30 Haziran 2013 Pazar

KAPIDAĞ TURU


Kapıdağ çok ilgimi çeker.  Adeta kelebek makarna gibi ortadan sıkılmış, bir parçası Bandırma , Manyas , Edincik gibi ana kara , öte yanı yarımada. Sıkılan bölge ise 4-5 km lik sazlık. Bir kanal açılsa Bandırma – Erdek ve Çanakkale yolu çok kısalacak.
Yarımadayı hem Ocaklar , Narlı girişiyle , hem de Tatlısu , Karşıyaka girişiyle birkaç kez dolaştım.  Çakıl köy – Kestanelik – Turan Köy arasında yol çok bozuktu. Yağmur suları yolda adeta hendekler açtığı için altı alçak olan hem corolla , hem de Yaris ile çok zorluk çektim. Ancak gördüklerim çektiğim sıkıntıya değdi.
Bandırmadan çıkıp Asit ve Gübre  fabrikalarını geçtin mi sağa , Tatlısu sapağından dönüyorsun. Tatlısu köyü kumsalları , villaları , manzarası ile görülmeye değer. İsterseniz Tatlısu köyünden sola Hamamlı köyüne gidip görebilirsiniz. Ben minaresini ve eski Rum okulunu beğendim. Tatlısu sahilindeki çay bahçelerinde isterseniz evden getirdiğiniz nevalelerle , isterseniz işletmenin sunacaklarıyla iğdeler altında nefis bir kahvaltı kaçırılmaz.
Sahilden zaman zaman tepelere de tırmanarak, tersaneler yanından geçip  Karşıyaka köyüne giriyoruz. Girişte duvarlarda yazılanlar dikkatimizi çekecektir. Askere gidenler son günlerinde badana edilip hazırlanmış duvarlara mesajlarını yazıyor. Kimi ailesine , kimi sevdalısına , kimi arkadaşlarına , kimi de akrabalarına yazmıştır. Bu gelenek bundan sonra uğrayacağımız 2-3 köyde de çıkacak karşımıza. Karşıyaka büyük bir köy.
Bundan sonra yolumuz zaman zaman çok bozuk. Meyvelerin , ormanların içinden zaman zaman tepelere tırmanarak  koylara uğrayacağız. Her koyda bir köy kurulmuş. Koylar çok şirin. İşte birincisi : Çakıl Köy.
Sonra Akdeniz sahillerini andıran uçurumlar , teraslanmış ve fıstık çamı dikilmiş alanlar arasından kıvrılarak ilerliyoruz. Kestanelik ikinci koy.  Sonra bir derenin denizle buluştuğu koyda Çayağzı köyü.
Ballı Pınar ve Ormanlı o kadar güzel kumsallara sahip ki. Yolu düzgün olsa bu kadar tenha olmazdı.
Turan Köy Ocaklar`a kestirme yolla 9 km ve idari olarak da Ocaklar`a bağlı. Villalar , yazlıklar çoğalmaya başlamış.
Biz Ocaklar`a sahilden gideceğiz. Yol uzun , yol bozuk olsa da doğa harika. Sağımızda Marmara denizi , az ileride karşımıza Marmara adası çıkacak. Denize bakan bütün yamaçlar teraslanmış.  Turan Köy çıkışında küçük bir koy. Temiz ve kumu harika. Sonra denize dik inen taşlık yamaçlar. Yoldaki çukurlara dikkat ederek ilerleyip sırtı aşınca önümüze Doğanlar Koyu çıkacak. Doğal olarak Doğanlar Köyü de orada. Arkasında zeytin  ve sebze bahçeleri. Kumsalı şirin.  Uzun bir kumsal.
Şimdi de karşımızda adı konmuş ancak muhtarı olmayan bir köy: Büyük Ova. Güzel koy yazlıkçılar tarafından zaptedilmiş. Yakında tüzel kişilik de kazanır.
İşte burası henüz işgal edilmemiş. 3-4 çadırcı ve günübirlik gelenler. Yakında villalarla dolar.
İlhan Köye girerken neşeleniyorum. Tepelerde bir sürü rüzgar türbini.  Ben bunları gördüm mü çok mutlu oluyorum. Çevreyi kirletmeyen , hiçbir yakıt tüketmeyen ve günden güne sayıları artan enerji üreticileri. Limana inip ulu ağaçların gölgesinde biraz soluklanıp yola koyuluyorum.
Narlı`dan önceki koyda Midye Çiftliği. Üretilen Midyeler hemen ihraç ediliyor. Adam işini biliyor.
Narlı içinde yol iyice daralıyor. Herkes toz kalkmasın diye evinin önünü ıslatıyor. Evlerin önünde Ortancalar sıcaktan kavrulmuş. Halbuki ne de güzel açmışlar. Ben köy içine uğramadan geçiyorum. Evler nerede ise denizin içinde.
İlhan Köyden itibaren yol yapım çalışması var.
Ocaklar öncesi taş ocakları ve hemen altındaki kumsal tamamen dolmuş. Yol kıyısında sıra ile arabalar. Virajı döndün mü karşında Ocaklar. Betonlaşma yamaçlara tırmanıyor. Pilaj tamamen dolmuş. Çevre yolundan köy içine sapınca yüksek ağaçlar , iş yerleri önünden dikkatle geçip sahile sapıyorum. Sonra solda otopark ve kıyıda çay bahçeleri . Ben BJK yazılı olanın deniz kıyısındaki bir masasına oturup tableti açıyorum. Şifreyi alıp bir fotoğraf paylaştıktan sonra soğuk karadut şerbeti eşliğinde kitabımı okumaya başlıyorum.
Paylaşımlarıma yapılan yorumlara bakılırsa Bursa`da şiddetli yağmur varmış Oyalanmaya gelmez.
Erdek`e hiç uğramadan yola koyuluyorum. Aslında sahildeki çay bahçelerinde bir ada çayı iyi giderdi. Onu da bir dahaki sefere bırakayım.
Bandırma çıkışında silecekleri çalıştırmaya başlıyorum. Zaman zaman şiddetleniyor yağmur. Ulu Abad sonrası azalıp tamamen kesiliyor.
Bu yazının Tatlısu – Karşıyaka – Turan Köy bölümü eski gezilerime , geri kalanı bu günkü gezime ait. Çünkü bu gün Tatlısu , Hamamlı , Tatlısu , Erdek – Ocaklar – Turan Köy – Doğanlar – Büyük Ova – İlhan Köy – Narlı – Ocaklar – Erdek dolaştım.
Siz de merak ederseniz ya yazının tamamını , ya da bu günkü planı uygulayabilirsiniz. İnanın pişman olmayacaksınız.
30 Haziran 2013  20 30    

26 Haziran 2013 Çarşamba

YARIM BIRAKTIKLARIMIZ


Bebek emerken meme ağzından çekilirse kıyameti koparır. Çünkü karnını doyurma eylemi yarıda kalmıştır.
Yaşamımız boyu bir çok eylemimiz yarıda kalır.  Kimimiz tahsilini yarıda bırakır , kimimiz başladığı işi. Örneğin yarım kalmış resim çalışmamız , yarıda bıraktığımız şiir , öykü… Bir kazak örmeye başlarız , yarım bırakırız. Bir dil öğreneyim deriz yarım bırakırız. Yarıda bıraktığımız bütün eylemler bizde olumsuz izler bırakır. Zamanla “ben bir işe yaramam” duygusuna kapılırız.
Yarım nedir? Örneğin yarısı dolu bardak nedir? Dolu mu , boş mu? Bakmayın iyimserler dolu kısmını , kötümserler ise boş kısmını görür denmesine. Bardak ne doludur , ne de boş. Adı üstünde yarım. Tamamlanmamış. Sürekli dolmayı bekleyen.
Çocukluğumda bir öykü okumuştum. Bir kasabadaki otel odasında uykuya dalmak üzere olan adam , üst kattaki odaya giren adamın ayakkabısının tekini çıkarıp sert bir şekilde tahta döşemeye bırakması üzerine tedirgin beklemeye başlar. Aradan uzun zaman geçtiği halde ikinci tekin döşemeye düşmesi gerçekleşmeyince  sinirli bir şekilde üst kata çıkıp kapıyı çalar. Neden sonra bir adam gözlerini oğuşturarak kapıyı açar. Belli ki uykudan uyanmıştır. Alt kattan gelen adam sinirli bir şekilde haykırır.
- Be adam ayakkabının ikinci tekini ne zaman atacaksın?
İşte tamamlanmamış bir eylemin insanları nasıl gerdiğini gösteren güzel bir örnek.
Aslında yarım kalmış her eylem yaşamımızda bir keşke demektir. Keşkelerimiz ise mutsuzluğumuza yol açar.
Keşke bu işe girmeseydim , keşke evlenmeyip tahsilime devam etseydim , keşke o gün evet demeseydim… İyi güzel de bu keşkelerle yaşamak zorunda mıyız. Yarım kalan eylemlerimizi tamamlayabilmek için vakit artık çok mu geçtir? Örneğin kendimize yepyeni bir hayat kurmak için geç mi kaldık? Bence hayır. Hiçbir şey için geç kalmış sayılmayız. Yeter ki maymun iştahlı olmayalım. Yeter ki kararlı olalım.
Mevlana ne diyor ?
 “…GEL NE OLURSAN OL YİNE GEL 
İSTER MECUSİ İSTER PUTPEREST OLSAN YİNE GEL 
BİN KERE TÖVBENİ BOZMUŞ OLSAN YİNE GEL …”
Yarım bıraktığımız  ne olursa olsun tamamlayabiliriz. Örneğin sigarayı on kere bırakıp yeniden başlamış olsak bile yeniden bırakmalıyız. Yani sigara bırakma eylemini yarım bırakmamalı , tamamlamalıyız
Küçükken annem elimdeki ekmeği yarım bırakıp sofradan kalkarsam “bunu bitirmezsen arkandan ağlar.” Derdi.
Ne dersiniz yarım bıraktığımız ekmek gibi yarım bıraktığımız dostluklar , aşklar , okullar da  arkamızdan ağlar mı?
               26 Haziran 2013  17 05      

