31 Mayıs 2013 Cuma

HAKLI KALMAK


5 Nisan 1994 te Tansu Çiller`in  başında bulunduğu hükümetçe alınan ekonomik kararlar piyasaları alt – üst etmiş , yapılan devalüasyonla 1 dolar 19 liradan 38 liraya çıkmış , dövize dayalı borçluların borç yükü bir anda iki katına çıkmıştı. Halkın tepkisi büyüktü. O günlerde Sosyalist Birlik Partisi İl yönetimindeydim. Alınan kararları protesto etmek amacıyla üç parti bir bildiri hazırladık. Hazırlanan bildiri valilik , savcılık ve emniyete gönderilip bildirinin üç gün süre ile dağıtılacağı belirtilmişti.
Emniyet bildiri dağıtımını engelleyeceğini , tatsız olaylara sebebiyet verilmemesini “kibarca” istedi. Durum kritikti. Üç partinin il yönetimleri bir araya gelip durum değerlendirmesi yaptık. Bildiriyi son gün ve akşamüzeri dağıtacaktık.
Son gün geldiğinde parti binasında toplandık. Alınan karar gereği Altıparmak caddesine çıkılacak , il yöneticileri önde parti üyeleri arkada olmak üzere bildiri dağıta dağıta Heykel yönünde ilerlenecekti. Polis yolu kestiğinde bir yandan bildiri dağıtmaya devam edilirken onlara “suç işledikleri , bildirimi yapılmış bir bildirinin dağıtımının engellenemeyeceği” söylenecek , polisin  ısrarlı olması  halinde hiç direnilmeden polis araçlarına binilecekti.
Senaryo aynen uygulandı. Ben parti merkezinde nöbetteyim. Arkadaşlar Çatal Fırına kadar bildiri dağıtarak ilerliyor.  Polis engelleyince “suç işledikleri , engellemeye haklarının olmadığı “ söyleniyor ve hiç direnilmeden polis araçlarına biniyorlar.  Polis şaşkın. Onlar direnileceğini düşünüyor. Direnenlere zor kullanarak haksız duruma düşürecekler.
Derhal Savcılığı , Valiliği ve Emniyeti arıyoruz. Yapılanın anayasal bir suç olduğunu söylüyoruz. Göz altına alınanlardan birinin bile zarar görmesinin vahim sonuçları olacağını söylüyoruz.
Göz altına alınanlar arasında hakkında tutuklama kararı olan bir genç var. Polis onu almak istiyor. Doğal olarak arkadaşlar vermiyor.
Gelen haberlere bakılırsa içeride rahatları iyi. İl başkanları siyasi büroda çay içmeye çağırılıyor. Polisin  çaresizliği , kanunsuz eylemi uygulamak zorunda bırakılışı komiserin ağzından : “Bildiri dağıtacağız dediniz. Sizi uyardık. Dağıtmayın dedik. Ancak siz kahramanca çıkıp bildirinizi dağıttınız. Biz de kanun dışı olarak engelleyip sizi göz altına aldık. Yarın savcı tümünüzü serbest bırakacak ve siz bizi şikayet edeceksiniz. Biz de o zaman kendimizi kahramanca savunuruz…”
Ertesi gün arkadaşlarımızı o zaman Valilik karşısındaki ağır cezaya gruplar halinde  getiriyor , ifadelerini alıp serbest bırakıyorlar. Biz Valilik önünde arkadaşlarımızı bekliyoruz.  Emniyet`ten üyelerimizi geri çekmemizi istiyorlar. Bütün arkadaşlarımızı almadan hiçbir yere gitmeyeceğimizi söylüyoruz. Kısa süre içinde bütün arkadaşlarımız serbest bırakılıyor ve biz Altıparmak yönünde yürüyüşe geçiyoruz. 5 Nisan kararlarını protesto ederek yürüyüş yapıyoruz.
Bu günlerde Taksim Gezisine alış – veriş merkezi yapılmasına , ağaçların katledilmesine karşı çıkanların sergilediği eylemi düşünüyorum. “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eyleminden sonra en nahif , en temiz , en haklı eylem. İktidar sergilediği tutum ile nasıl da açığa düştü. ( Açığa düşmek yağlı güreşte bir kavramdır. Bir güreşçi açığa düştü mü yenik sayılır)
Eylem kirletilip amacı dışına çıkarılmazsa her gün daha güçlenecektir. Tüm yurt sathında destek bulacaktır. Halkın desteğini her gün yaptırdığı yoklamalarla kontrol altında tutan RTE kısa zamanda bunun farkına varacaktır. Geri adım atması her an beklenebilir.
Şunu unutmayalım: Mevcut iktidarın en zayıf karnı demokrasi , insan hakları ve özellikle çevre konusudur.
                31 Mayıs 2013   18 45  

