20 Ocak 2011 Perşembe

Navigasyonumun Azizliği

Sizleri bilmem ama ben plansız gezileri severim. Bir örnek vereyim: Bir gün arabaya atladım ve şöyle kafamı dinleyeyim deyip yola koyuldum. İlk düşüncem Erdek`te konaklayıp temiz hava almaktı. Bursa – İzmir yolunda Erdek sapağına yaklaşırken değişiklik yaptım, “Edremit körfezi daha güzel, Akçay`da daha güzel dinlenebilirim” deyip Balıkesir`e doğru kırdım direksiyonu.
Balıkesir düzüne inerken, Dere Boğazı piknik yerinin yanındaki petrol istasyonunda durup ihtiyaç giderirken birden aklıma Datça`daki yeğenim geldi. Telefonu çaldırdığımda Datça`da ve yalnız olduğunu öğrenince “akşama oradayım” deyip kapattım telefonu.
Bundan sonrasını dikkatli okuyun ve sakın beni ayıplamayın. Her ne kadar “kılavuzu karga olanın…” deyişini anımsatsa da kılavuzun da haklı olabileceğini unutmayalım.
Arabada navigasyon aletim var. Gideceğim yeri Datça olarak işaretleyip çalıştırdım arabayı. Balıkesir`i çevre yolundan dolanıp 2 puan aldıktan sonra Akhisar`a kadar sorunsuz yol aldım. Aldım da, Akhisar`a girince benim alet “100 metre sonra sola dön”, “sola dön” diye bağırmaya başladı. Birinci sapakta es geçsem de, bağırması sürüyor. “ Sola dön, sola dön” Ne de olsa modern çağda yaşıyoruz, modern alete güvenmeyip de ne yapacağız? Çaresiz sola saptım. “Sağa dön, sola dön” derken, Gölmarmara yoluna çıktığımı anladım. Bu yolu da hiç görmemiştim. Gölmarmara`nın da pazarı kurulu. Biraz kiraz alıp ilerledim. Göl kıyısı, kanallar ve Salihli girişinde buldum kendimi. İzmir yoluna çıkınca da “sağa dön”memi emrettiği için sağa kırdım.
Ancak Salihli çıkışında “sola dön, sola dön" feryadı ile şaşırdım. Sola dön dediği yerde "kaplıcalara gider" levhası var. Alete güveniyorum ya, ileriden geri dönüp emrettiği yola girdim. İyi ki girmişim. Boğazda cennet gibi manzara ve kaplıca tesisleri, piknik alanları.
Benim yolum uzun, tabela da Söke`yi gösteriyor. Tepelere tırmanıyorum dar yolda. Tepedeki köyde bir an yolu şaşırıp geri dönerek bir boğazda köylülerin tezgahları önünde mola veriyorum. Gözleme, ayran, mis gibi çay ve şırıl şırıl akan dere.
“İleride Bozdağ var, Bozdağ`ı geçince Jandarma olacak. Onu da geçince sağa sap, güzel bir gölle karşılaşacaksın.” Dedikleri gibi Bozdağ (ki İzmir`lilerin kayak merkezidir) eteklerindeki kasabadan sonra sağa sapınca şirin bir göl çıktı karşıma. Şöyle bir bakıp yeni yapılmış yoldan ilerledim ve Söke`ye inerken bir süre durup manzarayı seyrettim.
Söke içinden aletim sayesinde sorunsuz geçtim ve Tire yoluna çıktım. Tam Tire`ye girerken tekrar “sola dön” emri ile ürperdim. Emre uyup köy yoluna girince asfaltın da bittiğini anlayıp geri döndüm ya, emre itaatsizlikten verilecek cezayı da merak etmiyorum değil.
