24 Nisan 2013 Çarşamba

ŞİMDİ İSTANBULDA OLMAK VARDI ANASINI SATAYIM…



Şimdi İstanbul`da olmalıydım. Keyfim tıkırında olmalıydı.Önce Eyüp Sultan`a gitmeliydim. Yok , dua etmeye değil , mezarlığın içinden Piyer Loti`ye tırmanmaya. Mezarlıkta kuş cıvıltıları. Mezarlıkta salkım salkım erguvanlar. Ancak ben eski mezar taşlarına bakmalıyım. Her biri ayrı biçimde mezar taşlarına. Genç mi ihtiyar mı , erkek mi kadın mı diye tahmin yürütmeliyim. Bazıları zenginliğini de mezarına taşımıştır. Acaba derim kefenlerine para doldurdular mı?
Tepeye yaklaşırken Haliç`e bakmalıyım. Taa Galata köprüsüne , oradan boğaza. Eski , ihtişamlı günlerini hayal etmeliyim. Derelerinde sandalla gezilen , cilveli bakışlar hayal etmeliyim peçelerin ardında… Teleferik istasyonunun hemen yanında Ahmet Kabaklı`nın mezarını görüp kıskanmalıyım. Manzarasını kıskanmalıyım , havasını kıskanmalıyım…
Piyer Loti kahvesinde oturup romanlar yazmalıyım. Pahalı da olsa bir kahve içmeliyim keyifle… Oradan Eminönü`ye geçip  Galata Köprüsünde oyalanmalı , balık tutanlara bakmalıyım. Kalkan motorlara özenip iskeleye inmeliyim. Boğaz turu motorları iki çeşittir. Biri kısa , öteki uzun tur. Ben karar vermeden balık – ekmek yemeliyim. Fesli garsonlara bakıp kıs kıs gülmeliyim. Sonra tur motorunun güvertesinde sol tarafta bir yer kapmalıyım. Çünkü sol kıyıdan, Avrupa kıyısından  kuzeye gidip , Asya kıyısından dönerler genellikle.
Karaköy , Tophane , Kabataş , Beşiktaş… Arkalarda İnönü Stadı , Dolmabahçe sarayı, Bebek Koyuna girmeden birinci köprü. Karşıda , tepede Boğaziçi Üniversitesi… Kıyıda muhteşem yalılar. Yukarılarda parça parça direnen yeşillikler…  Aşiyan Mezarlığını ve Rumeli hisarını geçince, Fatih Sultan Mehmet Köprüsünden sonra Sarıyer mi görünecek? Karşılıklı Rumeli Kavağı ve Anadolu Kavağı. Uzaklarda Karadeniz. Biz Anadolu yakasına Beykoz`a doğru dümen kırıyoruz. Bu kanat daha yeşil gibi. Yeşillikler arasından Erguvan kahkahaları.
Beylerbeyi sahilinde çay bahçeleri… El sallayanlar , kıyıda olta atanlar… Hababam Sınıfı filmlerinin çevrildiği mekan  olmalı yukarıdaki büyük yapı.  Sabancıların desteği ile mi ÇYDD tarafından restore edilmişti?
Kuleli Askeri Lisesi`ne gelirken bahçelerinden denize girilen şirin yalılar… Çoğu günümüz zenginlerine ait olmalı… Üsküdar sahilinde olta balıkçıları. Hani bazı günler öğle molasında memurların gelip olta attıkları ve günlük ihtiyaçlarından fazla balık tutup dairelerine döndükleri sahil.
Dümen Avrupa yönüne kırılırken sol yanda Kız Kulesi… Manzaranın güzelliğinden Avrupa yakasındaki kazıkları kaçırdık. Adına gökdelen deseler de çirkinlik abideleri…
Gezi motorundan iner inmez Kadıköy motoruna koşmalıyım. Başımızı eğip geçmeliyiz Galata Köprüsünün altından. Sarayburnu üstlerinde Topkapı Sarayı`na bakarken artık işlevsiz kalan Haydarpaşa Gar binasına yönelmeli motor.
Kadıköy`de iner inmez sahil boyu Moda`ya doğru yürümeliyim. Moda`ya gelmeden , erguvan çiçekleri altında bir masaya yerleşmeliyim çay bahçesinde. Tavşan kanı çayı yudumlarken manzaraya dalıp gitmeliyim. Çayın soğuduğunu garson uyarınca fark etmeli , yenisini söylemeliyim. Yeni çayı yudumlarken mimoza mevsiminde Adalar gezisini planlamalıyım… Faytonla tur atarken omzuma dökülen saçların hayalini kurmalıyım…
Şimdi erguvan zamanı. Şimdi İstanbul zamanı… İnsanın gönlü rahat olmalı , keyfini çıkarmalı İstanbul`un…
          24 Nisan 2013  19 05   