19 Mayıs 2013 Pazar

HAYALLERİM VE DOSTUM:1


-Hava çok sıcak ben şu anda İzmir Çeşme deki Ilıca sahilinde olmak isterdim. Güneşleniyorum .hava o kadar sıcak ki kendimi kızgın kumlardan serin sulara atıyorum ve bir balık gibi saatlerce yüzüyorum.
- Sakızlı dondurma yemeyi unutma.
- Önce bir dibek kahvesi onlar kahveyi damla sakızı ile ikram ederler.
- Canın sıkılırsa yel değirmenlerine doğru çık. Alaçatı sokakları henüz tenhadır. Denizde kayanları özenerek seyret.
- Belki bende kayarım
Gece Alaçatı çok kalabalık
Nerde güzel bir balık yiyebilirim ki?
- Akşam yemeğini Karaburun taraflarında küçük bir balıkçı lokantasında
Çalgı cümbüş...
- Kalamarı güzel yapar mı
- Onlar denizin ustasıdır.
Yeni dostluklar , birlikte söylenen Ege ezgileri
- Ve bir duble rakı
- Suyun öte yanına selam söylemeyi de unutma.
- Deymeyin keyfime
- Gün batımı öldürür insanı.
- Ne taraftan izlemeli gün Batımını
- Ege`de yüzünü akşam güneşine çevir , otur bir taşın üstüne...
Vuslat türküleri söyle gün denize kavuşurken...
Özlemlerin göz yaşlarına karışsın.
Güzel renkler beğen tuvaline yansıtmak için...
Sonra dudağında ezgiler mırıldanarak kumsalda dans et ... Mevlevi dervişi gibi dön , dön , dön...
 - İlerleyen saatlerde sahile inip. Çıplak ayakla buz gibi kumların üzerinde yürü, yorulduğunda kumların üzerine otur ve yakamoz seyret
Ne güzel olur ayın denize yansıması
Ben sabaha kadar devam ederim
-Buraları bakirdir. Kent ışıkları gökteki yıldızların ırzına geçmediği için tertemizdir yıldızlar. Uzan kumların üzerine , seyreyle gökyüzündeki kaynaşmayı. Kayan yıldızlara bakarken bir dilek tut ama kimseye söyleme tuttuğun  dileği.
- Kumların üzerine küçük bir ateş yakarım. Bir kadeh şarap, onu yavaş yavaş yudumlarken dalga sesleri eşliğinde yıldızları seyrediyorum
Sabahın ilk ışıklarına kadar
Ne güzel bir geceydi
- Biraz yükseğe tırman. Güneş merhaba derken gülümse.
Ege üstünde kızarıklıklar göreceksin. Sonra aydınlık başlayacak. Doğunun doğum sancılarına eşlik et. Sanki toprak titriyor. Ne zordur doğurmak. Bir canlıyı , bir şiiri , bir günü...
             19 Mayıs 2013  15 39 