Tire içinde az ilerlemiştim ki “sola dön” emri daha kararlı yükseldi aletten. Bu kez çaresiz sola kırdım ve sokak aralarından tepelere doğru tırmanmaya başladım. Amanın ne güzel manzaralar. Ulu kestane ağaçları arasında ilerliyorum ve aşağıda Tire düzü. Bir ara karşıma çıkan çeşme başında durup soluklanırken, çeşmenin kitabesinden bu yolun 1930 larda ilk Tire – Aydın yolu olarak inşa edildiğini öğreniyorum. “Bu da bir şey, en azından yolun sonunda Aydın var. Ordan ötesi kolay.” deyip hareket edince kestane ağaçları azalıp yerine incir ağaçları dolu bahçeler geçince tepeye de ulaşmıştım.
Düzgün sıralarla dikilmiş göz alabildiğine incir ağaçları. Ben tepenin tam da sırtındayım. Yollar dar ve kıvrımlı. Hız yapmam olanaksız. Düze inince de yavaş gidiyorum. Vakit ilerliyor ve benzin göstergesi de çeyreğin altına indi. Yolda mesafe gösteren tabela yok. Kör sürüşle ilerlerken derin bir nefes alıyorum. İzmir –Aydın yolu göründü. Bir istasyonda benzin alırken navigasyon aletini kontrol ediyor ve büyük sürprizle yüz yüze geliyorum. Sabah Datça`ya götür derken “yaya modunu” işaretlemişim . Alet de yaya ilerliyorum sanıp en kısa yoldan, zaman zaman da patikadan yol tarifi yapmış.
Dedim ya kılavuz da haklı olabilir.
Bundan sonra ne mi oldu? Kaybettiğim zamanı telafi etmek için bastım gaza. 110 la giderken Çine girişinde polis ekibini gördüm. Bereket onlar da kontrolü bitirmişler ve toplanıyorlarmış. Çine – Yatağan – Muğla – Sakar Geçidinden inerken manzaraya bile bakamadım. Gökova düzünde Köyceğiz yolundan ayrılıp Marmaris`e dönünce eski yola şöyle bir bakıp ilerledim. Marmaris`e girdiğimde güneş batmıştı. Datça yolunda farlar sayesinde daha hızlı ilerleyebildim.
Saat 21:00 gibi Datça`daydım. 2 gece kaldım Datça`da. Eski Datça`yı , Can Yücel`in kahvesini, Kleopatra havuzunu, Taaa burundaki Knidos ören yerini ve koyları gezdim, kekik topladım. Bir yanım Ege, bir yanım Akdeniz türküsünü söyledim.
Sonra ne mi yaptım? Sabah Marmaris – Köyceğiz – Fethiye – Kalkan – Kaş – ilk öğretmenlik yaptığım Akörü Köyü – Yayla yolu – Gömbe … Gömbe`den Elmalı yönüne ilerlerken aklıma Burdur`daki Ali Kemal geldi. Akşam oluyor. Telefonda Burdur`da olduğunu öğrenip “2 saat kadar sonra yanındayım” diyorum.
Elmalı – Korkuteli – Burdur yolunu alet doğru tarif ediyor. Ne zaman Antalya – Burdur yoluna çıktım anlayamadan hafif bir yağmur. Söylediğim saatten 15 dakika sonra Burdur merkezdeyim.
Sabah İnsuyu mağarasını görüp yola çıktım. Niyetim Isparta – Eğirdir tarafları ya, Isparta yolunda vazgeçiyorum. Afyon`a uğramadan Kütahya yolu. Radar konusunda karşılıklı uyarılar.
Kütahya çıkışında Tavşanlı mı, Bozüyük mü derken Tavşanlı yolundayım. Az ilerde ise Seyitömer levhası beni çekiyor. Seyitömer termik santrali ve kömür işletmeleri, sonra orman içinde şirin çeşme. Bozüyük`e dikine girip çevre yolundan Mezitler`e giriş.
