12 Nisan 2013 Cuma

DOĞA ÇAĞIRDI MI GİDECEKSİN.





Bu gün hava güzel. İşleri de kısmen yoluna koyduk. Ufak bir kaçışa kimse bir şey diyemez.
Netim Uludağ`ı tavaf eylemek. Doğancı barajına kadar Keles`ten mi yoksa Orhaneli`den mi karar veremedim. Barajda trafik sağa sapmaya uygun olduğundan Orhaneli oldu seçimim.  Barajın üstünden geçip karşıda durdum. Baraj tamamen dolu. Demek ki bu yaz su sıkıntısı yok.
Buralarda meyve ağaçları çiçeklerden yaprağa dönmüş. Öteki ağaçlar da yeşermiş. Kaplıkaya boğazına doğru güzellikler arasında tırmanış. Sonra kayaların arasından geçiş ve Orhaneli yakası. Sağlı sollu köyler. Biz Keles , Orhaneli , Büyükorhan ve Harmancık`lılara dağlı deriz. Zaten onların Bursa kültürünü yaşatmak için kurdukları derneğin adı da Dağ-Der.
Güzel klibini gördükten sonra Dağgüney köyünü hep merak ederim. Onun için gözüm köy tabelalarında.  İşte , sola sapan yol Dağgüney`i gösteriyor. Yola 12 km. Hemen döndüm. Yol çok güzel. Biraz sonra Göynükbelen yolu sola , Dağgüney yolu sağa sapıyor. Çam ağaçları arasından tırmanıyorum. “Dağgüney arazisinde avlanmak yasaktır” tabelasını görünce köye yaklaştığımı anlıyorum. Sağda bakımsız bir bahçenin ağaçları gelin gibi süslenmiş. Bahçe sahibi bu güzellik karşısında utanır mı ola?
Sırtı aşınca aşağıda köy göründü. Tepeden birkaç poz resim çektim. Dar sokakta ilerlerken bakımsız oldukları halde hala güzelliklerini koruyan köy evleri. Cumalı Kızık evleri de güzel , ancak bu köyün evleri sanki daha sıcak.
Cami önündeki meydana neler sığdırmışlar. Solda köy kahvesi , yanında tuvaletler. Kenarlarda renk renk laleler açmış saksılar. Küçücük bir park ve “Cumhuriyet Meydanı” tabelası ki yerde duruyor. Arkada , boğazdan inen küçük derecik. Sağda Şehit… parkı. Çocuklar için kaydırak ve salıncak. Sonra cami…
- Hoş geldin , resim mi çekiyorsun?
- Evet , köy hoşuma gitti. Siz ne yapıyorsunuz?
- Ne yapayım , cumaya geldim.
- Köyünüz güzelmiş.
- Burası eskiden Orhaneli`nin birinci köyüydü. Şimdi viranelik oldu.
- Neden?
- Neden olacak , herkes Bursa`ya göçtü. Benim gibi sabunluklar kaldı. Biz ölünce ne olur bilmem…
Veda edip ayrılıyorum.
-Çay içmeyecek misin?
Diyorlar , ben ayrılıyorum.
İniş çok güzel. Yol boyu çeşmeler göreceğim bu gün. Köylerde gelenektir çeşme yaptırmak. Hacca gidecekler önce bir çeşme yaptırır yol kenarlarına.
Orhaneli`ye uğramadan devam ediyorum. Büyük Orhan tarafında birçok koni var. Küçük yanardağlara mı aittir yoksa Uludağ`dan fışkıran lavlar mı oluşturmuştur bilmem. Büyük Orhan sapağı sağa keskin olarak dönerken ben doğru gidiyorum. Şimdi ardıç zamanı. Bu bölgede en vefalı ağaç olan ardıç var. Solda , uzaklarda karlı tepeleriyle Uludağ.
Harmancık aşağılarda. Çam ormanı arasından ilerlerken krom madeni işletmelerini görüyorum. İşte Kütahya – Balıkesir yolu. Sağa Dursunbey – Balıkesir , sola Tavşanlı – Kütahya. Ben solcuyum.  Harmancık küçücük bir kasaba. Solda , yola doğru iniyor. Biraz sonra sağa Simav sapağı. Bursa – Simav kestirme yolu buradan geçiyor. Tarlalarda beyaz saçlı ihtiyarlara benzeyen ağaçlar. Çiçekleriyle ne de güzeller.
Sağa Tavşanlı , sola Tunçbilek – Bursa. Dedim ya ben solcuyum. Erikler, vişneler ne güzel süslenmiş. Şimdi Gediz – Simav arası da beyaza dönmüştür vişne çiçekleriyle.
Kömür sahasında açık işletme için mi taşınmış binlerce ton toprak?
Domaniç altından geçip ilerliyorum. İşte tırmanış başladı. Kocayayla geçidi 1500 rakımlı. Burada ağaçlar henüz çıplak. Yol kenarında nerede ise 20 metre ara ile çeşmeler. Birinde durup camları yıkıyorum. Su buz gibi. Az sonra da solda , yamaçlarda iri iri açmış sarı papatya mı bunlar. Orman içine tırmanıyorum. Yer yer domuz karıştırmış toprağı. Kayın ağaçları çamlarla kucak kucağa.
Kıvrılarak inerken orman içinde çiçek açmış erikler, kirazlar , elmalar… Tahtaköprü , Oylat yol ayrımı , Hamamlı ve Ankara yol kavşağı. Büyük bir köprülü kavşak yapıyorlar. Buradaki dönüşler tehlikeliydi. İleride bir köprülü kavşak daha. Bu kez Pazaryeri – Kurşunlu kavşağı.
Karnım da acıktı. Köfte öncesi getirdikleri öncüllerle nerede ise karnımı doyuracağım.
İki yıl önce Boğazköy Barajı su tutmuş , göl Hamzabey düzünü kaplamıştı. Ancak su seviyesi çabucak düşmüş , geçen yıl ise hiç su tutmamıştı. Kışın geçtiğimde de boştu. Acaba doldu mu? Neredeee… Hamzabey Barajı su koyvermiş. O kadar masraf boşa mı gitti dersiniz?
Barajın üstünden Sugurpaşa  köyüne doğru sapıyorum. Tepeden sağ taraftaki Yenişehir Ovasına bakıyorum. Tarlalar yemyeşil. Kışın bakımsızlıktan ormana dönmüş dediğimiz ayva bahçesi bir çiçek açmış ki sormayın. Hala bakımsız. Gel de Aşık Veysel`in kara toprak şiirini anma… Erdoğan – Seymen arasından Yenişehir – Bursa yoluna çıkış… Bütün ağaçları yeşillerini giymiş Kestel düzü… Zaman zaman servis yollarına giriş… İşte tur tamam. Uludağ etrafında 360 derece döndüm.
Biliyorum , doğa beni çok geçmeden gene çağıracak. “Davete icabet etmemek” olmaz…
               12 Nisan 2013  17 25  

Hiç yorum yok: