim. Nasıl olsa komşumuz da kedisever. Şimdiden 6-7 kedi uğruyor bahçeye. Terasta kovalar ve tenekeler içinde yaz sebzeleri büyüteceğim. Teras duvarını çiçek saksıları ile doldurmayı düşünüyorum.
Soğan , sarımsak , marul , maydanoz , nane için arka bahçemiz yeterli. Oraya bir de çocukluğumun hayali hünnap  ağacı dikersem değmeyin keyfime.
Teras katında bir köy ocağı, yanında minicik bir kara fırın ve kuzinem olacak. Ocakta güvecimi pişirirken fırında köy ekmeğim kabaracak. Kuzine üzerinde kızdıracağım ekmek dilimlerini yağlayıp odun ateşinde pişireceğimiz çaya katık edeceğim.
Bu seferlik bunlarla yetineceğim. Bu kez gerçekleştiremediklerimi olur ya birileri gerçekleştirir. Yeter ki sağlık olsun. Yeter ki huzur olsun. Yeter ki ömür olsun…
                22 Aralık 2014  22 30 

21 Aralık 2014 Pazar

VAZGEÇİLEMEYENLER




Bazı alışkanlıklarımız , takıntılarımız vardır, vazgeçemeyiz. Akşamdaaan akşama çilingir sofrası olur. Kendi elimizle donatırız. Başka zaman sofraya bir tabak getirmezken ızgaramızı , salatamızı özenle hazırlarız. O  bizim vazgeçilmezimizdir.
Sigara olur kimimizde. Yemekten kalkar kalkmaz emzik gibi ağzımızdadır. Öğretmen isek teneffüse çıkar çıkmaz yakıp tüttürürüz. Merdiven çıkamayız , sesimiz çatallanır , cildimiz soluklaşır , cebimiz büyük hasar görür ama biz vazgeçemeyiz.
Bazılarımızda kara gözlüktür , fulardır , yüksek topuktur; bazılarımızda saç biçimi , konuşma tarzıdır.
Kahve alışkanlığından vaz geçemez kimimiz. Hava ne kadar güzel olursa olsun , dışarıda çiçekler coşmuş , leylekler uçmaya başlamış doğa bütün hünerlerini sunmaya başlamış olsa da okeyden vazgeçemezler. Halbuki iki adım ötemizde Botanik Parkı , Misi Köyü , Cumalı Kızık durmaktadır. Mudanya , Trilye , Apolyont yarım saatlik yol. Güzelim şelaleler bir saat uzakta. Biraz daha fazla zaman ayırırsak Edremit Körfezi , Kaz Dağları bizi bekliyor.
Gezmekten söz ettim mi “her şey dahil” tatilciler gelir aklıma. Bir otele yerleşirler. Sabahtan akşama güneşlenme – deniz – ne yersen hesaba dahil. Otelden adım atsalar  doğal güzelliklerin , ören yerlerinin  kucağına düşecekler. “Oh , bir güzel dinlendik” demezler mi kafamın tası atar. Hani birkaç kitap olsun okusalar başım gözüm üstüne.
Bazılarımızın vazgeçemediği arkadaşları , dostları vardır. Çok sevdiklerinden vazgeçerler de bunlardan vazgeçemezler. Bunlar kendilerini de vazgeçilmez sanırlar.  Bilmezler ki hiçbir alışkanlığımız vazgeçilmez olmadığı gibi hiçbir arkadaşımız da vazgeçilmez değildir.
Ben sigarayı bırakalı 20 yıl oldu. Kahve alışkanlığımı da 5 yıl önce bıraktım. Çok değer verdiğim dostlarım vardı. Bir kısmını “delet” tuşuna basarak , bir kısmını “ctrl+delet” tuşuna basarak sildim. “Delet” tuşuna basarak sildiklerimin geri dönme şansı var. Ancak “ctrl+delet” tuşuna basarak sildiklerimin geri dönüşü olanaksız.
               21 Aralık 2014  10 45   

19 Aralık 2014 Cuma

FASULYE ÇARŞISI BOMBACISI





Aziz Nesin  çok insaflı yazmış  öykülerini. Ülkem çok güzel , ülkem çok zengin. Bolluk içinde.  Hiçbir şeyin yokluğu çekilmiyor denemezse de birçok şeyi bol bol bulabiliyoruz. Hırsız , katil , hortumcu , dolandırıcı , üçkağıtçı ... Elini sallasan ellisine değiyor.
Benim ülkemde hiçbir olay faili meçhul kalmıyor. Bakmayın siz  bir sürü faili meçhul var diyenlere. Onlar ya televizyon izlemiyorlar . gazete okumuyorlar , ya da unutkanlar. Yoksa “Benim polisim”  , “Benim Emniyet güçlerim” faillerin tümünü eksiksiz , hatta fazlası ile yakalayıp yargının önüne getirmiştir. Yargıçlar , “seçmece bunlar , seçmece” denerek önlerine getirilenlerin içinden bir suçlu  seçemiyorlarsa , bu   yüzden de olay aydınlatılamıyorsa kusur kimin ?
Diyelim bir adam öldürüldü ve o sırada olay yerinde bulunan “ama” dilencinin anlatımına göre katilin eşkali belirlenip robot resmi çizildi. Bu resimler tüm ülkeye anında dağıtılır ve dört  yanda katiller yakalanmaya başlanır. Yakalanan her kişinin ya kaşı benzemektedir robot resme ya burnu , ya da ayakkabısının bağları. Ancak her biri öldürülen kişinin katili   olduğuna “ikna edilmiş” tir suç mahalline getirildiğinde. Gerçi olayda bir tek tabanca kullanılmıştır ve cinayet bir tek kişi tarafından işlenmiştir. Olsun, fazla mal göz çıkarmaz ki.
Yargıcın önüne katil olarak tutuklanması istemiyle birçok kişi çıkarılır. Yargıç bunlardan kiminin boyunu beğenmez , kiminin rengini. Çünkü katilin beyaz tenli olduğu tarif edildiği halde karşısındaki zencidir. Gerçi şapkasının rengi robot resimdekine benzemektedir , ancak yargıç gene de beğenmez. Bir diğerinin ise boyunu beğenmez. Saçları tıpa tıp robot resimdeki gibidir adamın ve cinayeti işlediğini , hatta nasıl işlediğini tek tek anlattığı tutanak ile cinayet tatbikatı tutanağı imzalı olarak önündedir  yargıcın. Ancak 1 80 olarak tanımlanan boya uymamaktadır boyu. Adam 1 60  boyundadır. Yargıçlara bir türlü beğendiremezler suçluyu ve tümünü  serbest bırakır çoğu kez. Al sana bir faili meçhul.
Bazı olaylarda robot  resim falan da bulunmaz , ancak bazı kişiler suçu işlediklerine “ikna edilmiş” olarak çıkarılırlar yargıcın karşısına. Yargıç çaresiz tutuklar ve yargılama başlar. Yıllar geçer , tutuklanan içerdedir ve her duruşmada olayla ilgisinin olmadığını söyler. Ancak emniyet mensupları yemin billah ederler suçlunun o kişi olduğuna dair. “Kesin olarak bu kişi işlemiştir suçu ,  çünkü daha ilkokul sıralarında arkadaşları ile kavga ettiğini söyledi öğretmenleri.” Yargıç ne yapsın bu kadar detaylı  araştırma , soruşturma yapan görevlilerin sözüne inanmayıp da. Sonunda  o kişinin suçluluğuna hükmedip cezayı basar. Bu kez de Yargıtay´daki yargıçlar inanmaz görevlilerin  söylediklerine ve hükmü bozarlar. Al sana bir faili meçhul daha.
Bir olay var  ki  hukuk tarihine geçmeli. Fasulye çarşısında bir patlama oluyor ve birçok kişi ölüyor , bir çoğu da yaralanıyor. Ölenler gömülüp yaralananlar hastaneye taşınmadan emniyet güçleri suçluları yakalıyor. Fasulye çarşısındaki patlamanın nedeni oraya konan bombadır ve bu bombayı koyanlar da göz altına alınıp kameraların karşına çıkarılanlardır. Önden , arkadan , yandan , yukarıdan boy boy görüntüleri alınır ve görüntülerin üzerine kendilerine verilen metin oturtulur. Televizyonlarda FLAŞ haber olarak saatlerce gösterilir “suçlu” lar. Sonra  olay yeri tatbikatı için fasulye çarşısına götürülürler. Bir haftadır uykusuz oldukları , bırakalım yürümeyi konuşacak halleri olmadığı ap açık görünse de ve ağızlarından bir tek söz çıkmasa da sanki onlar konuşuyormuş gibi değişik seslerle anlatılır bombanın nasıl konduğu. Ekran başındakiler beddua okurlar katiller için , küfürler ederler. Patlama sonrası görüntüler eşliğinde anlatılır olay. Herkes “Asmalı bunları” der.