Eve girdiğimde akşam oluyor. Çılgın bir yolculuk. Ne plan var, ne program. Seçtiğim değil de seçmek zorunda kaldığım yollarda manzara harika. Aynı yollardan, ancak bu kez mola vere vere bir kez daha geçmeliyim.
Örneğin, Salihli`deki kaplıcalarda mutlaka mola vermeliyim. Bozdağ yakınındaki göl kıyısında piknik yapmalı, ala balık yemeliyim. Söke çarşısını dolaşmalı, Tire`de en azından bir köfte yemeliyim. Kestane ağaçları arasında tırmanırken durup bir çay içmeliyim. Çine – Yatağan yolunda Çine Barajının dolup dolmadığını kontrol etmeli, bakır eşya satıcılarından alışveriş yapmalıyım. Yatağan termik santralinin bacasına filtre takılıp takılmadığına bakmalıyım.
Muğla`yı dolaşıp, Muğla evlerini gezmeliyim. Sakar geçidinden Gökova körfezini seyretmeli, fotoğraflar çekmeliyim. Akyaka beldesine girip Akyaka evlerine bakmalıyım. Köyceğiz yolundan sapınca sol tarafta okaliptüs ağaçları arasındaki eski Marmaris yoluna girip yavaş yavaş ilerlemeliyim. Marmaris – Datça yolunda doyumsuz manzarayı es geçmemeli, şirin koyları uzaktan olsun seyretmeliyim. Datça koylarını ziyaret etmeli, köylülerden Çam Balı almalıyım. Köyceğiz gölü kıyısında bir çay içip, dalyan ve kaya mezarlarını görmeliyim. Fethiye`de Ölü deniz ve Kaya Köyü ziyaret etmeli, Babadağ`dan atlayan yamaç paraşütçülerine bakmalıyım. Fethiye pazarından bir sipsi alıp kar helvası yemeliyim.
Kalkan yolunda Saklıkent yönüne sapıp Saklıkent cennetini ziyaret etmeli, dere kıyısındaki kerevetlere uzanıp bir kahve içmeliyim. Kalkan`a tepeden bakmadan Patara plajlarına girmeliyim. Kalkan – Kaş arasında, Kapıtaşı plajları üstündeki virajdaki yol şehitleri önünde saygı duruşunda bulunmalı, Çukurbağ yarımadasına bakarken yat limanı ve soldaki yapılaşmayı gözlemeliyim. Kaş`ta 1961-64 arasında yemek yediğim lokantaları, kaldığım oteli ziyaret edip, Meis adasına bakarak bir şeyler atıştırmalıyım. Kaş – Kasaba yolundaki Kaymakam çeşmesine bakıp geçmeli, Kasaba düzüne, sol yandaki ilk görev yaptığım köye bakmalıyım. Yol kıyısındaki sandal ağaçlarının kırmızı gövdeleri ve çam ağaçları arasından ilerleyip Akörü – Taşlı köyüne çıkarak eski okulumu ve köyü görmeli, köylülerle sohbet edip yayla yolunu tırmanmalıyım. Kıbrıs deresi vadisinde yanan ormanın yenilenme çalışmalarını kontrol edip, sedir ve ardıç ağaçlarının fotoğraflarını çekmeliyim.
Sütleğen köyünü geçip, Gömbe barajı üstünden geçerek Gömbe`ye girmeliyim. Akdağlar üzerindeki göllere çıkmalı, Gömbede saç kavurma yemeliyim. Elmalı evlerini görmeli, Kayalıklar üzerindeki ağaçlandırma çalışmalarını gözlemeliyim. Şayet mevsimi ise Korkuteli`nde mutlaka papaz eriği alıp yemeliyim. Ve bol bol fotoğraf çekmeliyim. Bilmem yapabilir miyim?

GÖLYAZI / APOLYONT

Bilmem hiç Gölyazı`ya gittiniz mi. Hemen yanı başımızda. İzmir yolunda ilerlerken solda göl görünür ve bir tepeye ulaşırken kahverengi tabela üzerinde bir çınar ağacı ile Apolyont yazısını görürsünüz. Yolun altından sola sapıp 3 – 4 km sonra ulaşırsınız. Köy iki bölümden oluşur. Köprüden berisi ve köprünün öte yanı. Köprü , eski köyün üzerinde kurulduğu adayı ana karadan ayırır. Yazları sular çekilince yarımadaya dönüşen ada yuvarlak bir görünümde olup , ortasındaki tepeye doğru yükselir.
Köye giriş de iki yoldan yapılabilir. Soldan , girerseniz göl kıyısından karşı tepelere ve göldeki kuşlara bakarak ilerlersiniz. Sağdan giderseniz İlköğretim okulu , sağlık ocağı ve mezarlık önünden geçip öteki yolla tam köprü başında birleşirsiniz. Tercihiniz girişte sol yol , dönüşte öteki yol olmalı.
Köprüyü geçmeden köyün simgelerinden Ağlayan Çınar çıkar karşınıza. Gövdesinden akan su yüzünden mi bu ismi almıştır ? Yanındaki kitabeden öğrenebilirsiniz. İsterseniz gölgesinde nefis göl balığı ile karnınızı doyurabilirsiniz.
Ben köprünün hemen ötesindeki çınarların altına yerleştirilen masalardan birine , özellikle göl kıyısındakine oturup tavşan kanı çay eşliğinde gölü seyretmenizi öneririm. Gölde balıkçıların gidiş – gelişleri , ördeklerin . kazların , mekelerin , martıların hele hele bahar aylarında pelikanların süzülüşleri… Göl son yıllarda kirlenmiş olsa da , bulanık görünse de hala çok güzel ve verimli.
Eskiden bu çınarların altında her akşam düzenlenen mezatta kerevit , yayın balığı , sazan balığı , turna balığı satılırdı. Kerevitler ( İstakoz ) acele İstanbul`a uçağa yetiştirilirdi. Şimdi ne kerevit kaldı ne de yayın balıkları. Sazan ve turna da göle karışan kirleticiler yüzünden yıldan yıla azalıyor. Gene de köprüyü geçince sol taraftaki balık halinde düzenlenen satışları seyretmek bile güzel.
Köy içinde bir tur atmak isterseniz  sokaklarda kadın - erkek , çocuk - ihtiyar kimle karşılaşsanız size “hoş geldiniz” diyecektir. Sokaklarda , kapı önlerinde çiçek yüklü tenekeler , saksılar da katılacaktır buna. Son yıllarda turizm ile utangaç bir temas içindedir çoğumuzun farkına bile varmadığı bu köy. Hafta sonları cami yanında kurulan tezgahlarda kadınlar kendi ürettikleri ekmek , gözleme , erişte , tarhana , salça , zeytin,  örgü ve el işlerini satarak katılmaktadır bu temasa.
Göl içindeki adaları kiralayacağınız bir motorla gezebilirsiniz. Ya da eşi ile birlikte balıkçılık yapan  kadınlardan biri ile balığa çıkabilirsiniz. Ancak köyden ayrılmadan uygun bir yerden güneşin batışını mutlaka seyretmeli , fotoğraflarla ortaya çıkan güzelliği tespit etmelisiniz. Bir de köprüyü geçince sağa dönüp kale duvarları arasından tırmanan sokağa girince solda yer alan fırından köy mayası ile yapılmış ekmeklerden almalısınız.
Göl kıyısında güneye bakan masalardan birine oturup karşı yamaçların güzelliğini bozulmadan görmelisiniz. Çünkü 1 – 2 sene içinde geçecek oto yol bu manzaranın da içine edecek.
Demem o ki sessiz bir ortamda nefis bir havayı teneffüs etmek , dinlenmek isterseniz her mevsim Gölyazı sizi bekliyor. İster fotoğraf makinenizi alıp manzara , eski Rum evleri , kilise fotoğrafı çekin isterseniz sehpanızı , tuvalinizi, fırçanızı , boyanızı alıp nefis tablolar yapın. İnanın pişman olmayacaksınız.
*Nasıl gidebilirsiniz? İzmir- Bursa yolunda Bursa`ya 30 km kadar kala , Zeytinbağı – Mudanya sapağını geçtikten sonra sağa saparak 5 km sonra köye ulaşabilirsiniz. Bursa – İzmir yönünde de Bursa`dan 30 km kadar uzaklaşınca sağa sapıp ana yolun altından geçerek sola dönen yoldan ulaşabilirsiniz. Köye girişte soldaki , çıkışta sağdaki yolu kullanabilirsiniz.
* Nereleri görmelisiniz? Girişteki eski kiliseyi , Köprü başındaki ağlayan çınarı , Eski kale duvarlarını , Eski rum evlerini, ada tepesindeki camiyi görmelisiniz. Akşam gün batımını tepe üzerinden seyretmeli , Kış ve bahar aylarında zenginleşen kuşları , özelikle pelikanları görmelisiniz.
* Neler yiyebilirsiniz? Göl balıkları , gözleme yiyebilirsiniz. Apolyont köy ekmeği alabilirsiniz. Yaz sonlarında siyah incir , akşamüzeri göl balığı da alabilirsiniz.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Kula - Salda - Gökova