6 Haziran 2013 Perşembe

HANGİ HALK


Son günlerde kafam iyice karıştı. Kitleler hareketlendi. Eylemler , protestolar , meydanların dolup taşması…
Bir bakıyorsunuz MHP mitingi için Bursa , İzmir , Adana meydanları dolmuş. Bayraklar uçuşurken ırkçısı , ulusalcısı omuz omuza. Atılan sloganlar , pankartlarda yazılanlar… Çoğu askerliğini Kıbrıs`ta ya da batının sahil kasabalarında , ordu evlerinde yapmış olanlar “öl de ölelim , vur de vuralım” diyor. Geçmişte vurdukları yetmemiş gibi. Ya bunlara destek çıkan “Ulusalcı” lar… Hangi değirmene su taşıyorlar dersiniz?
Bir bakıyorsunuz 1 Mayıs İşçi bayramı ve Taksim`e giriş yasaklanmış. Yasağa karşı çıkanlar , demokrasiyi savunanlar kim? Dün İzmir , Bursa , Adana meydanlarını dolduranlardan hiç destek var mı? Taksim Meydanına girişin yasaklanması Türkiye`nin sorunu değil mi? O da ne,  BDP Milletvekili Süreyya Sırrı Önder  değil mi 1 Mayıs için Taksim`e koşan. Hani BDP Kürtlerin haklarından başka bir şey savunmazdı?
Taksim Gezisi katliamı ortaya çıktığında çevreciler , doğa severler doldurdu parkı. Çadırlarını kurup ağaçları koruma altına aldılar. Sonra polis müdahalesi ve insan hakları ihlali başladı. Süreyya Sırrı Önder gene en ön safta. Gene insan haklarını savunuyor , gene İstanbul`u , Türkiye`yi savunuyor. Ya Milliyetçiler , Ulusalcılar nerede? Onları sormayın. Bir kısmı eylemi “iki ağacı bahane eden ideolojik saplantılılar” derken , bazıları “düşmanımın düşmanı dostumdur” deyip dün MHP mitingine katılıp saf tutarken , bu gün Süreyya Sırrı Önder`i alkışlıyor. Bazıları ise dün “göbeğini kaşıyan adam” dedikleri halkı şimdi alkışlıyor. Eylemden nemalanmaya çabalıyor.
Ya yalancı çobanlar? Akılları sıra eylemi destekliyorlar. “Onlarca ölü var” , “Direnmeye devam , biraz daha direnilirse Ana Yasa Mahkemesi ( Bazıları AB diyor ) meclisi ve hükümeti feshedecek.” , “Sosyal medya yasaklandı” ( Nerede  yayıyor bu yazıyı facede , yani sosyal medyada. Yani sosyal medya yasaklanmamış. Ama siz sazan gibi atlayın , beğenin , yorum yapın , paylaşın. Aptal yerine konduğunuzu kabul edin.)
Sevgili dostlar , “Düşmanımın düşmanı dostumdur” sözüne nasıl kanarsınız. “Vur de vuralım , öl de ölelim” deyip dün masum gençlerimizi katledenlerle nasıl omuz omuza durursunuz. Çorumu, Kahraman Maraş`ı , Bahçeli Evler`i , Balgat`ı nasıl unutursunuz? İnsan hakları , demokrasi söz konusu olduğunda kılını kıpırdatmayanlarla mı demokrasiyi savunacağız?  Peki , halka bu kadar şiddet uygulanırken , insan hakları ihlal edilirken mitinglerine destek verdiğiniz , barajın altına düşmesin diye seçimlerde oy verdiğiniz koldaşlarınız nerede? Haydi onların insan hakları , demokrasi diye bir dertleri yok. Sizin de mi yok.
Kimya dersinde turnusol kağıdı diye bir şey vardı. Asite batırıldığında farklı , baz a batırıldığında farklı bir renk mi alırdı? Son aylarda yaşadığımız olaylar turnusol kağıdı işlevi mi görüyor? Kimler insan haklarından , demokrasiden yana ; kimlerin demokrasi , insan hakları diye bir derdi yok açığa çıkarıveriyor. Halka güvenenler , tek kurtarıcı olarak halkı görenlerle kurtarıcıyı başka mahallelerde arayanlar eylemler sırasında açıkça görülüyor. Tabii , görmek isteyenler tarafından.
Ben halkıma dün de güveniyordum , bu gün de güveniyorum , yarın da güveneceğim. Çünkü onun bir adı da “çarıklı erkanıharp” tir.
Çünkü o:
Topraktan öğrenip ,
Kitapsız bilendir,
Hoca Nasrettin gibi ağlayan ,
Bayburtlu Zihni gibi gülendir,
Ferhad`dır , Kerem`dir,
Ve Keloğlan`dır.
             6  Haziran  2013  21  45