15 Mayıs 2013 Çarşamba

GÜN BATIMLARI






Güneşin doğuşunun en güzel izlendiği yer olarak  Nemrut Dağı gösterilir. Sırf güneşin doğuşunu izlemek üzere sabah erkenden dağa tırmanır insanlar. Aslında gün doğumu her yerde güzel olur. Tabii erken kalkabilene…
Doğum yeni bir yaşamın dünyaya merhaba deyişidir. Güneşin doğuşuyla yeni bir gün de bizlere merhaba demez mi? Ancak bütün doğumlar gibi güneşin doğuşu da sancılı olur . Önce tan yerinde tekme vuruşlarını duyumsarız. Bir ağartı olur. Ardından  doğum başlar.  Ağrılar içinde kıvranır , Kızarır , morarır ve yeni gün başını uzatırken her yanı kıpkırmızı  kan kaplar. Biz yeni günü kucağımızda sevmeye başlarken ufuk çizgisi sakinleşir. Kızıllıklar pembeye , sonra maviye döner. Ve mutlu bir tebessüm asılı kalır.
Gün batımları ise yaşama veda törenidir. Her yerde bir başka güzelliktedir. Ölüme güzelleme yazacaklar ya kasımda at kestanesi yapraklarına bakmalı ya da gün batımını izlemeli.
Örneğin Amasra`da Barış Akarsu parkına oturup güneşin Karadeniz`le buluşmasını izlemeli . Yavaş yavaş yaklaşır . Eğilmiş ellerini yıkıyor sanırsın önce. Kucaklaşma başlayınca biraz şaşırırsın. Sonra kavuşma başlar. Öpüşme ile başlar ve birbirinin içinde erime ile son bulur. İşte o an bir kıyamet kopar ki eyvah , sonumuz geldi galiba diye söylenirsin. Yangın yeridir ufuk çizgisi çevresi. Kızıllık mora dönerken güneşin başını uzatmasını boşuna beklersin.
Karadeniz`de bir de Akçakoca`da seyretmelisin gün batımını. Adeta saklambaç oynuyordur sizinle. Battığı yer o kadar uzaktır , o kadar yakındır ki…
Ya Ege gün batımı? Ben Ayvalık yakınlarında Ar-tur Tatil köyünde bekledim. Gündüzden  yeri keşfetmiş ve erkenden yerimizi almıştık. Az sonra etrafımız kalabalıklaştı. Kaşifler çoktu. Heyecanla bekledik . Sessizlikten kalp atışlarımız duyulacaktı nerede ise. Gösteri biterken aslında alkışlar yükselmeliydi…
Sivas`ta da tepeden izleyeceksin batışı. Bozkırın ıssızlığına sığınır burada güneş.
Ancak Edirne`de Meriç köprüsünün kuzey batısındaki Öğretmen Evi tesislerinden izlersen gün batımını önünde bir kadeh rakı , peynir ve kavun olmalı.  Meriç köprüsü aydınlatılmış olduğundan karanlıkta kalmaz. Ters ışıkta flaş kullanmak da aynı etkiyi yapar ya. Arkada , ağaçların ardına sarkarken köprünün gözlerinden el sallar güneş.  Bardaktan bir fırt çek. Biraz peynir biraz kavun bol bol da gün batımı. Şarkı da güzel hani:
Bu akşam gün batarken gel ,
Sakın geç kalma erken gel…
15 Maysı 2013  19 00    