15 Nisan 2013 Pazartesi

BU YIL KALKSA GELSE



Samanlı Dağlarının ardı ağarırken güneşin ilk kızıllığı belirmeye başladı. Biraz sonra kıyamet kopardı oralarda. Yeni bir güne, Hıdrelleze merhaba derken adeta doğum sancısı çekerdi doğa.
Güneş burnun uzatmadan Kamberler Parkı ıp ıssızdı. Türk büyükleri heykelleri olsun kılıcı kırık kılıç kalkancıların  heykelleri olsun derin uykudaydı. Elinde cümbüşü , omzunda davulu , çantalarıyla yalnız duran heykelin göz kapakları oynadı. Sonra yüzünün rengi değişti. Allıkları daha al , dudaklarındaki ruj daha bir parlak oldu. Başını iki yana çevirirken yüzünü hüzünle buruşturdu. Ayaklarına doğru bir titreme oldu. Sağ kolunu kaldırdı ve tokmağı davula indirdi.
-Pof…
Ses çok cılızdı. Ancak davul da canlanmıştı. Derisi yenilendi , kasnağı parlamaya başladı. Cümbüşün kırık telleri yerine geldi. Çantalarının rengi canlandı.
Ayten kaidesinden yere atladı. Şimdi hiddetliydi. Eskiden evlerin bulunduğu yana koştu. Davula sert sert vuruyor ,
-Komşularım nerede. Ne yaptınız onlara…
Diye naralar atıyordu. Birden durdu. Yönünü Elmas Bahçelere çevirdi. Sessizce yürüdü. Yıkık bir evin önüne gelince saygı ile eğildi. Doğrulurken binbir gece masallarından çıkmış Şehrazat`tı. Bir yandan davuluna vuruyor , bir yandan dans ediyordu. Gözlerinden boşalan yaşlar sel sularının yamaçlarda açtığı oyuklar gibi izler açmıştı yüzünde. Boyalar karışmış , yüzü palyaço yüzüne dönmüştü. Evlerin pencerelerine üşüşenler hüzünlü bakışlarla Ayten`ì seyrederken ,
- Sevgilisinin evini unutmamış…
Diyorlardı.
Ayten dansını bitirince tekrar saygı ile eğilip selamladı hayalindeki sevgilisini. Az ötede Sevda , çiçekli elbiselerini giymiş , sürmüş , sürüştürmüş O`nu bekliyordu. Çocuklar Sevda derlerdi . Kara sevda yüzünden delirdiği söylenirdi. Ayten yanına gelince saygı ile selamladı Ecesini ve ardına takıldı. Tokmak davula düzenli aralıklarla iniyor , Ayten her zamanki mahzun bakışı ve kumandan edasıyla yürüyordu.
Komşu mahallelerin delileri ile bir ordu oluşmuştu Ayten`in arkasında. Evlerin kapılarına çiçekler bağlanmıştı. Sokak aralarında geceden kalan ateş kalıntıları , etrafa yayılan küller duruyordu.  Cumhuriyet Caddesine çıktıklarında yanık bir sesle ürperdiler. Kırlaşmış uzun saçları , bakımsız sakalı , özensiz giysileriyle mızrabını tellere vururken türküsünü seslendiriyordu. Önce Ayten , sonra arkasındakiler durdu. Yere çöküp dinlediler.
Mevlam ayrılık vermesin ,
Gökte uçan kuşa Leylam…
Türkü bittiğinde tümü ağlıyordu. Ayten ayağa kalktı. Ötekiler de kalktı. Ayten tokmağı indirdi ve yürümeye başladı. Tüm deli taifesi de doğruldu. Kimi sevda delisiydi , kimi parasızlıktan delirmişti. Bazıları ,içlerindeki deli çocuğu fazla şımarttığı için deliliğe ermişken ,  kimileri işi deliliğe vurmuştu.
Aşık da sazını omzuna attı ve kafileye katıldı. Ayten bir bakıyorsun İstanbul`u fethe giden Fatih Sultan Mehmet oluyordu , bir bakıyorsun elinde kılıcı Napolyon. Cumhuriyet Caddesini boydan boya  geçip Dayıoğlu Hamamının önüne geldiklerinde çalgı ekibinin yerini almış olduğunu gördüler. Meydancık , İncirli , Hacıseyfettin mahallelerine dağılmış olan Kamberler sakinleri de bayramlık giysileriyle sıralanmışlardı.
Ayten topluluğun ortasına gelince tokmağı son kez indirdi gergin derinin üstüne. Sonra yerlere kadar eğilip selam durdu. Arkasındakiler de onu taklit ettiler. Sonra süzülerek kaidesinin üzerine zıpladı ve donup kaldı. Önce giysileri , sonra çantaları , davulu , cümbüşü soluklaştı. Yüzünün rengi kaçarken göz yaşlarının bıraktığı izler de aynen kaldı.
Meydandakiler Ayten`e bakarken  bütün deliler süzülerek sokak aralarına dağılmıştı. Aşık sazı omzunda kala kalmış , şaşkın şaşkın etrafına bakıyordu.
- Anlaşıldı bu gün oyun , cümbüş yok. Ayten Ablamız mahallemizin yıkılmasına çok üzülmüş. Biz de çalamayız bundan sonra. Bari sen çal be aşık.
Aşık bir sandalyeye çöktü. Sol eli ile mızrabı , sağ eliyle bağlamasını kavradı. Mızrabın telle buluşmasıyla sesler kesildi. Aşık gözleri yaşlı söylemeye başladı.
Yazımı kışa çevirdin
Bak gözümde yaşa leylam
Viran oldu evim yurdum
Ne söylesem boşa leylam