Sıra duruşmalara gelir. Sanıklar her zaman olduğu gibi “inkar eder”ler yaptıklarını. İşkence gördüklerini söylerler ve aylar geçtiği   halde kaybolmayan işkence izlerini gösterirler. Ancak bu kez yargıçları inandırmaları kolay değildir. Çünkü birçok tanık bulunmaktadır. Bunlardan birisini çağırır yargıç.
“Bildiklerini anlat” der.
“Hakim bey bombayı koyan kesin olarak bu kişidir” diye başlar söze ve eliyle sanıklardan  birini gösterir. Sonra sürdürür konuşmasını “çünkü daha küçücük çocukken bir gün tam yanından geçerken bir kese kağıdını şişirip patlattı. Ödüm patladı. O gün söylemiştim bu çocuk milletin başına bela olur diye.”
Yargıç “Sen bombayı  koyduğunu gördün mü ? Patlama olduğunda neredeydin?” diye sorduğunda,
“Hakim bey , patlama olduğunda köyde çift sürmekteydim. Akşam ajansında duydum olayı. Televizyonu seyrederken bu olayı da anlattıydım. Birisi benim de adımı vermiş. Getirdiler.”
Yargıç dudağını büker. Ancak tanıklar çoktur. Yeni tanık getirilirken emniyet mensupları “bakalım buna ne diyeceksin” dercesine bakmaktadır yargıçlara. Yeni tanık hemen başlar anlatmaya.
“Hakim bey bombayı koyan kesinlikle bu  kişidir. Anlatacaklarımı dinleyince buna siz de inanacaksınız. Yıllar önceydi. Televizyon siyah – beyaz yayın yapıyordu. Bizim köyde hiç televizyon yoktu. Övünmek gibi olmasın , ilk televizyonu ben aldım köy kahvesine. O zaman yeni muhtar seçildiydim. Karaca Osman´ı 7 oyla geçip oturduydum koltuğa. İlk işim televizyon almak olduydu da köy ikiye ayrıldıydı. Bir bölüğü günah sayıp karşı çıktıydı , bir bölüğü de beğendiydi yaptığım işi. İşte o günlerde akşamleyin ilk programlar çocuklar için çizgi filimler olurdu.  Çizgi filimler başladı mı kahvenin içi çocuklarla dolardı. Yaşlılar oturacak yer bulamazlardı. Bir de gürültü ederlerdi ki sormayın. Sonunda ihtiyar heyetini toplayıp karar aldım : Bundan sonra çocuklar kahveden içeri giremezler. Bekçi mahalle mahalle gezip  bağırarak duyurdu kararımızı. Önceleri içeri girmek istediler , bekçi çıkarttı. Sonra bir süre sesleri çıkmadı. Ancak bir akşam  karanlık çökmüş , herkes ezanla yediği akşam yemeğini bitirip köy kahvesinde toplanmış. O günler anarşi günleri. Herkes ajansı bekliyor bakalım o gün neler olmuş diye. Birden büyük bir patlama oldu. Kimimiz pencereden atladı , kimimiz masaların altına kapaklandı. Herkesin rengi bem beyaz. Üzerimize başımıza bakıyoruz kopan bir yerimiz var mı diye. Neyse bir süre sonra kendimizi toparladık. Pencereden atlayanlar da topallaya topallaya girdi kahveye. Ucuz atlatmıştık, Selimlerin Yusuf´ un kırılan bacağını saymazsak zayiatımız yoktu. Hemen bekçiyi gönderip araştırma yaptırdım. Bekçi Selman kahveden çıkar çıkmaz yolunu “bu” kesmiş. Bak demiş  bu kez ucuz atlattınız. Bir dahaki kez bacadan atarız patlayıcıyı. Hemen ihtiyar heyetini topladım ve çocukları isteğini kabul ettim. Daha o gün belliydi bunun yapacakları.”