12 Mayıs 2013 Pazar

O BİR ANNEYDİ




Yatılı okuyan çocuklarını ziyarete gideceklerinde hazırlığa günler öncesinden başlar , yün çoraplarını tamamlamaya çabalardı. Ne yapsa yetiştiremez , otobüste giderken ve otelde tamamlardı çorapları. Çünkü o bir anneydi…
Tatil oldu mu bavullar dolusu kirli çamaşır önüne konduğunda evi bir koku sarardı. Yıkamak , onarmak eksikleri tamamlamak…
Yazları 2 saatlik uykularının en tatlı yerinde “haydi , kalkın. Babanız kızacak” derken içi parçalanırdı.
O bir anneydi…
Çocuğu ölümle yaşam arasında gidip gelirken canını verip çocuğuna can katmak isterdi. Kendi acılarını bir yana iter çocukları için katlanırdı bütün sıkıntılara , örselemelere…
Oğlunun böbrekleri iflas ettiğinde “alın benimkileri , ben böbreksiz de yaşarım” derken de anneydi.
Çocuklarına birer yumurta pişirip tek yumurtayı eşi ile bölüşürken yokluğu , yoksulluğu hissettirmezken çocuklarına ; bir çift çizmeyi iki kardeşe sabahçı – öğlenci giydirip okula gönderirken de o bir anneydi.
Ağrıların en dayanılmazına katlanırken , ölümü göze alıp dünyaya yeni yaşamlar armağan ederken de anneydi. Anne olmasa katlanamazdı ki bütün bunlara.
İlk gülücüğünü gördüğünde unutmuştu bütün acılarını. Tay tay duruşu , paytak paytak yürüyüşü , sözcüklerin belini kıra kıra konuşma çabası dünyalara değmez miydi.
Ne de çabuk büyüdüler. İlkokul , Ortaokul , Lise , Üniversite… Evlenmeleri , torunu kucağına bırakmaları… Bu dünya bunlar için mi daha çekilir dersiniz ?
Anneler gününde getirilen çiçekler , gönderilen çikolatalar , telefonda söylenen sözler…
Hey yıllar , nasıl da çabuk geçtiniz… Hep benden aldınız , benden götürdünüz. Ne olur borcunuzu ödeyin. Hiç olmazsa bir kısmını… Göz kenarlarımdaki , alnımdaki kırışıklıklarda yazanları okuyabiliyor musunuz? “Çocuktu gelin olduğunda , ilk çocuğunu kucağına aldığında oyuncaklarla oynayacağı çağdaydı” yazıyor. Okuyabiliyor musunuz? “İtilip kakıldığımı , horlandığımı , örselendiğimi” de yazıyor mu? Bütün olanlara “Kader” dememi istediklerini ,kadınların , Anaların kaderinin erkekler tarafından yazıldığını biliyor musunuz?
Analar , yaşam kaynakları , çileli , kınalı varlıklar. Bu gün sizin gününüz. Hediyelerinizi alırken , eliniz öpülürken bir an için olsun sıyrılın acılarınızdan. Gülümseyin. Kim bilir belki özür de vardır hediyelerimizin içinde gizlenmiş. Bizi affedebilecek misiniz?
12 Mayıs 2013  12 20   