Mevlam ayrılık vermesin 
Gökte uçan kuşa leylam

Aşkınla yaktın sinemi
Aldın gittin benden beni
Viran eyledin hanemi
Çaldın(vurdun) taştan taşa leylam

Böyle kader böyle zulüm 
Gelir garip başa leylam

Ayten`in gözlerinden süzülen damlaları kimse görmedi…
          15 Nisan 2013  12 50



12 Nisan 2013 Cuma

DOĞA ÇAĞIRDI MI GİDECEKSİN.





Bu gün hava güzel. İşleri de kısmen yoluna koyduk. Ufak bir kaçışa kimse bir şey diyemez.
Netim Uludağ`ı tavaf eylemek. Doğancı barajına kadar Keles`ten mi yoksa Orhaneli`den mi karar veremedim. Barajda trafik sağa sapmaya uygun olduğundan Orhaneli oldu seçimim.  Barajın üstünden geçip karşıda durdum. Baraj tamamen dolu. Demek ki bu yaz su sıkıntısı yok.
Buralarda meyve ağaçları çiçeklerden yaprağa dönmüş. Öteki ağaçlar da yeşermiş. Kaplıkaya boğazına doğru güzellikler arasında tırmanış. Sonra kayaların arasından geçiş ve Orhaneli yakası. Sağlı sollu köyler. Biz Keles , Orhaneli , Büyükorhan ve Harmancık`lılara dağlı deriz. Zaten onların Bursa kültürünü yaşatmak için kurdukları derneğin adı da Dağ-Der.
Güzel klibini gördükten sonra Dağgüney köyünü hep merak ederim. Onun için gözüm köy tabelalarında.  İşte , sola sapan yol Dağgüney`i gösteriyor. Yola 12 km. Hemen döndüm. Yol çok güzel. Biraz sonra Göynükbelen yolu sola , Dağgüney yolu sağa sapıyor. Çam ağaçları arasından tırmanıyorum. “Dağgüney arazisinde avlanmak yasaktır” tabelasını görünce köye yaklaştığımı anlıyorum. Sağda bakımsız bir bahçenin ağaçları gelin gibi süslenmiş. Bahçe sahibi bu güzellik karşısında utanır mı ola?
Sırtı aşınca aşağıda köy göründü. Tepeden birkaç poz resim çektim. Dar sokakta ilerlerken bakımsız oldukları halde hala güzelliklerini koruyan köy evleri. Cumalı Kızık evleri de güzel , ancak bu köyün evleri sanki daha sıcak.
Cami önündeki meydana neler sığdırmışlar. Solda köy kahvesi , yanında tuvaletler. Kenarlarda renk renk laleler açmış saksılar. Küçücük bir park ve “Cumhuriyet Meydanı” tabelası ki yerde duruyor. Arkada , boğazdan inen küçük derecik. Sağda Şehit… parkı. Çocuklar için kaydırak ve salıncak. Sonra cami…
- Hoş geldin , resim mi çekiyorsun?
- Evet , köy hoşuma gitti. Siz ne yapıyorsunuz?
- Ne yapayım , cumaya geldim.
- Köyünüz güzelmiş.
- Burası eskiden Orhaneli`nin birinci köyüydü. Şimdi viranelik oldu.
- Neden?
- Neden olacak , herkes Bursa`ya göçtü. Benim gibi sabunluklar kaldı. Biz ölünce ne olur bilmem…
Veda edip ayrılıyorum.
-Çay içmeyecek misin?
Diyorlar , ben ayrılıyorum.
İniş çok güzel. Yol boyu çeşmeler göreceğim bu gün. Köylerde gelenektir çeşme yaptırmak. Hacca gidecekler önce bir çeşme yaptırır yol kenarlarına.