“Peki , bomba mı atmışlar kahveye?”
“Bombayı nereden bulacaklar , bayramlarda patlattıkları oyuncaklardan , atomlardan biriymiş patlattıkları. Kahve yıkanırken suların akması için konan borunun içine yerleştirdikleri için çok gürültü çıkarmış.”
Yargıçlar başta olmak üzere sanıklar bile güldü bu ifadeye. Tanıkları bulan görevlilerin suratlarından düşen bin parçaydı. Bu tanığı da beğendirememişlerdi. Şimdi de sanığın avukatı söz almıştı.
“Hakim bey , patlamanın nedeni bomba değildir. Çünkü olay yerinde bomba ile ilgili en küçük bir bulguya  rastlanmamıştır. Patlama , olay yerinde bulunan tüplerden sızan gazlardan meydana gelmiştir. Bir bilirkişi heyetine inceletilmesini talep ediyoruz.”
“İşte şimdi hapı yuttuk” diye düşündü emniyet yetkililerinin en yetkilisi. Patlamanın bombadan olmadığını onlar da biliyordu. Ancak o kadar güzel bir senaryo hazırlamışlar , dosyayı o kadar güzel düzenlemişlerdi ki nerede ise kendileri bile inanacaktı. Hatta ileride bir yapımcıya satmayı bile düşünüyordu bu senaryoyu.
Duruşmadan sonra bazı gazetelerde tutukluların salıverilmeleri gerektiği , suçsuz oldukları yazıldıysa da bu gazeteleri okuyanların sayısı az olduğu için fazla yaygınlaşamadı. Duruşmada işkence gördüklerini söylemelerini olduğu gibi patlamanın nedeninin gaz kaçağı olabileceği olasılığını da duyurmadı televizyonlar.
Sonra yıllar geçti. Bu yıllarda  iki  tane nur topu gibi “Mesih” imiz oldu  , bir sürü  çetemiz, mafyamız dünyaya geldi. Geçen günlerin içinde bir gün MİT müsteşarı “olanları görüp de gençlerin nasıl komünist olmadığına şaşıyorum” gibi bir şeyler söyledi. Bir gün  beş bankaya birden hükümet el koydu. Kasaları bom boştu. Hükümet yetkililerinin söylediği “Ellerim böyle boş , boş mu kalacaktı...” şarkısının  yayını sürerken beş banka daha battı. Bunlardan bir kısmının içi doldurulup tekrar özelleştirildiler ve bir süre sonra hükümet yeniden el koydu bu bankalara. Hala “Ellerim böyle boş , boş mu kalacaktı...” şarkısı yayındaydı. Günlerden birinde Karşan hanım hapishanenin önünden geçerken ağlayan bir bebek sesi duydu. Çocuk sesine , hele ağlayan bir çocuk sesine tahammülü yoktu. “Af isterim , hapishaneleri boşaltın” diye tutturdu. Gerçi hapishanedeki çocuk susmuştu , ancak bu kez de Karşan hanımı susturamıyorlardı. Sonunda af kabul edildi. Katiller . dolandırıcılar salıverildi hemen.
Bombacılara ne mi oldu? Bilir kişi gerekli incelemeyi bitirdi. “Patlamanın nedeni olay yerinde bulunan 8 – 10 tane tüpten sızan gazın sigara ya da elektrik araçlarından çıkan kıvılcım nedeniyle patlamasıdır. Patlama öncesinde yağmurdan kaçanlarla kalabalıklaşan dükkanın havalanması da kapıdakilerin engellemesiyle azaldığından patlama ortaya çıkmıştır...” gibi şeyler yazılıydı altında değişik üniversitelerden bir çok profesörün imzası bulunan raporda.
Peki bu çocuklar salıverildi mi ? Derseniz , ııh. Af kapsamına girmedikleri için hala içerdeler.
Dedik ya bizde bir çok şeyin bolluğu yaşanıyor. Çeteler , mafyalar , hortumcular , üç kağıtçılar , hayali ihracatçılar ... Seçmece bunlar seçmece... Olmayanlar mı ? Yokluğu çekilenler mi ? Özgürlükler , insan haklarına saygı , eşitlik , sevgi , adalet , ... Kesmece bunlar kesmece... Asmaca bunlar asmaca...
24.  Aralık. 2000 / 12 23