6 Mayıs 2013 Pazartesi

İĞDELER ÇİÇEK AÇINCA



Şimdi iğde kokusu yayılıyor. Ihlamurlar hemen arkadan gelir. İğde dedin mi önce Kumla Karacaali arasındaki İğdeler altı gelir akla. Çiçeklerini denizde yıkayıp etrafa yayarlar kokularını. Şimdi villalarla dolsa da kıyıda birkaç ağaç bulunur.
Erdek sahili ve Ocaklar plaj kıyısında da baygın baygın kokmaya başlamışlardır. Ancak en cömertleri Kumsaz plajları girişindekiler. Çiçekler salkım salkım. Denizin iyot kokusu  ile karışınca sarhoş eder insanı.
Ancak bu günler beni hep Batı Karadeniz`den çağırırlar. Şöyle Amasra`ya inerken Bakacak üstünde arabayı kıyıya çekip önce köylü kadınlara bir merhaba diyorsun. Sonra yamaçlara , aşağılara bakıyorsun. Yeşilin binbir tonu Karadeniz Mavisi ile kucaklaşıyor. Amasra Kalesi , liman hemen altında.  Biraz dikkatli baksan Tavşan Adasındaki tavşanları göreceksin. Karadeniz Yunusları sürüler halinde devriye gezer sahil boyu. Dürbünün varsa görebilirsin. Köylü kadınlardan turfanda çilek , kiraz almalısın.
Geceler biraz serin olsa da Amasra`da hamsi tava yemeden geçilmez.  Ya üç kişi olacaksın ya da iki kişiye yarım tava söyleyeceksin. Ardından bal ve yoğurt ikramına sakın hayır demeyin. Çünkü balıkların tazeliğinin güvencesidir bu ikram.
Barış Akarsu Parkında çayını yudumlarken iğde kokusunu da yanına katık edeceksin.  Dağ taş ıhlamur ağacı. Beyaz yaprakların arasından sarı sarı çiçekler…  Hemen yanıbaşında kestane püskülleri.
Tutmayın beni. Ben doğuya doğru kaçacağım. Köy yollarından bir sahile inip sonra tepelere tırmanacağım. Arabamın camları açık olacak. Ihlamur , iğde , kestane kokteyl olup dolacak içeri. Kuş cıvıltılarını dinlemek için zaman zaman duraklayacağım.  Yol kenarında açan çiçekler tehlike saçacak. Ani fren yaptığım için arkamdaki araçlar zor durumda kalacak.
Karadeniz kıvrım kıvrım. Yollar kıvrım kıvrım. Kuşlar cıvıl cıvıl. Deniz kıyısında tersaneler… Kestane ağacı bol nasılsa.
Doğuya gittikçe yeşil koyulaşır , zümrüte döner. Cideye yaklaşırken solunda kilometrelerce plaj.
Bana bunu yapmayın. İğdeleri , ıhlamurları anımsatmayın. Söz vermiş olsam da ıhlamurlar açtığında gelemem. Şiirler yalan söylüyor , ben değil.  Gelecek olsaydım iğdeler çiçek açtığında gelirdim. O koku mest ederdi bizi. Sarhoş olurduk…
6 Mayıs 2013  18 40  

5 Mayıs 2013 Pazar

ÇOK İYİ ÖRGÜ ÖRÜYORDUM



Tek maaş , üniversitede iki çocuk… Özel derse karşısın. Ehliyet olsa dolmuş sürücülüğü yaparsın da o da yok. Ancak örgü makinen var ya , otur başına , Passap iyi marka.  El örgüsünü aratmıyor. Hani sen de ustalaştın 12 eylül döneminde.  Yeni yeni desenler , yeni yeni modeller. Leblebi kırığı montlarının ünü her yana yayılmış. İhracat yapıp ülkeye döviz de kazandırır olmuşum. Kışlık yün pantolonlar , iç kazakları derken Almanya`dan yeni bir sipariş: Etek – Bluz takım olacak. Ölçü? “Hocam , gelinimiz Alman , çok şişman. Şu varile göre hazırlarsın takımı…”  Ayşe`ye göre , Mehmet`e göre örmek kolay da Varile göre , hem de etek – bluz nasıl örülür?
Yılmak yok , bunun da üstesinden geleceksin. Yeşil Nako da iyi gidecek. Önce etek. Pleli olursa esner. Birinci , ikinci , üçüncü parça derken etek tamam. Ancak bluz makineye nasıl sığacak. Dedik ya yılmak yok. Ön , arka , kollar ,  yakalar , yaka biyeleri … Kol dedin mi üstüme yoktur. Bir omuz keserim , hokka gibi oturur insanın üstüne. “Hanım sen ustalığını göster de güzel bir dikişle hatalarımı ört.”
Yün pantolonlar da hazır. Siparişler Almanya yolcusu…
Sonucu merakla beklerken makineden kalkmak yok. Gece yarılarına kadar ör örebildiğin kadar. Hem montlarını da çok tuttular. Hazırda birkaç tane bulunmalı. Yıllarca deforme olmadan giyecekler. Emekli olup dükkanı kapattıktan sonra da ısrarla mont örmeni isteyecekler.
Vergi memurları da gözü küçük esnafa dikmiş. Sık sık kontrole geliyorlar. Şu gelenler de onlardan. Kapıdan girerlerken müşteriye soruyorum:
- Fiş kullanıyor musun?
“Hah , yakaladık edasıyla atılıyorlar.
- Ne yani , fiş kullanmıyorsa kesmeyecek misin?
- Hiç öyle şey olur mu. Fiş kullanmıyorsa kesip çekmeceye koyacak , sonra da sizin gibi maliyecilere vergi iadesinde kullansınlar diye vereceğim.
- Nereden anladın vergi memuru olduğumuzu?
- Kırk yıllık devlet memuruyum, devlet memuru nasıl yürür bilmez miyim?
Şakalar birbirini kovalıyor. Vergi dairesinde vergi iadesi için celeplerden koyun , dana faturası aldıklarını , müdürlerin de bunları kullandığını anlatıyorlar. Gülüşüyoruz.
Nihayet Almanya`dan haber geliyor. Örgülerimizi çok beğenmişler. Özellikle gelin Etek – Bluza hayran olmuş. Hani diyorum , şu varili vitrine manken olarak mı yerleştirsem?
5 Mayıs 2013  23 15   