Uşak`tan Kula`ya doğru giderken Kula ovasını ilk göreceğin virajı dönünce

sağda “PERİ BACALARI” levhasını görüp direksiyonu çevirdim. Ihlara vadisini görmedim. Ancak buradakiler onlardan farklı. İda dağının tanrıçaları tahtlarına kurulmuş vadiyi seyrediyor mu desem, Erzurum`un çifte minaresini tepeye oturtmuşlar mı, varın siz karar verin.



Siz karar verirken yolumuza devam edelim. Denizli-Acıpayam yolunda ilerlerken Alaaddin denen yerde, benzinliği geçmeden sola sapalım. Bir süre sonra berraklıkta dünyanın ikinci, Türkiye`nin birinci gölü çıkacak

karşımıza. Haydi adını da söyleyelim: Salda Gölü. Etrafı beyaz çakıl kum ve taşlarla çevrili. Sırtını dayadığı dağın karı 2 yıl öncesine dek eksik olmazdı ya, küresel ısınma onu da tüketti.

Ancak Sultanpınarının üç kurnasından akan su buz gibi. Göle girerken dikkatli olun. Çünkü her yıl 5-10 kişiyi dibine çekiyor.


Buz gibi suyundan yudumlayıp, elimizi-yüzümüzü serinlettikten sonra Korkuteli-Elmalı üzerinden Finike`ye inelim mi? Çam, sedir ağaçlarını görmeden ekip-biçmek için yıllar önce kurutulan, ancak birkaç sene sonra çoraklaşan, günümüzde tekrar göle dönüştürülmek istenen bölgeyi, Eski Avdan Gölünü geçelim. Finike`ye girmeden Turunçova çıkacak karşımıza. Finike portakalı buradan geliyor.
Finike`den sağa dönüp, kah denizle kucaklaşan, kah denize tepeden bakan, ille de kıvrılarak giden sahil yolunda ilerleyelim. Zamanımız olsaydı Demre`de Noel Baba`yı ziyaret ederdik. Ya da biraz ileride sola sapan yoldan Kekova`ya inip batık kenti görürdük.


Kaş`a doğru biraz duraklayıp Meis adasına, 50 yıl önce Beyhan Cenkçi tarafından işgal edilmeye başlanan Çukurbağ yarımadasına selam durmalıyız.
(17 yaşında bir köy okuluna öğretmen olarak atandığında, 1961 Ağustosunun sonunda bu tepeden ilk kez selam durmuştu bu gariban.)
Manzara harika ya, yolumuz uzun. Kaş`ın kıyısından geçip Kalkan`a doğru giderken dikkatli olalım. Kapıtaşı koyunda, 1960'larda yol inşaatında şehit düşen üç emekçi için saygı duruşunda bulunmasak da kendilerini mutlaka anımsayalım.
Kalkan – Fethiye – Dalaman – Köyceğiz ve Gökova.
Gökova`da sola, Marmaris`e doğru dönünce hemen solumuzda kilometrelerce uzayan okaliptüslü yolu teğet geçmemeliyiz. Bu bölümde ana yoldan sapıp okaliptüs ağaçlarının arasından ilerlemeliyiz.




Bu yola bir de Muğla`ya doğru tırmanırken, Sakar Geçidi yamaçlarından bakıp, yola devam edelim. Yolumuz açık olsun.
2008 Ağustos sonu