Orhaneli`ye uğramadan devam ediyorum. Büyük Orhan tarafında birçok koni var. Küçük yanardağlara mı aittir yoksa Uludağ`dan fışkıran lavlar mı oluşturmuştur bilmem. Büyük Orhan sapağı sağa keskin olarak dönerken ben doğru gidiyorum. Şimdi ardıç zamanı. Bu bölgede en vefalı ağaç olan ardıç var. Solda , uzaklarda karlı tepeleriyle Uludağ.
Harmancık aşağılarda. Çam ormanı arasından ilerlerken krom madeni işletmelerini görüyorum. İşte Kütahya – Balıkesir yolu. Sağa Dursunbey – Balıkesir , sola Tavşanlı – Kütahya. Ben solcuyum.  Harmancık küçücük bir kasaba. Solda , yola doğru iniyor. Biraz sonra sağa Simav sapağı. Bursa – Simav kestirme yolu buradan geçiyor. Tarlalarda beyaz saçlı ihtiyarlara benzeyen ağaçlar. Çiçekleriyle ne de güzeller.
Sağa Tavşanlı , sola Tunçbilek – Bursa. Dedim ya ben solcuyum. Erikler, vişneler ne güzel süslenmiş. Şimdi Gediz – Simav arası da beyaza dönmüştür vişne çiçekleriyle.
Kömür sahasında açık işletme için mi taşınmış binlerce ton toprak?
Domaniç altından geçip ilerliyorum. İşte tırmanış başladı. Kocayayla geçidi 1500 rakımlı. Burada ağaçlar henüz çıplak. Yol kenarında nerede ise 20 metre ara ile çeşmeler. Birinde durup camları yıkıyorum. Su buz gibi. Az sonra da solda , yamaçlarda iri iri açmış sarı papatya mı bunlar. Orman içine tırmanıyorum. Yer yer domuz karıştırmış toprağı. Kayın ağaçları çamlarla kucak kucağa.
Kıvrılarak inerken orman içinde çiçek açmış erikler, kirazlar , elmalar… Tahtaköprü , Oylat yol ayrımı , Hamamlı ve Ankara yol kavşağı. Büyük bir köprülü kavşak yapıyorlar. Buradaki dönüşler tehlikeliydi. İleride bir köprülü kavşak daha. Bu kez Pazaryeri – Kurşunlu kavşağı.
Karnım da acıktı. Köfte öncesi getirdikleri öncüllerle nerede ise karnımı doyuracağım.
İki yıl önce Boğazköy Barajı su tutmuş , göl Hamzabey düzünü kaplamıştı. Ancak su seviyesi çabucak düşmüş , geçen yıl ise hiç su tutmamıştı. Kışın geçtiğimde de boştu. Acaba doldu mu? Neredeee… Hamzabey Barajı su koyvermiş. O kadar masraf boşa mı gitti dersiniz?
Barajın üstünden Sugurpaşa  köyüne doğru sapıyorum. Tepeden sağ taraftaki Yenişehir Ovasına bakıyorum. Tarlalar yemyeşil. Kışın bakımsızlıktan ormana dönmüş dediğimiz ayva bahçesi bir çiçek açmış ki sormayın. Hala bakımsız. Gel de Aşık Veysel`in kara toprak şiirini anma… Erdoğan – Seymen arasından Yenişehir – Bursa yoluna çıkış… Bütün ağaçları yeşillerini giymiş Kestel düzü… Zaman zaman servis yollarına giriş… İşte tur tamam. Uludağ etrafında 360 derece döndüm.
Biliyorum , doğa beni çok geçmeden gene çağıracak. “Davete icabet etmemek” olmaz…
               12 Nisan 2013  17 25