DAR AĞACINDA ÜÇ FİDAN


Bu günlerde 67 lerinde olacaklardı , torunlarını kucaklayacaklardı.  Yassıada`nın rövanşını aldılar akılları sıra. Mecliste EVET  oyu verirken ne kadar heyecanlıydılar , kafasının saçsız bölgesi kızarmış, kolu kürsüye değecekti. O kocaman şapkası yoktu başında. O günlerde bu günkü gibi bilge kişi de değildi.  Tek derdi bir hıdırellez gününe yetiştirmekti idamları. Hızır ile İlyas`ın buluştuğu kabul edilen güne , baharı müjdeleyen güne. İnsanlar bahar coşkusu yaşayacaktı , üç fidanın devrilmesi ile yıkıldı…
Yurtseverdiler , antiemperyalisttiler. Bağımsızlık yoluna koymuşlardı yaşamlarını. Çok zekiydiler. En seçme üniversitelerde okuyorlardı. İsteselerdi okullarını bitirip köşeyi dönebilirlerdi. Gemicikleri , bankaları , makamları olabilirdi. O`nlar halkları için ölmeyi seçtiler.  Bağrından çıktıkları halka güvendiler aşağılamadan , yabancılaşmadan.
Yakalandıklarında zamanın İç İşleri Bakanı Faruk Sükan mıydı? Kaleler fethetmiş kumandan edasıyla basının karşısına çıkarken parkalı delikanlının karşısında yerin dibine mi girmişti? O ise Dolmabahçe`de 6. Filoyu karşılıyor gibiydi işbirlikçilerinin karşısında.  Başı hiç öne eğilmedi . Savcı Baki Tuğ muydu idama tanıklık eden? Nasıl da gururluydu idam sehpasında. Savcının beklentisi kursağında mı kalmıştı?Bu gece zor geçecek  Vatan – Millet deyip kanımızı emenler , canımıza kastedenler  için. Pişmanlıkları yapay olsa da yağlı ipi boyunlarında hissedecekler. Üç fidan gururla geçecek karşılarına ve acıyarak bakacaklar o yaratıklara. Şarkışla`nın uzatmalısı , Sıkı yönetim komutanları , yargıçları , savcıları hep onları görecek rüyalarında. Soğuk terler dökecekler. Gözleri bir karış açık fırlayacaklar yataklarından.
Üç fidan gülümseyecek hep. Ulu dalları altında yarın halaylar çekeceğiz. Halay başı Deniz olacak . Yusuf mendilini sallayacak.  Hüseyin “hey , hey” diyecek…
HEEEY , HEEEEYYY…
5 Mayıs 2013  21 20