25 Temmuz 2013 Perşembe

DİRENE DİRENE KAZANACAĞIZ



Sevgili dostlar,
Burada zaman zaman hastalıklarımdan , aldığım cezalardan , çektiğim sıkıntılardan söz ediyorum. Sanmayın ki bunu öğünmek için yapıyorum. Hem , benim çektiklerim ne ki… Yaşı büyütülüp idam edilenler , işkencede ölenler ya da sakat kalanlar , yargısız infazlara kurban gidenler , Kahraman Maraş , Sivas , Çorum Katliamlarında katledilenler , Bahçelievlerde katledilen dostlarım yanında hiç sözü edilebilir mi?
Benim derdim insan bünyesinin ne denli dayanıklı olduğunu anlatmak.  Ne büyük acılara göğüs gerip yaşamaya devam ediyoruz. O`nsuz yaşayamam dediğimiz nicelerini mezara gömdükten sonra yaşıyoruz. Hem de direnmeye , mücadeleye devam ederek.
1978 Haziranıydı. Sırtıma vuran safra kesesi ağrıları dayanılmaz bir hal almış, Yenişehir Hükümet Tabibi “hocam , intihar ediyorsunuz. Bir an önce hastaneye yatmalısınız” dediği halde sene sonunu getirmiştim. Bir gün önce geldiğim TIP Fakültesi hastanesi acil servisinden bir ağrı kesici vurularak eve gönderilmiş , ağrılarım dinmeyince gene gelmiştim.  Doktor beni tanımış ve “gene neden geldin?” deyip azarlamış , ben “siz beni neden gönderdiniz?” diyebilmiştim. Ancak çok şanslıydım.  O anda yanımdan geçen bir cerrah derhal durumuma müdahale etmiş , kan , idrar tahlili ve film istemişti. Sedye ile laboratuara kan ve idrar verip film için sıra beklerken laboratuardan bir görevli koşarak yanımıza gelmiş , “film falan beklemeyin , hastanın derhal yatması gerekiyor” dese de film çektirdikten sonra acile inmiştim.
Tahlilleri isteyen doktor sonuçlara baktı. Yüzü renkten renge dönüyor. Sonra servistekilere döndü.
- Arkadaşlar , hoca tıbben ölü…
Deyiverdi. Ben ne durumda olduğumu bildiğim için tepki göstermedim. Doktor bana döndü:
- Hocam kaç gündür uykusuzsun?
- On gün kadar oluyor.
- Peki kaç gündür bir şey yemiyor veya yediğini çıkarıyorsun?
- Bir haftayı geçti.
- Hocam , yedi canlı mısın? Nasıl hayatta kaldın?
Derhal cerrahi servise yatırıp serumları taktılar. İki gün aralıksız antibiyotik bombardımanı yapıldı. İki gün sonra asistan doktor gülerek geldi.
- Hocam , geçmiş olsun  lokositi kontrol altına aldık.
- Bu ne telaş yahu , kan kanserinden mi korktunuz?
- Evet , ondan kuşkulandık.
Lokositim 15 800 olmuş , herkes telaşa düşmüştü. Halbuki iki yıl önce gene acil servisten 16 800 lokosit ile eve postalanmıştım.
Eylemcilerin “DİRENE , DİRENE KAZANACAĞIZ” sözlerini duydum mu kendime şöyle bir çeki – düzen veririm. Evet , kazanabilmek için direnmek gerekir. Hiç yılgınlığa düşmeden. Çektiklerimizi abartmadan. Öyle “benden kötüleri de var , şükür buna” demeden. Direnmek , kazanmak demektir. En azından kazanma yönünde adım atmaktır.
Unutmayalım.
Bertolt Brecht`in dediği gibi:
“MÜCADELE EDEN YENİLEBİLİR.
MÜCADELE ETMEYEN ZATEN YENİLMİŞTİR…”
                       25 Temmuz 2013  15 10 

SİYAH – BEYAZ



Resim yazısı ekle
Siyah – Beyaz  deyince aklınıza hemen Beşiktaş`ın dünyaca ünlü Çarşı Grubu gelmiştir. Hani Tirübün şovları yanında  yer verdiği sosyal etkinlikler , özellikle son günlerde Gezi Parkı eylemlerinde aldığı rolle bütün dünyanın ilgi odağı olan grup. İnanın O,nlardan söz etmiyorum.
Siyah – Beyaz derken iki gözümden söz edeceğim. İki gündür sol gözüm her şeyi bulanık , gri göstermeye devam ederken sağ gözüm her şeyi beyaz , aydınlık ve parlak gösteriyor. Yok yok sol gözümle kastettiğim ülkede her şey kötü , olumlu hiçbir gelişme yok diyen muhalefet ve muhalefet destekçileri : sağ gözümle kastettiğim ise ülkede her şey çok iyi , insan hakları , demokratik haklar , ekonomi, dış politika çok iyi yönetiliyor , dünyanın en pahalı benzinini tüketen biz değiliz , yöneticilerimiz  halka karşı hoşgörülü , nazik diyen iktidar ve iktidar yandaşları da değil.
Galiba işin içinden çıkamayacağım. En iyisi ben baştan anlatayım.
Geçen yıl yakalandığım Göz Zonası sağ gözümde hasar yaptı. Özellikle son aylarda her şeyi bulanık görmeye başladım. Yazıları okumakta güçlük çekiyor , renkleri eski canlılığında göremiyordum. Geçen hafta biraz fazla yürüyüp yorulunca , bir de sıcaktan bunalınca en yakındaki Yıldırım Göz Merkezine sığındım. Serin ortamda dinlenirken boş durmayıp bir de gözlerimi kontrol ettireyim dedim. Doktor uzun uzun muayene etti. Sağ gözden hemen katarakt ameliyatı olmam gerekiyormuş.
24 Temmuz Çarşamba sabahı ameliyat yapıldı. Ameliyat dedimse 25 – 30 dakika süren bir müdahale. Göz merceği çıkarılıp yenisi takıldı. Ben farkın yüksekliğine bakmayıp en kaliteli merceği taktırdım. 2 saat sonra gözüm açılınca etrafı görmeye başladım. İşte o zaman Siyah – Beyaz durumu ortaya çıktı. Sol gözümde yüzde elliyi geçen katarakt her şeyi kirli , bulanık gösterirken sağ gözümdeki yeni mercek her şeyi temiz , parlak göstermeye başladı. Renkler canlanmış , duvarlar temizlenmiş , görüntüler netleşmişti.
Aklıma tamirciden çıkmayan eski model araba sahipleri geldi.Her gün arabanın bir parçası arızalanıp değiştirilir. Tam rahatladım derken yeni bir arıza çıkar.  İnsan bünyesi de öyle. Yaşlandı mı arızalar bitmiyor. Dün böbrek taşıydı , bu gün sağ gözdeki katarakt. Yarın sol göz. Sonra kulak , diz ağrıları , kalp, damar… Ülser , Reflü , baş ağrısı… Ve bir gün “zavallı , baş ağrısından gitti” deyiverecekler.
O güne kadar ben dünyayı aydınlık , parlak , temiz görmek istiyorum. En kısa zamanda sol gözümü de tamir ettireceğim. Yapacak işim mi var…
                 25 Temmuz 2013  9 35